Kitabı Kırmızı Donunla Oku..

Yılbaşı gecesi, kırmızı don giyinerek, o kırmızı don sayesinde bütün bir yılın kendisi için şanslı geçeceğini düşünen insanlara; gel de "kitap oku" de..




Şeytan Bile Kıskanır Oldu Şeytanlığımızı..

Üvey çocuklarına işkence yapan kadının durumunu günlerdir izliyoruz.. Ne büyük bir vahşet değil mi..? Bunun annelik duygusayla, kadınlıkla, cinsiyetle hiç ilgisi yok inanın.. "Merhamet, vicdan, Allah korkusu" gibi kavramlar yoksa bir insanda, o insan, küçük bir garibana, her türlü aşağılıklığı yapacak seviyeye düşer..


Hemen hepimiz, o küçük çocuğa yapılan işkenceyi, gözlerimiz dolu dolu izledik.. Kadına beddua ettik, hakaret ettik, en ağır cezayı almasını istedik.. Evet ama bizler ne kadar merhametliyiz ki, merhametten yoksun bir insanın durumunu böyle gözlerimiz dolarak seyredebiliyoruz..?

 ................


 Allah rızası için, çocuklara merhametli olmayı öğretin.. Çocuklarınızın yanında sizler merhametli olun ki, onlar da ileride durum ne olursa olsun merhametli olmanın güzelliğine erişebilsinler..



Farkındasınız değil mi; tertemiz bir ruhla dünyaya gelen çocuklarımızı, canavarlaştıran bizleriz.. Ne ekersek onu biçiyoruz.. Çok şey değil; çocuklara empati kurmayı öğretmek... Bir film izlerken ağlamaktan çekinmeyin.. Dünyanın bir ucunda, zorda kalmış bir insanı gördüğünüzde, çocuklarınızın yanında ne kadar üzüldüğünüzü hissettirin.. Birşeyler yapmak için çaba gösterin ve çocuklarınıza bu iş için görev ve sorumluluk verin.. Paylaşmayı öğretin, sevmeyi öğretin, Allah rızası için artık çocuklarınıza merhametli olmayı öğretin.. Öğretin ki; ileride böyle cani ruhlu insan olmasınlar, bizler de gözlerimiz dolarak böyle videoları seyretmek zorunda kalmayalım..


Demem o ki...
El-Hakk!
Şu hale bak...

Şeytan bile kıskanır oldu şeytanlığımızı..




Camii Minaresini Yılbaşı İçin Süslemek..

İki gün önce idi.. Mevlit kandili gecesi.. Ben, esas mesleğim olan ayakçılık işini yaptıktan sonra eve dönüyordum.. Trafik yoğundu.. Akşam ezanı 10 dakika önce okunmuş, ben dolmuşun camına kafamı koymuş, trafiğin açılmasını bekliyordum..


...Hemen arkamda, bir anne ve bu annenin henüz 3 veya 4 yaşında olan küçük kızı vardı.. Küçük kızın yüzünü göremiyordum ama sesi, dünyadaki en güzel seslerden biriydi.. Kandil günü olması münasebetiyle, camiinin minaresindeki ışıklar yeşil yanıyordu.. O küçük kız, annesine, "Anne bak, camiiyi yeşil renkli yapmışlar, yılbaşı için süslemişler" dedi.. Bu cümleyi o kadar tatlı bir edayla söyledi ki; birkaç kişinin sesli olarak gülümsediğini duydum.. Küçük kızın annesi de, kızın merakını geçiştirmek için "Hı hı, evet kızım ama sessiz konuş" dedi..


Ne tuhaf bir hayat yaşıyoruz değil mi..? Ne olduğumuzu bilmeden, her tarafa meyleden yuvarlak bir hayat bizimkisi.. İyi insan mıyız, kötü mü, bilmiyoruz.. Müslüman mıyız, münafık mı, belli değil.. Sağcı gibi görünüp sol bir hayat yaşıyor veya solcu gibi görünüp sağ değerleri benimsiyoruz.. Söylediklerimizle yaptıklarımız tezat içinde.. "Bir fikrim,düşüncem, ülküm var" diyoruz ama düşündüğümüz gibi yaşamamak konusunda ihtisas yapmış durumdayız.. Her şeyi söylemde bırakıyoruz..


Düşünsenize, müslüman bir anne ve babadan olma küçük bir çocuk, camii minaresindeki ışıkları yılbaşına bağlayabiliyor.. "Hz.Muhammed (s.a.v.) kimdir..? " sorusuna ne cevap vereceğini bilmeyen çocuklarımız, "Noel Baba kimdir..? " sorusunu gayet güzel bir şekilde cevap verebiliyor..


...Artık nasıl bir hayat yaşıyor, çevremizi ve hatta kendimizi nasıl sevmiyorsak; bizden başka olan tüm insanlara özeniyor, onlar gibi olmak için çaba sarfediyor, onlar gibi olduktan sonra da kendimiz gibi olmak için gayret gösteriyoruz.. Müslüman gibi görünüyor, münafık hayatı sonuna kadar yaşıyoruz, yaşadıklarımız ile düşündüklerimizin ne kadar tezat olduğunu görmeden yaptığımız herşeyi bir şekilde savunabiliyor, bizden olmayanlara özeniyor ama ayrıca bizden olmayanları hicvedebiliyor, tüm bu karışıklıklar içinde ne yaptığımızı bilmeden yaşayıp gidiyoruz..


Hz.Muhammed (s.a.v)'i tanımayıp Noel Baba'yı tanıyan çocuklarımız, camiileri yılbaşı için süslüyorlar; biz de gülümseyerek seyrediyoruz..

56 Gün..

Tamı tamına 4 büyük, 3 küçük olmak üzere toplam 7 ameliyat geçirdikten sonra ve ellialtı günün ardından; Allah izin verdi ve nihayet babamı taburcu ettik.. Elhamdülillah..


Yine iyi değil, yine ameliyat yeri kapanmadı, yine sıvı geliyor, yine güçsüz ama nihayet eve gelebilecek duruma geldi.. Şükür Rabb'im..

Bu mübarek gün, bayramım olsun benim.. 

Cevabını Bilmediğim Soru..

Cevabını veremediğim, düşündüğümde çözemediğim bir durum ve soru var...


Ya şuan yaşamıyorum ben veya bundan önce yaşamıyordum da şimdi yaşamaya başladım..




Şuan yaşıyor muyum ben, yoksa daha önce yaşıyordum da şimdi yaşamadığımı mı fark etmeye başladım..?




Karmakarışık Bir Hayat..

Günden güne eriyen, psikolojik olarak çöken, taburcu olacağını umarken 5. ameliyatına girecek olan bir baba...

Ne yapacağını bilmeyen, her geçen gün sabırsızlanan, morali bozulan, karamsarlığa kapılan aile bireyleri...

Akıp giden hayat, gülen insanlar, düğünlerinde beni de görmekten mutlu olacağını söyleyerek davetiye getiren düğün sahipleri...

Hamile olduğunu söyleyen, dünyaya yeni bir çocuk ve dolayısıyla yeni bir umut getireceğini söyleyen arkadaş...

Edilen dualar, dökülen gözyaşları, hercümerc olan ruh, okunamayan kitaplar, gezilemeyen şehirler, geçip giden gençlik, "babama ihanet mi ediyorum" diye düşünüldüğünden söylenemeyen türküler, gülümserken bile iki kere düşünen ben...

Hayat o kadar karışık ki şu sıralar.. Hayr bildiklerimizden şer, şer bildiklerimizden hayr çıkıyor sürekli.. Ne yapacağımı bilmez bir haldeyiz.. Keşke gerçekten Müslüman olsaydık da kendimizi Rabb'e teslim etmesini bilse idik..

Şükür Rabb'im..Şükür Sana.. Her ne verdiysen şükür Sana..
Sana gerçekten teslim olan, kâmil Müslümanlardan eyle bizi ne olur..





Korkulu Günler..

Ne sıkıcı, ne korku dolu, ne insanın psikolojisini hercümerc edici günler geçiriyoruz böyle..
İyi zamanlarda Seni unutup, her kötü anda Sana sığınarak ikiyüzlülüğümü gösteriyor olsam da; Rabb'im sana sığınıyorum.. Bu günler tez zamanda feraha ersin n'olur..



Eş Şafii..

Eş Şafii isminin yüzü suyu hürmetine; babamın ve diğer tüm hastaların sağlığına kavuşmasını senden niyaz ediyorum Rabb'im..




Niye yaptırdı Ki..?

Yapmamı istemeseydi daha iyi olacaktı ama "yap" dedi, yaptım.. Beni biliyordu, tanıyordu oysa; "sil" deyince sileceğimi, "yap" deyince yapacağımı biliyordu.. Bile bile niye yaptırdı da beni böyle hasret içinde bıraktı ki..?


Baba..


Şehr-i İstanbul'a yağmur yağdı ve şehrimdeki çocuklar okula gitti ya;
ben, bugün, baba olmak istedim..
Umutsuzca, çaresizce, garipçe, olmayacak duaya "amin" dercesine; ben, baba olmak istedim..

 



Hoşgeldin..

Sabah, daha yataktan çıkmadan, telefonu açtığında, bir fotoğrafla karşılaşıp, iki sene önce evlenmiş lise arkadaşın, çok uzaklardan "işte yeğenin Arda Han" diye sevincini paylaşıyorsa seninle; ister istemez ve nedensiz bir yere gözlerin dolu dolu uyanıyorsun güne..

Hoş geldin Arda Han.. Annene, babana, huzur getirdin, sağlık getirdin, mutluluk getirdin, heyecan getirdin, korku getirdin, sevinç getirdin, sorumluluk getirdin.. İnsanlığa yeni yeni umutlar getirdin sen.. Uzaklardaki bu yaşlı adama ise gözlerinin dolu dolu olması duygusallığını getirdin.. Yani hoş geldin..







Ama Gitti.. Oysa Çay Güzeldi..

Sonra sustum..
Ama güzel sustum..
Öyle güzel sustum ki;
mutfaktan fokurdayan suyun sesini duydu..
Dakikalar sonra dile geldi :
"Ne kaynıyor mutfakta ? "
"Çay" dedim..
"Sen gelmeden, çay demledim.. "
Sonra o da sustu..
Ama güzel sustu..
Öyle güzel sustu ki;
kalkıp kendine de bana da bir bardak çay koydu..
Çay içtik karşılıklı..
Bir bardak ile başlanan çay dördüncü bardağa kadar geldi..
O sustu..
Ben sustum..
Sonra çantasını aldı ve gitti..
Ama güzel gitti..
Öyle güzel gitti ki ;
kapının üzerine bıraktığı not aylardır bilgisayarımın yanıbaşında.. :
"Susmaların çirkin ama tomurcuklu çay güzeldi..
Gidiyorum..
Evet gidiyorum ama bırakma beni diye gidiyorum..
Bırakma beni, bırakma.. "


Ama güzel gitti..
Öyle güzel gitti ki ;
ondan okumak için aldığım kitabı bir daha veremedim ona..
Kitabın arkasına yazmıştım oysa :
"Evet, çay güzeldi.. "

Sahile Vurdu İnsanlığım..

Umuda giderken,
sahile vurdu hâyâllerim..
Anne;
hasta olmadan atletimi değiştir,
çok ıslandı bedenim.. ...


Hatırlasana,
“Savaş olmayacak”
“Süt olacak,
çikolata olacak,
oyuncak olacak” demiştin..
Süt yok diye mi bana tuzlu su içirdin..?

Anne
Sahile vurdu bedenim..
Vatansızım işte;
şimdi ben nereye gömüleceğim..?


Topkapı'da Sessiz Kadın..

Topkapı'da, yemyeşil bir alanda, sessiz bir kadındı..

İçi pembemsi, dışı beyaz, gri ve siyah olan harika spor ayakkabısı,
boydan 30 olması gerekirken 32 olan, bir beden büyük olduğu için paçadan katlanmış olan beyaz pantolonu,
siyah üzerine beyaz benekleri olan uzun gömleği,
gümüş metal renkli saati,
siyah çantası,
üzerinde kelebek, ağaç yaprağı ve Fransızca yazılar olan koyu gri başörtüsü ile havuzun yanındaki bankta oturuyordu.. Havuzun fıskiyesinden gelen ve muhtemelen pis olan sular, yüzüne çarpıyor, o, bu durumdan hoşnut olduğunu belli ediyordu..

O kadın ki; "Seninle yürürken kendimi karı-koca gibi hissediyorum" dediği erkek için çiçek almış; erkek, hayatında ilk kez bir kadından çiçek almanın verdiği mutlulukla, ne yapılması gerektiğini bilmeden yürüyordu.. Doğrusu biraz da utanıyordu.. Çiçeği eline alsa, "Kadınına çiçek alan erkek" değil de "Kadınının çiçek aldığı erkek" olmanın tuhaf bir erkeklik utancını yaşayacağından olsa gerek, kadının kendine aldığı ve içinde üniforma olan poşetin içine koydu çiçeği.. Dikenleri olan, alt kısmı hediye paketine sarılmış, kırmızı bir gül, poşetin içinde, erkek ve kadınla beraber yürüyordu.. Kadın anlamıyordu ama o çiçek, erkeğin o an ki mutluluğunu çok iyi anlıyordu..  

Kadın ne güzel yemek yiyordu,
ne güzel su içiyordu,
külahıyla birlikte ne güzel dondurma yiyordu,
Panorama 1453'de gökyüzüne bakıp beğendiğini söylüyor, Kırgızistanlı kızları görüp, kızların gözlerine, kirpiklerine ne güzel methiyeler diziyordu..

...

Birini otobüsle yolcu etmek ne tuhaf..! Bir daha karşılaşıp-karşılaşamayacağınızı bilmeden, birinin sana içten sarılması, sana sarılan kişinin kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak, otobüse bindirdikten sonra sırf bir kez daha görebilmek için bir bahaneyle otobüsün içine girerek ona bir şeyler söylemek ne tuhaf.. ! Bir daha karşılaşacak mısınız, bir daha sarılacak mı, bir daha öpecek ve Topkapı'da sessizce oturacak mısınız bilmeden, günahın bol olduğu mutluluğu yaşamak ne tuhaf.. !


Ey Şehr-i İstanbul, söylesene, o kadın seviyor mu,
o kadın mantığını değil de kalbinin sözünü dinleyebiliyor mu,
o kadın, erkek için herkesi karşısına alabiliyor mu,
o kadın türkü söyleyebiliyor, sana nanik yapabiliyor, senin için dans ediyor, "seni düşünüyorum" deyip fotoğraflar gönderebiliyor, sana kitap okuyabiliyor mu..?


Ey Şehr-i İstanbul, söylesene, Topkapı'daki sessiz kadın, âti için senli hâyâller kurabiliyor mu..?

Güle Güle Baba.. Güle Güle Anne..

Kalp yetmezliği ve kalp damar tıkanıklığı had safhada olan babam, illa memlekete gitmek isteyince, bugün itibariyle yolcu ettim onları..

Allah'ım, ne olur, sağ-salim kavuştur beni onlarla.. Ve Rabb'im, belki mucize istemiş olacağım ama mucizeyi de Sen'den başkasından isteyemem ya.. Ne olur, memlekette, her ikisinin de tüm hastalıkları son bulsun ve mutlu bir şekilde dönsünler yanıma..





.....................................
Benim özgüvenim, annem ve babamın yanında geçerli sadece.. Onlar yok diye; korkağım, çekingenim, yalnızım..






Yaşıyorum..

Fazlasında gözüm yok artık..
Yaşıyor muyum..?
Evet, şükür, yaşıyorum işte..





Kapanan Devir..

Bir devir daha kapandı.. Feysbuktan silip engellemeden hemen önce demiş ki :


"
sana deli gibi kırgınım kizginim ama sürekli düşünüyorum aramak bişeyler bişey konuşmak istiyorum ne olursa:(



"


Birkaç saat sonra :


" 
BENCILSIN! ve bu gerçekten fazla bunu düzeltmeni tavsiye ediyorum .
"


dedikten sonra beni feysbuktan engelleyerek hayatından çıkarmış.. Yapması gerekeni yaptı.. Nihayet doğruyu bulduğu için tebrik ediyorum kendisini..












Özlem Kasırgası..

Hayatımın hiç bir döneminde, bu denli kendimden geçecek kadar, konuşulanları anlamayacak kadar, ölü gibi dolaşacak kadar özlem hissi sarmamıştı içimi..




Hâyâl Misin..?

Hâyâl misin, gerçek mi..?

Gerçek olamayacak kadar harikasın,
hâyâl olamayacak kadar yanımdasın..

................
Söylesene kuzum, ne zaman benden uzaklaşacak, beni yaşlı kalbimle, yine karanlık içinde baş başa bırakacaksın..?

Tanınmış Çıkarcı..

Elimden kayıp gidiyorsun, biliyorum.. Olman gerektiği yere, olman gerektiği kişiyle gidiyorsun.. Kalbime baka baka, gözlerini benden ayırmayarak gidiyorsun ve ben sana Dur! diyemiyorum..

demiştim günler önce..


Sonra öğrendim ki; aramızda çıkar ilişkisi var ve ben çıkarcıyım..


Şükür, nihayet beni tanıdın.. !


İki Silah..

Şükürler olsun, ablalardan birini, kazasız belasız nişanladık.. Kalabalık, stres, hüzün ama ayrıca güzellikleri barındıran günleri geride bıraktık sayılır..

...Ama ne tuhaf değil mi.. ? Bir kulağımda; nişanlanan, yeni yeni hayalleri, umutları olan, gülümseyen bir kadın... Öte kulağımda; evli olan, hüzünlü olan, kederli olan, pişman olan, hiç ama hiç hak etmemesine rağmen göz yaşı dökmek zorunda bırakılan bir kadın... Doğum ve ölüm gibi..

...Oysa biraz rahat bıraksak kendimizi.. Biraz zamana ve hayatın akışına kapılsak.. Daha az üzülerek, gereğinden fazla sevinmeyerek, herşeyi yerli yerine bıraksak.. Ağzımdan kuş tutsak bile Allah'ın bizim için bir hesabı olduğunu bilsek.. "Boşverrr" diyebilsek, dua etsek, sabretsek..

Nişanlansak da, evlensek de, hayat bir şekilde devam ediyor.. Bugün ağlarken, yarın kahkahalarla hayatı karşılıyoruz.. Hayat bu kadar yanar döner bir durum sergilerken, bu denli ağlamaya veya bu denli kahkaha atmaya bilmem ki ne gerek var..!

Bizim elimizde olması gereken iki silah var.. Hemen hemen hepimizin kaybettiği iki silaha sarılmak dileğiyle : Sabır ve Dua..


Sıcak..

Bu nasıl bir sıcak arkadaş ya hu.. Terlemedik bir noktamız kalmadı.. Deminden beri vücudumun her bir yerini inceledim, ter olmayan bir minik yer bile kalmışsa, vücudumun yetkisini ve liderliğini ona verecektim ama ne yazık ki bulamadım..

Vücudumda, liderlik özelliği gösterebilecek tek bir noktam bile yok..

Neyse ki cumartesi, pazar günlerinin Tekirdağ hayalleri var da hayallerimi lider olarak belledim..


 

Perdeler Bile..

Gençler, az ilerideki halısahada, top oynuyor.. Çocuklar gecenin bu saattinde sokaklarda koşturuyor.. Bir adam, kızına, "kızım köpek var ileride hızlı gitme" diyor..


Ben, odamda, yalnız bir halde, neden yazdığımı bilmediğim bu cümleleri yazıyorum.. İşin tuhafı, perdeler bile rüzgarla oynaşıyor..




Özlem..

Keşke "özlem" diye bir his olmasa hiç.. İnsanoğlu, hiç kimsenin; sesini, yüzünü, kokusunu, sarılmasını, bakışını, konuşmasını, edasını, nazını, sitemini, asabiyetini, yumuşak huyunu, giyimini, mesajlarını, gönderilen fotoğrafları, anılarını, gün içinde yaptıklarını anlatmasını özlemese..

Yani keşke özlem diye bir his olmasa hiç........



Ramazan..

Ramazan bitiyor mu ne..!

İnşaallah hepimiz hakkıyla ramazan ayını ihya etmiş ve bayramın coşkusunu kalbimizde hissetmeye başlamışızdır.. Beni okuyan, ses çıkarmayan, dargın olan, kızgın olan kim varsa; hakkınızı helal edin..Hayırlı bayramlar..

Dua..


Eyy Rabb'im..!



Hani demişti ya Efendimiz (s.a.s.) mealen, "Günahınız göklere kadar ulaşsa bile bir tövbe edin; Allah tövbeleri kabul eder" diye; Rabb'im, bizim günahlarımız göklere kadar ulaştı.. Tövbe Ya Rabb'i.. Tüm günahlarımızdan, kusurlarımızdan, hatalarımızdan, eksikliklerimizden tövbe..


Allah'ım, Sana ulaşmak için herhangi bir zaman dilimi bildirmiyorsun bize.. Her an uyanık, her an diri, her an tövbelere karşılık vermek için hazırsın.. Gece veya gündüz, soğuk veya sıcak, tatil veya çalışma günü farketmez; günahkar kulunun, el açmasını, dua etmesini, tövbe etmesini ve Seni anmasını bekliyorsun her an.. Yürüyerek gelene koşarak geleceğini söylüyorsun.. Herşeyi Sen'den istememizi, Sana muhtaç olduğumuzu hissettirmemizi, dua edilmesini sevdiğini söylüyorsun..


Rabb'im, işte huzurundayım.. ! Senden istiyorum Allah'ım.. Hakkımda hayırlı olacak ne varsa Sen'den istiyorum.. Beni günahlarımdan kurtaracak, beni kötü yollara düşürmeyecek her ne eylem varsa Sen'den istiyorum.. Razı olduğun şekilde yaşamayı, razı olduğun şekilde huzuruna kabul edilmeyi Sen'den niyaz ediyorum..


Rabb'im, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi'nin yüzü suyu hürmetine, mübarek kıldığın Ramazan ayının yüzü suyu hürmetine, Habibin Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v)'in yüzü suyu hürmetine, Sana layıkıyla kul olabilen ve Sen'in tarafından sevilen kullarının yüzü suyu hürmetine, affet bizleri Ya Rabb'i.. Bizleri öyle bir affedilişle affet ki; bir daha günaha düşmekten alıkoyalım kendimizi.. Nefsimize, Şeytan'a, kötü karakterli insanlara, kötü eylemlere heves ettirme bir daha..


Cennette cemalini görebilmeyi nasip eyle Allah'ım.. Peygamberimiz'in sancağı altında toplanmayı nasip eyle.. Tüm peygamberler ne istedi ise, sahabeler-sevdiğin kulların ne istedilerse, biz de aynılarını istiyoruz Sen'den.. Onlar nelerden uzak kalmak istedilerse, bizleri de o uzak kalınması gereken şeylerden uzak eyle Allah'ım..


Ya Rabb'i kul hakkına girmekten, harama bakmaktan, haram söz söylemekten, haram davranışlardan uzak tut bizleri.. Anama-babama-aileme-akrabalarıma-tüm ümmet-i Muhammed'e hayırlar ver; birlik ver, beraberlik ver, bizi birbirimizden ayırma.. Müslümanlar arasında sevgi oluştur.. Müslümanlar'a düşman olanlara karşı birlikte davranmayı ve böylece razı olacağın işler yapmayı nasip eyle bizlere..

Allah'ım, bu dünyada da hayırlar ver, ahirette de.. Bizleri Kur'an-ı Kerim okumaya muvaffak kıl.. Kur'an'ı okuyan, anlayan, anladığıyla amel edenlerden eyle.. Kur'an-ı Kerim'e karşı ilgimi arttır.. O'nu gözümün nuru, gönlümün şifası, keder ve üzüntümün ilacı yap.. Bedelimi Kur'an-ı Kerim ile kuvvetlendir, yüzümü O'nunla güzelleştir, mizanımı O'nunla ağırlaştır, ruhumu O'nunla diri ve sağlam tut.. Gösterişten, riyadan, hasetten, zinadan, fuhuştan, haram yemekten, yalan söylemekten, dedikodu yapmaktan, faizden, hasetten, sevgisizlikten, düşmanlıktan, kötü sözlerden, kötü davranışlardan, merhametsizlikten, dünya malına tapınmaktan ve dünya malını herşeyden üstün tutmaktan Sana sığınırım; Sen bu pis şeylerden muhafaza eyle Allah'ım..



Sağlık, sıhhat, esenlik, sabır, güç, huzur, mutluluk ver Allah'ım.. Derdi olanlara derman, borcu olanlara borcunu kurtarma fırsatı ver.. Din ve devlet için çalışanlara yardım et; dine ve devlete karşı olanlara mani ol.. Ölmüşlerimize rahmet et.. Ölüp de "Bize de bir dua eden yok mu?" diye dua bekleyen nesli kesilmişlere rahmet et.. Bizler de öldükten sonra arkamızdan dua edenleri eksik etme.. Son nefeste; kalben, inanarak, bedenen ve dil ile kelime-i şahadet getirmeyi nasip et.. Şehitlik, gazilik rütbesi ver.. Bizleri peygamberlerin, şehitlerin ve şefaat etme yetkisi verdiğin kullarının şefaatine nail eyle..   


Rabb'im, Müslüman olup da yardım bekleyen, gayrimüslimlerin eziyeti altında inim inim inleyen kardeşlerimize yardım et, güç ver, sabır ver, birlik ver, başarı ver.. Allah'ım tüm insanlığa hidayet eyle; kalplerini imana aç, dosdoğru yoldan gidebilmeyi herkese nasip et.. Müslüman olduğunu söyleyenlere de dosdoğru yoldan gitmeyi, inançlarını doğru bir şekilde yaşamayı ve hurafelerden sıyrılmayı nasip et..

Allah'ım, Sen'in varlığına inanmadığını söyleyenler var.. Ya Rabb'i onlar bilmiyorlar, onlar göremiyorlar, onlar dünya hayatının eğlencesine aldanmışlar.. Sen, onları da affet Allah'ım.. Onların kalbine de Sen'in sevgini, peygamberlerin sevgisini, sizleri sevenlerin sevgisini koy.. Rabb'im sana inanmanın ne büyük bir huzur kaynağı olduğunu, Sana inanmayarak kendine zulmeden kullarına da nasip et..



Ya Rabb'i, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri de affet.. Bizleri, Sen'in yolundan ilerleyen, razı olduğun ameller işleyen, cennette cemalini görebilecek kullardan eyle..


"Bana dua edin, duanızı kabul edeyim." diye buyuran Allah'ım; dualara karşılık veren El Mucib ismi şerifin hürmetine, dualarımızı, ibadetlerimizi, niyazlarımızı ve dualarımızı kabul eyle.. Bizleri hayr işleyen, infak edebilen, dosdoğru yoldan giden, faydalı işlerle meşgul olan, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği takva sahibi kullarından eyle..  

Amin..

Şeytan İşi..


Seni böyle konuşturan, benim de sana karşı konulmaz hislerimin kaynağı; nefis ve şeytanın, bize haramı güzel göstermesidir..


Empati Yoksunu Yaratılmışlar..

Saat, gecenin bilmem kaçı.. Durduk yere, empati yoksunu olduğum geldi aklıma.. Oruç tutuyor ama aç ve susuz iftar ve sahur geçiren, evsiz olan, elbisesiz olan insanların yerine kendimi koyamıyorum.. Namaz kılıyor ama huşu içinde namaz kılanları anlayamıyor, spor yapar gibi ruhsuz bir halde eğilip-kalkıyorum.. Müslüman olduğumu dile getiriyor, diğer Müslüman olduklarını söyleyenleri ve tüm canlıları sevmemek için bahaneler arıyor, onlara müsamaha gösteremiyorum..


Dünyanın hemen yer yerinde Müslümanlar perişan.. Zulüm görüyor, açlık ve susuzlukla uğraşıyor, yoksulluk ile hurafeler altında inliyorlar.. Müslüman olmayanların Müslüman olanlara yaptıkları zulmü bir nebze anlıyorum da kendine "Müslüman" deyip de "Tek bir Allah'a iman ettiğini, Hz.Muhammed'in Allah'ın elçisi ve son peygamberi olduğunu" söyleyenlerin Müslümanlara, Müslüman olmayanlara, doğaya, canlılara verdikleri zararı anlayamıyorum.. Bunların yanlış olduğunu düşünüyor ama mümkün olduğunca düşünmüyor, birşeyleri düzeltmek için çaba harcamıyor, hiç değilse buğz edemiyorum..


Bizler, öyle tuhaf varlıklarız ki; esasında hepimizin bir yaratılış amacı var ama bu amacın ne olduğunu bilmeden, bilsek bile bu amaç doğrultusunda yaşamadan bu hayattan göçüp gidiyoruz..




 

Doğu Türkistan..



    Her yer kan gölü..

    Ben de güya Müslüman'ım, orucumu tutuyor, demokrasi şarkıları söylüyorum.. Ne bir şey yapabiliyor ne de hiç değilse buğz edebiliyorum.. Rahatım, keyfim yerinde diye; çevremde olup-bitenleri görmezden geliyorum..


    ...Oysa insanlık can çekişmekte..

    Tutturulmayan oruçlar, kıldırılmayan namazlar, doğum yapmasına izin verilmeyen kadınlar, ses çıkardıkça başı ezilen canlar... Daha ne büyük kıyımlar..!



    Demokrasi savunucuları, insan hakları ezbercileri, solcular, milliyetçiler, Müslümanlar, size diyorum ey insanlar !

    işte size sınav yeri : Doğu Türkistan..



Ramazan Davulcusu..

Gece vakti anında yanında beliren köpeklerden korkmasam; tam ramazan davulcusu olacak adamım ha..


Hoşgeldin..

...Ve şükür.. İşte geldi.. Hoş geldin ya şehr-i ramazan.. Hoş geldin.. Gönlümüze hoşluk, kalbimize huzur getirdin.. Hoş geldin..




Huzursuzluğun Sebebi..

Allah'ım, son günlerde, niye bu kadar huzursuz, niye bu kadar korkak olduğumu çok iyi biliyorum..

Affet beni.. Affet Allah'ım.. ! Sana yönelmek, Sana tabi olmak, her şekilde kendimi Sana adayarak, huzuru ve mutluluğu bulmak istiyorum.. Kabul et Allah'ım.. Beni, Sana teslim olanlardan eyle..



Sen, Utanmama Sebepsin..

Biliyor musun; utanıyorum kendimden.. !

En sevdiğim insanlar, bu denli sıkıntılı zamanlar geçirirken, seni ve seninle geçen her bir anı özlediğim için utanıyorum kendimden.. Seni karşılamayı, yolcu etmeyi, seni kısa bir süre de olsa görebilmek için sıkıntı çekmeyi, bana sadece kollarınla değil de tüm vücudunla sarılmanı, hızlı hızlı ve çok konuşmanı, gülüşünü, bakışlarını, kalbinle ve vicdanınla üzerimde söz sahibi olmanı özlediğim için utanıyorum kendimden.. Ben, seni, hiç hatırlamamalı, hiç özlememeli ve ailemin sıkıntısı ile kendi sıkıntılarımla boğuşmalı ve hayatı böyle idame ettirmeliydim.. Oysa ben, seni düşünüyor ve özlüyorum..


................................................
Seni düşünmek, karanlığın içindeki aydınlık gibi ama öğrendim ki seninle olmak da karanlığın daha da kararması gibi..




Zor Günler..


İskenderun'da bir haftalık seminer, devamında babamın kalp krizi geçirmesi, hastaneler ve yorgun günler derken; nihayet az da olsa kendimize gelebildik ve işyerinde soluk aldık..  Ne zor, ne korkutucu, ne uykusuz, ne kalbi hercümerç eden günler geçiriyorum bilemezsiniz.. Anjiyo olduktan sonra 6 damarı tıkalı kalan, bypass ameliyatı olması gerekirken her türlü riski kabul ederek hastaneden ayrılan ve her an kalp krizi geçirme olasılığı olan babamın; ufak bir "off" demesi bile bizi korkulara salıyor.. Haliyle geceler uykusuz, yorgun, korkutucu geçiyor.. Yine de şükürler olsun ki babam, yanı başımda.. Memlekete gitme olaylarını da uzun dönem sonraya erteledik.. Ne olacağını hiç bilmiyoruz..

Mevla ne verdi de biz kabul etmedik ki..? Şükürler olsun Rabb'im sana..



Daldan Dala..



+ Dün gece çok geç uyudum.. Çok.. Hem de çok geç.. O kadar geç uyudum ki; gece, gece olmaktan çıkmıştı da sabah olmak üzereydi.. Uyku tutmadı bir türlü.. Herkes için basit gelebilecek küçük bir detaya takıldım, o detaydan yola çıkarak onlarca hayal kurdum.. "Onu, evine yolcu etmek için belediye otobüsünü bekliyor, arada sohbet ediyorduk.. Gömleğimin yakası katlanmış olmalı ki, yaklaştı yanıma ve elleriyle gömleğimin yakasını düzeltti.." Beni sabaha kadar uyutmayan detay, bu iki cümle ile anlattığım olaydan ibaret.. Bu anlattığım ve herkese sıradan gelebilecek olay, benim için o kadar güzel bir olaydı ki, bu olaydan yola çıkarak, beynimde ve kalbimde kurdum da kurdum.. Sonra bir baktım ki, gece, nöbetini sabaha devrediyor.. Uykusuz ama güzel bir geceydi..


+ Dünden uykusuz kalınca, gözlerim acıyordu ve uykusuzluğa hasret çekiyordum.. İş çıkışı eve gelip epeyce bir uyumak niyetindeydim.. Yemek yedim.. Biraz oturduktan sonra yatağa girdim.. Ancak bir türlü uyuyamadım.. Sonra tekrar kalkıp, televizyon başına geçtim.. Akşam ve sonrasında yatsı namazını kıldıktan sonra tekrar yatağa girdim ama yine bir türlü uyuyamayınca, kendimi bilgisayar başına attım.. Uyumak istiyor ama uyuyamıyorum bir türlü..


+ Uykuyu çok seven, uyku ile hayatın gerçeklerinden koparak, zamanın hızlı akmasına bir nebze sevinen, daha başını yastığa koymadan uyumaya başlayan biri olarak, iki gündür neden bir türlü uyuyamıyorum, anlayamadım gitti..


+ Bir haftalık engelli semineri sebebiyle, geçen sene gittiğim Hatay-İskenderun-Arsuz'a gideceğim inşaallah.. 24 Mayıs olan pazar günü için Adana'ya uçak bileti aldım.. Nasip olur da Adana'ya gidersem, oradan sonra 3 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından Arsuz'a varmış olacağım.. Muhtemelen deniz mevsimi açılmıştır ve Allah nasip ederse, yılın ilk denizine girme işini orada yapmış olacağım.. Sonrasında 29 Mayıs akşam saatlerinde Şehr-i İstanbul'a geri döneceğim.. 


+ "Sabah, öpülerek uyandırılma" kavramına takmış durumdayım.. Öyle bir şey sahiden var mı Allah aşkına..?


+ İki hafta sonra Allah nasip ederse, annemi ve babamı 5-6 aylığına memlekete uğurlayacağım.. "Hoş geldin sefalet, açlık, yalnızlık, gariplik..! " dememe az kaldı yani.. Eskiden annemin babamın gitmesi ve evin bana kalması ara ara iyi geliyordu ama artık çok korkuyorum bu durumdan.. Annemin-babamın yaşlı olması, onları bir daha görememek korkusunun yanı sıra yalnız kalmanın korkusu da var artık.. Yalnız kaldıktan üç-beş gün sonra, ne hayat çekilesi geliyor bana, ne de bu çok sevdiğim ev.. Bu durumu artık zerre kadar sevmiyorum ve yalan yok; içten içe fazlasıyla üzülüyorum..


+ Neden bilmem, işyerinde tuhaf bir durgunluk var.. Harıl harıl çalışan, kendi işlerinin yanı sıra başkalarının işlerini de yapan ben; son zamanlarda iş olmadığından oturuyor ve internette takılıyorum.. Eskiden boş kaldığımda ne yapar eder kendime iş çıkarırdım; artık bir iş yapasım da olmadığından, çalışmaktansa, dakikalarca beyhude yere oturmayı yeğler oldum.. Tembelliğe alıştıktan sonra çalışmak zor geliyor insana.. Şeytan bir şekilde ele geçiriyor insanı..


+ Bu kadar işte... Daha ne olsun ki...! Baştan savma yazdığımın farkındayım ama hayat da bana böyle davranıyor zaten.. Ben, hayatın bana davrandığı gibi yazıyorum..




Tükürsem..

Madem hiç bir şey yapamıyorum;
"böyle hayatın içine tükürsem bari" diyorum..

Kadıköy'ün Gözyaşları..

     Kadıköy sokaklarında yürüyorum..

     Haldun Taner Tiyatrosu'nun önündeyim.. O kadar çok yorulmuşum ki, kaldırım taşına oturuyor, ayağımı yola uzatıyorum.. Bir veya iki metre kadar önümden, arabalar geçiyor.. Yorgunum.. Sıcak bir günde, dere kenarında ayaklarımı suya uzatmış gibi ayaklarımı uzatmışım yola.. Tehlikeyi düşünemiyorum.. Korkmuyorum.. Ölüm korkusunu, acı çekme korkusunu yıllar önce bıraktım bir köşe başında..

     Kadıköy ne kadar güzelleşmiş böyle.. İnsanlar alımlı, nazik, sevecen.. Yanı başımdan geçen kim varsa koşuşturuyor.. Martılar insanlara uymuş çığlık çığlığa haykırıyor.. Keza arabalar da öyle.. Kadıköy'ü, Kadıköy'deki bu insanları, vapuru, denizi, martıları, zorla çiçek satmaya çalışan çiçekçi kadınları; ilk kez görmüş gibiyim..

     İşyerim Kadıköy'de değil miydi..? Her sabah, şuan oturduğum kaldırımdan yürümüyor muydum..? Bu insanlar, arabalar ve hatta uçuşan martılar; dün ve önceki günlerde hiç mi denk gelmediler bana..? İlk kez mi yürüyorum Kadıköy sokaklarında..?

     Hayır..!

     Hayatım Kadıköy'de geçti benim.. Biliyorum bunu.. Ben burada yaşıyorum.. Bu sokaklarda nefes alıyorum.. Biliyorum.. İyi ama Kadıköy ne zaman bu kadar güzelleşti..? Ne zaman bu insanlar nazik ve saygılı oldular..? Ne zamandan beri martı sesleri ve araba kornaları, gürültü çıkarmayıp da şarkı söyler oldular.. ? Ben yıllardır neredeydim.. ?

     Acaba Moda Sahili de değişmiş midir..? Hayır <Çocuk>, değişmez..! Niye değişsin..? Daha dün Moda'da denize bakıp da çay yudumlamadın mı..? Kadıköy değişip güzelleşti diye Moda neden değişsin..?

     Elele bir çift geçiyor arkamdan.. Kız gülümsüyor.. Sıkı sıkı tutmuşlar birbirlerinin elinden.. Peşlerinde uzun entarili, çiçekçi kadın.. Gençlere çiçek satmaya çalışıyor.. Gençler kadını görmezden geliyor.. Acaba ne zamandan beri çiçekler âşk uğruna pazarlanıyor..?

     Yayalar için yeşil ışık yanıyor.. Yirmiden fazla insan, karşılıklı olarak yer değiştiriyor.. Bu insanlar, bu sıcakta, nereye gidiyor..?

     Karşı kaldırımda hamile bir kadın; yedi aylık, belki sekiz.. Benim bulunduğum tarafa geçmek için gözleri yolda, arabaları kolluyor.. Yanında kimse yok.. Otuzlu yaşlarda..

     Ah erkekler.. ! Ah salak erkekler.. ! Kadınlar en çok hamile iken aldatılıyormuş.. Oysa dünyanın en güzel kadınlarıdır, hamile kadınlar.. Yalan yok; ben, ilk kez, kadınıma, kadınım hamile iken âşık olmuştum.. Çocuğumuz doğduğunda ise, gözüm kadınımdan başka hiç kimseyi görmez olmuştu.. Doğum yaptıktan bir kaç saat sonra gidebildim yanına.. Uyuyordu.. Bembeyaz yatağında, nur saçıyordu etrafa.. Dolgun yanakları, süt dolu göğüsleri ile derin derin nefes alıyordu.. Oğlumu, Ali Turan'ı, kucağıma ilk aldığımda, yıllardır ağlamadığım kadar ağlamış, gözyaşlarımı oğlumun yanaklarının üzerine akıtmıştım.. Oğlumun üzerine damlayan her gözyaşı, beni kadınıma, oğluma ve hayatta bana ait olan ne varsa ona bağlıyordu.. Kadınımın yastığında ve oğlumun kundağında birer nazarlık vardı.. O nazarlıklar, hâlâ evimin girişinde çakılıdır duvara..

Allah'ım.. !
Yıllar geçti.. !
Dayanamıyorum.. !
Güç ver.. !

Oğlum nerede şimdi.. !
Kadınım nerede.. !
Nazarlıklar, neden duvara çakılı kaldı öyle.. ?

     Ben, nasıl sevebilirim Kadıköy'ü.. ? Ben, nasıl sevebilirim arabaları, martıları..? Ben, nasıl ihanet ederim kadınıma, oğluma..?

Bağdat Caddesi..
Arabalar..
Kadınım..
Oğlum..
Kaza..
Kan..
Hastahaneler..
Gözyaşları..
Cenazeler..
Psikologlar..
Ağlamalar..
İsyanlar..
İntihar girişimleri..
Gözyaşları..

Yıllar geçti..
Yıllar..
Allah'ım sabır..!
Allah'ım sabır.. !

O Günler..

O günler yeniden gelip-çattı..
O günler işte..
Hani mazideki günler..
Hani o günler..
Aman neyse.. Yeniden geldi, hiç gelmeyesice..


Havalar ısınmasa, yalnızlığın battaniyesine sarılma günleri diyeceğim ama havalar ısındığından battaniyeye bile sarılamıyorsun..


O günler geldi yeniden.. O mazideki günler.. Demek ki ne yaşarsan yaşa; yeniden o günlerin içinde bulacaksın kendini..




Cinsiyeti Olan Ev Eşyaları..

    Salep yerine çay içilse de hoş bir sohbetin ardından, eve varan biriyim ben..
 
     Eve vardıktan sonra yemek yiyen, sevdiğim diziyi seyretmek için binbir minnet ve rica ile kumandayı babamdan alan, uzun çekyata boylu boyunca uzanan, dizinin başlamasına on dakika kala, kendini kaybederek rüya alemine dalan, gözlerini gece yarısı 00:10'da telefona gelen mesaj sesi ile açan biriyim ben..
 
     Bu olay nedense hemen her gün aynı şekilde yaşanmakta.. Normalde haftaiçi yorgun-argın eve geldikten sonra yemek yer, çekyata uzanarak sevdiğim diziyi seyretmeye niyetlenir ama nedense seyredemeden uyurum.. Televizyon dizilerimizden, seyretmek için çaba sarf edip de seyredemediğim tek dizi, TRT'de çarşamba günleri çıkan Diriliş Ertuğrul isimli dizidir..
 
     Günün sorunu, ismi geçen diziyi neden bir türlü seyredemediğim değildir.. Günün sorunu, o çekyata her uzandığımda neden uyuduğumdur.. ? O çekyatta ne vardır ki benim gözlerimin hemen kapanmasına vesile oluyor ?
 
     Uyandığımdan beri --ki saat 00:10'da uyandım, saat şuan 01:55-- o çekyata neden karşı koyamadığımı ve hemen uyuduğumu düşünüp duruyorum.. Ve en sonunda, bu satırları yazarken, bunun neden ileriye gelebileceğini buldum sanırım..
 
     Bence, bu çekyatın cinsiyeti kadın.. Kadın, çünkü bana karşı koyamıyor.. Beni görüyor, bir şekilde beni yanına çağırıyor, binbir yalan ve dolanla benim uzanmamı istiyor ve beni sarıp-sarmalayarak koynunda uyutuyor.. Benimle uyurken bana sarılıyor, güzel rüyalar görmemi sağlıyor, kadınlara has sahiplenme duygusu ile saatlerce koynunda huzurlu dakikalar geçirmemi sağlıyor.. Bazen kulağıma beni sevdiğini de söylüyor gibi oluyor ama bu rüya mı yoksa gerçek mi, tam anlayamıyorum.. Evet evet bu çekyat, bana âşık olan bir kadın.. Sarıp-sarmalayan, koynunda huzur bulmamı sağlayan güzel bir kadın üstelik.. Evet evet bu çekyat bir kadın..
...............................................................................................

     Ah yazının başı ile sonunu bir türlü denk getiremeyen <Çocuk>.. Ah hâyâlleri ile hayatına yön vermekten kendini alıkoyamayan <Çocuk>; bırak kalemi, bırak.. Yazma.. Bu yazıyı devam ettirme.. Vakt-i zamanında "Her evin bir cinsiyeti vardır" dedin, şimdi ise ev eşyalarına cinsiyet bulmaya niyetlendin.. Az daha yazarsan, çekyatla kötü şeyler yapmaya da başlayacaksın sen.. Ah hâyâlini kalemine sığdıramayan <Çocuk>, bırak kalemi, bırak.. Yazma..
 

Kendini Sevdir; Kendimi Değil..



Deniz kenarında yemek yerken, birden sessizleşip, sonrasında gözlerini gözlerime dikerek, "Bunları mı dert ediniyordun yıllardır?" diyerek yamuk ellerimi göstermen, sonrasında terlemiş olan sol elimi tutup birkaç kere elimden öpmen ve nihayetinde tek tek dört parmağımdan ayrı ayrı öpmen yok muydu; hayatı da, kendini de, kendimi de sevdirdin o an..




Mesaj Yasağı..

Kanun yürürlüğe girmeden önce, telefonuma günde yaklaşık 30 reklam mesajı gelirdi.. Üstelik bazen gecenin bir vakti bu mesajlar gelirdi ve o saatte gelen mesaja, dünyanın en sakin insanı bile sinir hastası olurdu.. 1 Mayıs'tan sonra kanunun yürürlüğe girmesi ile  ne reklam mesajları geliyor, ne tanıtıcı mesajlar.. Bugüne kadar gönderilen mesajlar ile beni deli eden tüm o bankaları veya firmaları arayıp da "N'aber.. Artık mesaj gönderemiyor ve rahatsız edemiyorsunuz değil mi..? " deyip alay edesim ve hatta sonrasında nanik nanik yapasım var..



Yaşlı Adamın Gökyüzünde İşi Ne..?

Belli yaştan sonra bazı şeyleri yaşamak fazlasıyla üzüyor insanı.. Bunu artık çok iyi anladım.. Herkesin dediği doğru imiş; "yaşının adamı" olmak gerekiyormuş demek ki..


Hadi be günler.. Hadi be hayat..! Çabucak geç.. Yeniden mutlu günleri göster bana..




Öyle Bir Gün..

Öyle ruhsuz, öyle kalpsiz, öyle halsiz, öyle hayalsiz bir-iki gün...


Umut şarj edemiyorum kalbime..








Kaz Çobanının Sevmek İçin Son Şansı..

Yaşlı kaz çobanının, ölmeden hemen önce genç sevgilisine söylediği sözler geldi aklıma.. :

"Sen, benden sonra, bir erkeği sevebilirsin.. Çocuklarını sevebilirsin.. Tüm insanları sevebilirsin.. Güneşi, bitkileri, ayı, hayvanları sevebilirsin.. Senin sevgin sonsuz olabilir.. Oysa ben artık kimseyi sevemeyeceğim.. Yıllar yılı sadece çobanlığını yaptığım kazlarımı sevdim.. Yıllar sonra sen çıktın karşıma; seni sevdim.. Sen bilmezsin amma benim, sevmek için son şansım sendin.. "




Yatakta Mandalina Kolonyası..


Mandalina kolonyası kokulu kadın beni terk etse ne olur ki..?  
Gider o kolonyayı alır, yatağımın üzerine koyarım.. Ne inat eder, ne naz.. Ne haksızlık eder, ne surat asar.. Yatağımın üzerinde öylece bekler beni.. Beni bekleyen bir kadın olmasın ne çıkar; bir kolonyanın bile beni beklediğini biliyor olmanın mutluluğu yetmez mi bana.. !




Şiir..

Okulda iken hep şiir ezberletirlerdi.. Bu güzel bir şeydi.. Güzel olmayan şey; o şiirlerin hep çocuk şiirleri oluşuydu..


Kızla buluştum.. Elinden tuttum.. Gözlerine baktım.. Son derece romantik bir ortamda, "Bugün 23 Nisan.. Neşe doluyor insan..." şiirini okudum.. Terk edilmem dakikalar sürdü..


..Ama suç benim değildi ki.. Okulda bize romantik şiirler öğrettiler de biz mi okumadık ya hu..!




Her Evin Bir Cinsiyeti Vardır..

  "Evlerin cinsiyeti olur mu?" demeyin.. Her evin bir cinsiyeti vardır..
 
     Bir evin cinsiyetini öğrenmek için hastaneye gidip x kromozomları ile y kromozomlarına baktırmaya gerek yoktur.. Hele hele evi karış karış arayarak cinsel organını bulmaya çalışmak beyhudedir.. Ev şekline ve kullanılan eşyaların rengine bakarak evinizin cinsiyetini öğrenebilirsiniz..
 
     Bizim ev de kadın milletinin tüm özelliklerini taşımakta ve kadınların kullandığı tüm renkleri kullanmaktadır.. Bu sebeple bizim evin, kadın olduğunu, daha amiyane bir tabirle dişi olduğunu söylemek mümkündür.. Gerek koltukların rengi, gerek yatak odalarındaki yatakların ve örtülerin rengi, gerekse ev eşyalarının rengi, evimizin kadın olduğunu gösteren en önemli işaretlerdir..
 
     Bizim evin kadın olduğunu farketmeme sebep olan, renklerinden başka bir de devamlı para harcatmasıdır.. Sıklıkla eve boya vurmamız; bizim pinti olup evi kirletmemizden değil, evin kadın ruhuna sahip olması sebebiyle makyaja aşırı önem vermesindendir.. Ara sıra duvarlardaki çatlakları sıvamamız da evin çürük olduğunu değil, kadınların estetiğe olan düşkünlüğünü göstermektedir.. Annemin sıklıkla perde değişmesi, yatak örtülerini ve koltukların yüzeylerini değiştirmesi, kadınların giyime verdikleri önemin göstergesidir..
 
     Tüm bu örneklerden sonra bizim evin kadın olmadığını kim iddia edebilir ki ?
 
     Her evin bir ruhu ve bu ruhun bir cinsiyeti vardır.. Sizin evin cinsiyetini bilmem ama bizim evin cinsiyetinin kadın olduğuna eminim..
 
..................................* 2006 tarihli bir yazı..

Kalk..

Üç Aylar başladı, bugün Reğaib kandili..
 
Senin Rabb'in, her bir şeyi bahane ederek, senden tövbe bekler ve seni affetmek için uğraşırken, be hey nefsinin elinde oyuncak olmuş <Çocuk>, nedir seni Rabb'ine yönelmekten alıkoyan..?
 
Kalk.. !
Kalk da Rabb'ine kul olma şuuruna erişmiş onlarca insandan biri ol..
Kalk.. !
Kalk da şu kâinat bir mümin görsün..
Kalk da Kâbe'de ayak sesin duyulsun..
Kalk da kalbinden çıkan ses, gözünden akan pişmanlık yaşı, yeryüzüne yeni bir güneş doğursun.. Kalk... Kalk...
 

Camiide Bir "Baba", Hakikatle Baktırır Hayata..

Tam herşey yolunda gitmeye başlamışken, bir yatsı vakti, camiide, küçük bir çocukla namaza gelen adamı görüyorsun ya... Herkes sessizce namazda Allah'a yakarır, kimseden ses çıkmaz iken, çocuğun "Baba.. Baba.." diyerek, babasının dikkatini çekmeye çalıştığına kulak misafiri oluyorsun ya... İşte tam o anda yeniden farkediyorsun yalnızlığını ve hayatın senin için acı veren gerçek taraflarını.. O zaman anlıyorsun, gülümsemelerin, umutların, insanlarla iletişimin yalandan ibaret olduğunu.. Bir minik çocuğun, camiide, iki kere "baba" demesi, senin otuzüç yıllık hayatını beyhude geçirdiğinin, bir kelime ile hercümerc olacak kadar boş insan olduğunun kanıtı olsa gerek..








Türkü..


T ı k l a y ı n ı z..




.....................................
Bu defa olacak mıydı..?
Olacak gibiydi sanki..
Cıks.. Olmazdı..Hiç olmadı ki; bu defa neden olsun..!




Kendimin Savunucusuyum Kendimden..


Beyazların arasındaki kara düşlerin savunucusuyum ben..

veya

Sevapların arasındaki günahların savunucusu..

veya

sevdiğim şeyleri sevmiyormuş gibi davranmanın savunucusuyum..

veya

yalanlarla çevrilmiş günahkâr bir insanın savunucusuyum ben..


Tam da bugün, bu saatte, kendimi savunur olmuşum kendimden..

Ey Uyku! Görevini Sağlam Yap..

Herkes işini yapmalı; görevini layıkıyla yerine getirmeli.. Baştan savma iş yapmamalı, görevi ne ise ilk önce o görevi ifa etmeli..

Gecenin sabaha yakın bir zamanında, oturup, spor kanallarının birinde HALTER seyrediyorsam eğer, "uyku" denilen kavramın işini iyi yapmayıp bana uğramaması sebebiyledir..

Tel Örgü..

Tam da beklediğim sokakta gördüm onu..
Herkes saçlarına toka takmıştı,
o, tel örgü..
 ..................
Sanırım saçlarına dokunmak yasaktı..
Veya saçları suçlu idi,
hapse mahkûmdu..
 


Bu ne acı verici bir rüya idi..
Daha önce gördüğüm rüyalar, hiç böyle değildi..!

Pazar Bilmecesi..

Pazar..
 
Bilmem, şimdi hangi sokakta satıyorsun hâyâllerimi..



İsteksiz Kararlar..

İstemeye istemeye aldığımız kararlar ile dolduruyoruz hayatımızı.. Hoşumuza gitmiyor, kalbimiz elvermiyor ama hayat, bizi, bu kararları almaya zorluyor..


Aldığımız bu kararları, kalbimize bir türlü anlatamıyor ve çoğu zaman kararımızdan dönüyoruz ama yine hayat galip geliyor ve önceki kararımıza benzer yeni bir karar almak zorunda kalıyoruz..


Ben, binbeşyüzonyedi kez karar aldım.. Ve her defasında kalbime söz geçiremediğim için aldığım kararı bozdum.. Şimdi yeni bir karar daha aldım.. Ne zaman bozacağımı bilmiyorum ama kalbim şimdiden isyan bayrağını çekti bile.. Yine de bildiğim ve emin olduğum bir şey var ki; bu defa kalbimi değil de hayatın gerçeklerine uyum sağlamış olan mantığımı dinlemeliyim.. Aksi takdirde, çıkmaz bir yola girdiğim için kalbim bu durumdan çok daha fazla hasar alacak..


Yardım et bana sevgili karar.. Yardım et de bu defa seni uygulayabileyim.. Hiç değilse hayatımın bir minik anında, doğru bir iş yapmanın  tadına varabileyim.. Benim bu kararı uygulayacak kadar iradem yok; sen yardım et bana kararım; sağlam dur, yılma, yolundan dönme, beni yalnız bırakma..




Yağan Yağmur Değildi..

Bilmeyen yağmur sanır; oysa bugün, Şehr-i İstanbul'da, bardaktan boşalırcasına hüzün yağdı..




Engelliler Camiilere Gidemez Mi..?

Allah'a şükür, Şehr-i İstanbul'da onlarca camiide ibadet etme fırsatını yakalamışımdır.. Eski veya yeni, gezdiğim hiç bir camiide, tekerlekli sandalyeli bir engelli için uygun ortam olmadığını üzülerek görüyorum.. Eskiden bu bilincin olmamasını bir nebze anlıyorum da yeni yapılan camiilerde bile tekerlekli sandalyelilerin düşünülmemesi hayret verici bir durum..


Peygamber Efendimizin, görme engelli bir sahabiye, "Gerekirse ev ile camii arasında bir ip bağla ve o ipe tutunarak da olsa camiiye gelerek cemaat sevabını al" mealindeki emrinden yola çıkarak; bir çiçek almak için bile para toplayacak kadar ince bir davranış sergileyen Diyanet İşleri'nin, böyle ehemniyetli bir konuda bugüne kadar adım atmamış olması, olsa olsa engelli bireylere "Siz camiilere gelmeyin, illa ibadet edecekseniz evinizde tek başınıza ibadet edin" demesinden başka bir şey değildir..




Birini Düşünmek, Yarım Kalmaktır..

-- Beni düşünmek kötü şey mi..? 
 
-- Kötü tabii.. Birini düşünürsen, bir parçan, o düşündüğün kişide kalır.. Eksik olursun.. Yarım kalırsın.. Yarım kalmak zordur..
 
 


Affet N'olur..

                                                                  Affet n'olur..
                                                                  Kendimden kopamıyorum..

Herkesin bir uzmanlık alanı vardır..
Benim uzmanlığım;
yalnızlığım..

Tutkunun Uykusuzluğu..

Sen hayatıma girdiğinden beri, uyku tutmuyor beni..
Bazen ikide uyuyorum, bazen üçte; uykusuz kalıyorum saatlerce..


....................Ellerinle, yüzüme, mandalinalı kolonya sürsene..



Enerji..



Son yaşadığım birkaç olay yüzünden, enerjimin tükendiğini hissediyordum.. Meğer tüm ülkede şuan için sebebi belli olmayan bir nedenle elektrikler kesilmiş.. Benim enerjim yerli yerinde imiş meğerse..




Sülale..



Gerçek bir sülale istiyorum.. Ama gerçek bir sülale.. !!!

Aile olabilen.. Destek olabilen.. Yardım edebilen.. Kavga etmeyen.. Küsmeyen.. Fitne ve koğuculuk yapmayan.. Dünya sevgisini ikinci plana atabilen.. Yardımseverliği ön plana çıkaran.. Birbirini seven bir sülale istiyorum..



...................................
...Ama ne yazık ki; yıllardır sadece istemekle kalıyorum..


Durmayan Zaman..



Ben, "Zamanı durdurun.. Saatleri durdurun..!" dedikçe, yetkililer, sırf ben gıcık olayım diye saatleri ileri alıyorlar..


Saatler ileri alındığında, dengemin değişmesini bir kenarı bırakıyorum; daha vahimi, 10 senedir zaten zaman çok hızlı akıp giderken, bu saatlerin ileri alınması olayı ile daha hızlı yaşlandığımı hissediyorum..Misal dün, gencecik erkek çocuğuydum; bugün yaşlı bir herifçioğlu oldum..








Dünyanın En Güzel Kadınları..



Dünyanın en güzel kadınlarını arıyorsanız; esmere, sarışına, kızıla bakmayın.. Boyunu, suyunu, huyunu boşverin.. Giyindiklerini, davranışlarını, sözlerini önemsemeyin..


Dünyanın en güzel kadınları; hamile kadınlardır..






Heyecanlanmak Erken Ölmeyi Engelleyebilir..



...Zaten böyle düşünceler, benim yaşımdaki biri için uygun değildi.. Otuzüç yaşındaki adamın, heyecan sebebiyle kalbinin hızlı hızlı atması komik bir durum.. 


Ben, sabahın erken saatinde işe giden, akşam erken işten dönen, eline çekirdek alarak çıtlayan, çay eşliğinde Esra Erol'un evlendirme programını seyreden adamım.. "Bu kız bu adama 'evet' diyecek mi, bu adam, bu kızı çay içmeye götürecek mi?" başlığı altında gayet güzel yaşlanıyor, gayet düz yaşıyorum.. Ot hayatı yaşayarak yaşlanmak varken; heyecanlanmak, kalbin esiri olmak benim neyime.. ! Allah korusun, sonra heyecanlanacağım, umutvari olacağım derken hayatı seveceğim; tüm bu hisler erken ölmeye engel olabilir.. Hayat sınavını fazla uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum..








Rest Çeken İnatçı..


Zaman içinde bir çok huyumdan vazgeçtim de ne yazık ki çoğu kötü huyumu bir türlü bırakamadım.. İnat ve getirisinde restleşme huyu..

Bir şey istediğim zaman karşımdaki kişi yapmayınca, üstelik bir de rest çeker gibi "Hadi bana eyvallah" deyince, ben de kendisine istemesem bile içimden gelen bir standart tavırla "Hadi eyvallah.." diyorum..



Hayat Vermedi Ki..



Sonda söyleyeceğim şeyi, en başta söylemek istiyorum.. Böylece konuyu fazla uzatmadan, kısaca fikrimi dile getirmiş olurum..

"Küçük şeylerden mutlu olmak... " deyimine katılmıyorum.. Bir şey mutluluk veriyorsa, bunun küçüğü-büyüğü olmaz.. Mutlu eden her şey; büyüktür, güzeldir, değerlidir..


...Lâkin kendi hayatımla ilgili farklı bir durum var.. Başkaları için "Yok artık.. Ee bunun nesine mutlu oldun ki! " tepkilerini aldığım bir çok konuda, ben mutlu olmuşumdur.. Mutluluk verici şeyler özneldir elbet ama benim mutlu olduğum bir çok şeyin insanlar için "basit" şeyler olduğunu çok fark etmişimdir..

Saatlerce yol gidip, gözleri güzel olan bir kadını, sadece onbeş dakika görmek, beni ziyadesiyle mutlu eder.. Başkaları için ise bu durum "salaklık"tır.. Bu minik bir örnek sadece.. Daha o kadar çok buna benzer örnek var ki..

Son zamanlarda sürekli bu durumu düşünmeye başladım.. Beni mutlu eden şey; başkaları için basit, sıradan, normal şeyler.. Haliyle toplumdan farklı bir noktadayım.. Şimdi anlıyorum ki; benim, geniş olduğunu düşündüğüm hâyâllerim, aslında çok dar ve küçük ve basit ve değersiz.. Hayat öyle bir noktaya getirmiş ki beni; başkaları için basit olaylar, beni dünya mutlusu yapıyor..

Hayatın, bir insana attığı kazığın en önemli örneği bu sanırım : Hâyâlleri bile sınırlı bir insanın, basit olaylarda mutlu olabiliyor olması.. Çünkü hayat en fazla bu kadarını verdi bana.. "Senin hakkın bu kadar; haddini bil ve otur yerinde!" diye emir geldi hayattan.. Ben de gelen emir gereği haddimi bilerek oturuyorum oturduğum yerde..

Ben, küçük şeylerden mutlu olan adamım.. Hâyâllerimin eriştiği son nokta; sizin basit gördüğünüz şeylerse, varın benim hayatımın ne durumda olduğuna siz karar verin..



Ben Yalanım.. Hâyâllerim Yalan..


Günaha çok meyleder oldum.. Hem de çok.. Akıllara gelen/gelebilecek olan tüm günahları işliyorum.. Eskiden vicdan azabı çekerdim; şimdi vicdan azabı bile duymaz oldum.. Tüm pislikleri yapıyor ama sanki bunlar normalmiş gibi hayatıma devam ediyorum..

Zina, fuhuş, eşcinsellik, yalan, hırsızlık, faiz, adam öldürme, eziyet etme, işkence çektirme, yasadışı şeylerin satışı, yasadışı eylemler ve daha neler neler.. ! Hepsini yapıyor, hepsi normalmiş gibi yaşantıma devam ediyorum.. Kalbimde sevgiye yer kalmamış; kalbim baştan sona günahlar içinde.. Tüm güzel hâyâllerimi, âşkı, sevgiyi, güzel bir yuvayı, Ali Turan'ı; günahlara terk ettim birer-ikişer.. Yalnızım.. Hiç kimse yalnızlığıma çare olamıyor.. Bir kadını seviyorum sanıyorum; onun yanında iken bile kendimi yalnız hissediyorum.. Ki eminim; ben, kendimden başka kimseyi sevmiyorum..

Doktor... Doktor, bana teselli olur, onunla iken günahlara meyletmiyorum; diye düşünerek doktorun yanına gittim; neşter ile kolumu ve ayağımı ilk doktor kesti..

"Arkadaştır" dedim.. "Beni bırakmaz" dedim.. Kolsuz ve ayaksız olarak arkadaşın yanına gittim.. Yeni bir hayata girdiğini dile getirerek, ilk arkadaş dediğim tekmeledi beni hayatından..

Birçok kişiye.. Birçok şeye sığındım.. Hepsinden darbe yedim..

Aileme sarıldım.. Kolsuz, ayaksız ve tekmelenmiş bir halde, aileme sarıldım.. Gördüm ki; aile bireylerinin beni sarmaya güçleri yok; hepsi ihtiyaç içinde, birilerinin kendilerine sarılmasını bekliyorlar.. 

Allah'a sığınayım dedim.. Tüm sıkıntıların çaresi O'nda.. Her türlü günahı O örter.. Her türlü pislikten O kurtarır.. Her türlü yalnızlığa O çare olur, dedim.. Kendimi şeytana teslim ettiğim için bir adım dahi atamadım..


Nereden nereye geldim.. Güzel hâyâlleri bıraktım; günahı, güzel hâyâller olarak görerek, günahlara sarılır oldum..

Ben yalanım.. Söylediklerim yalan.. Davranışlarım yalan.. Bakışlarım yalan.. Hâyâllerim yalan.. Otuzüç senelik hayatımdan; günahlardır geriye kalan..



Bende Aradıkların Bende Hiç Varolmadı..

 
 
"Elimi tutsana! " dedi kadın, tuttum..
"Sıkı sıkı tutsana ya " dedi; yapamadım..
 
     Ne tuhaf; yıllarca o eli tutmayı hâyâl etmişken ve yıllar sonra tutabilmeyi başarmışken, o eli, sıkı sıkı tutamıyor, kavrayamıyor, avucumun içinde saklayamıyorum.. O da daha farkında değil; bende aradıklarının aslında bende olmadığının..
 
     Sahi, bir kadın ne arardı bir erkekte..? Güven mi..? Bende yok.. Huzur mu..? Bende yok.. Yakışıklılık, mal, mülk, sosyallik, özgüven, yumuşaklık, titizlik, duygusallık ve buna benzer basit şeyler mi..? Yok.. İnan yok.. Vallahi yok.. Billahi yok.. Şu son zamanlarda, bende var olan şeyler; haramdan kaçınmayan nefs, kendine hakim olamayan irade, sadece kendini düşünen benlik..
 
     En basitinden, düşünsene, eli elime değmiş birinin, elini tutup da sıkamıyorum.. Elini avucumun içine alamıyorum.. Kendimden çıkıp da onunla bir olamıyorum.. "Dert etme" diyor bir kadın, "Allah öyle yarattı, ne yapalım. Allah'a teslim et kendini." İnanın, ben artık yaratılmışlığımı kabullendim, dert etmiyorum.. Benim derdim, bana "Dert etme" diyen insanların, benim bu halimi dert ediyor olması..




Koku..



Tarihe not düşülsün :


Dudaklarım mandalina kokuyor.. Kalbim şarkılar-türküler söylüyor..


 

Daldan Dala Uçmadan Yere Çakılan Değersiz..


Daldan dala atlayarak, kısa kısa kendimden bahsedeyim..


..."Bahsedeyim" dedim de aklıma geldi.. Anlatıyorum ama merak ediyor musunuz Allah âşkına..? Tamam, ben yazarak orgazm oluyor ve rahatlıyorum ama sonuçta şahsıma ait bir bilgisayarda da sadece kendim için yazıyor olabilirdim.. Burada yazdığıma göre okunmak istiyorum demektir.. Okunma isteği ile yazıyorum ve kendimden bahsediyorum ama umrunuzda mı Allah âşkına..? Yedi milyarlık dünya insanlığının, milyarlarca canlı varlığının içinde, bir <Çocuk> ha var ha yok; kim ne kadar umursayabilir veya bu duruma değer verebilir ki.. Koskoca dünyada sadece bir nokta bile olmayı başaramamışken, kendimi anlatsam ne çıkar..!

..................

hiç sebep yokken; kendi kendimin canını sıktım ya bana da helal olsun.. Bir kelimeden yola çıkarak, ne kadar değersiz olduğumu hatırlatmış oldum kendime.. Bunu da ancak benim gibi her zaman bardağın boş tarafını görenler yapabilirler.. Aferin bana..

Vazgeçtim daldan dala konarak cümleler uydurmaya.. Böyle oturayım yerli yerinde.. Sinirim bozuldu kendime..


İç Döküntüsü..


Spor giyinen, zayıf, uzun boylu, kapalı bir kadın.. Yürürken sürekli yere bakıyor.. Elinden tuttuğu erkek ise takım elbiseli.. Uzun boylu ve zayıf.. Kirli sakalları var.. Saçları gür.. Gayet yakışıklı.. Elele bir şekilde yanımdan geçerek camiiye giriyorlar.. İbadetlerini yaptıktan 10 veya 15 dakika sonra yine elele yanımdan geçip gözden kayboluyorlar..

Daha önce de görmüştüm buna benzer bir tablo.. Dün bir kez daha gördüm.. Daha önce de 'dibim düşerek' izlemiştim bu tabloyu; dün bir kez daha hayranlıkla izledim.. Böyle tabloları gördükçe hâyâllerime 'dört parmakla' sarılmaya başlıyorum.. Gerçeklerden, mantıktan tamamen kopuyor ve düş ülkesinin sonsuzluğuna bırakıyorum kendimi..

Biliyorum, bu durum, sizler için sıradan bir durum ama benim için o denli güzel ve o denli ulaşılmaz ki.. Bu durumun bende yarattığı ruh halini anlatacak kadar cümle uydurukçusu değilim.. Sadece anlatabileceğim şey; ne zaman böyle bir durum görsem, büyülenmiş gibi kendimden geçiyor ve günlerce etkisinden kurtulamıyorum..


Bilen bilir; kapalı kızlara hayranım.. Kapalı olup da üstüne bir de edepli olanlara ise hayranlığım kat be kat artmakta.. Aile yapım gereği, insanları, "kapalı-açık" diye sınıflandırmadım hiç bir zaman.. Ancak kara-kuru, esmer, kısa saçlı burnu hızmalı kadınlar ne kadar ilgimi çekiyorsa, kapalı kadınlar da o kadar hayran bırakıyorlar beni.. İnsanın güzelliğini saklaması gerçekten irade işi ve kadınlar kapanarak ne kadar iradeli olduklarını gösteriyorlar.. Bu durum bile başlı başına onlara hayran olmamı sağlamaya yetiyor..

...Ancak tüm bu güzelliklerin yanı sıra hicvetmem gereken durum da var.. Sadece kapalı kadınlar için değil, tüm kadınlar için tuhaf bir şekilde artık maddiyat çok ön plana çıktı.. İnsanların rahat ve huzurlu yaşama isteklerini anlıyorum ama nerede ise evlenmeden önce pazarlık yapılır oldu.. Eskiden kapalı kadınlar da bu durum azdı ve "bir lokma bir hırka" düsturu fazla idi ama artık kapalı kadınlar da fazlasıyla "mobilyacı" oldular.. "Allah rızası için hayırlı bir eş" isteği birinci sırada iken artık bu istek yerini "zengin erkek" isteğine bıraktı.. Haliyle evlilikler de paranın gölgesi altında huzursuzluğun ve mutsuzluğun kaynağı oldu..

Sağımda-solumda evlenenleri görüyorum da cidden moralim bozuluyor ve geleceğimden korkuyorum.. İstenen eşyalar, eşlerin karşılıklı pazarlık masasına oturur gibi oturmaları, "biz bunu yaparız siz de şunu yapın" anlaşmaları, "şu işi yapmalı, şu kadar maaş almalısın" emirleri, "benim aileme böyle davranırsan, senin ailene şöyle davranırım" tehditleri, "evlenince anneni-babanı istemem" istekleri ve daha sayamayacağım bir sürü şey.. İnsanlar birbirine güvenemez oldu artık; Allah rızası için seven kalmadı.. Haliyle maddiyat ve insanların kendini güvene alma çabaları ön plana çıktı.. Veya benim çevremdeki durum böyle de diğer tüm insanlar mesut bir şekilde hayatlarını devam ettiriyorlar; orasını da bilemiyorum..

Allah, bana birini nasip etti mi bilmiyorum ama eğer hayırlı bir eş nasip etmişse; bu hayırlı eşin kapalı olmasını çok isterim doğrusu.. Ancak bu eşin de "Allah rızasını" ilk plana almasını isterim.. Beni, İslam'a yönlendirmesini, güzel olana teşvik etmesini isterim..  Fazla parayı değil de huzur getirecek kadar paraya kâni olmasını tercih ederim.. Bir misafir gelecek olduğunda surat asmayacak, güleryüz gösterecek, elinde olan parasını mobilyaya-takıya değil de bir ihtiyaç sahibine verebilecek bir yüreğe sahip eş isterim.. Ben, eve gelirken, sokakta bir fakir gördüğümde, o fakiri yemeğe davet ettiğim zaman, bana evde surat yapacak kadını değil, böyle bir şey yaptım diye beni tebrik edecek kadını istiyorum..

İstiyorum.. Çok şey istiyorum da sonra düşünüyorum; ben ne yaptım ki böyle güzellikleri isteyebiliyorum..? Ben pislik içinde yüzerken, yanımdaki insanın güzellikler içinde yüzmesini nasıl beklerim ki.. !

...Aman neyse işte.. Daha fazla uzatmaya gerek yok.. Biraz içimi dökeyim dedim; döktüm.


Sosyal Yalnız..



Çok mu sosyal bir herifçioğlu oldum nedir..?

Yoksa sosyal biri değilim de sadece biletler ucuz diye mi aldım..?

Sosyallik tek başına etkinliklere katılmak mıdır, yoksa yanında birilerinin olması ve etkinliklere o kişilerle beraber katılmak mıdır..?

Acaba ben sosyal biri değilim de böyle etkinliklere tek kişilik bilet alarak sosyal biri gibi görünmeye mi çalışıyorum..?

Sebep neyse ne.. ! Sonuçta --Rabb nasip ederse-- Cengiz Özkan konserine gidecek, sonraki haftalarda da iki ayrı tiyatro izleme fırsatı bulacağım..


Kimsin..?


"Kimsin? " diye sordular..

"Ezan okunurken bir kez bile gözyaşı dökemeyen bir hiç'im.. " dedim..

Hadi gelin itiraf edin; müezzin "Allah-ü Ekber" derken insanın içinin ürpermesi, kalbinin coşması gerekirken; bir müzik melodisi dinler gibi dinliyor veya hiç ezan okunmuyormuş gibi hayatımıza devam ediyoruz.. Ezan okunurken televizyonun sesinin kısılması, uzanan insanın doğrulması, konuşan insanların susması; mazide kaldı.. Ezan ha okunuyor ha okunmuyor; artık bir farkı yok bizim için.. Dünya hayatı, ahiretin varlığını çoktan unutturdu bize.. Dünyanın nefsi istekleri, ahiretin güzelliklerinin önüne geçti.. "Amann dünyaya bir daha gelmeyeceğim ya!" diyerek, dünyaya secde etmeye başlayalı asırlar oldu..

Hep diyorum ya hani; Allah'ı kaybettiğimiz gün, mutluluğu ve huzuru da kayıplar listesine yazdık.. Allah'ı bulduğumuz gün, mutluluğu da huzuru da bulacağımızı biliyoruz ama mutsuz ve huzursuz olmak daha yeğ olsa gerek; Allah'ı aramak için en ufak bir girişimde bulunmuyoruz.. İtiraf etmeliyiz; Şeytan işini çok iyi yaptı; bizler de Şeytan'ın gönüllü personelleri olduk..

Ne anlatsam boş.. Hakikati bilip, hakikatı yok sayan bir insanım ben.. Hayatı boyunca, ezan okunurken gözyaşı dökmeyen bir insandan ne bekliyorsanız; ben o'yum işte..




Vicdanlı..


--   ...Çünkü sen çok iyisin.. Çok vicdanlısın..

-- Öyle miyim..? Peki mükâfatı..? Bana 5 senedir her gün darbe atıyor olman mı benim mükâfatım..? 5 senedir her gün hayallerimi yel ile yeksan etmen mi benim mükâfatım..? Herkese karşı sessiz ve pısırık bir karakterde iken, beni her defasında hercümerc edişin mi benim mükâfatım..? Madem senin dediğin gibi iyiyim, madem senin dediğin gibi vicdanlıyım; senin bana üzüntü ve hüzün vermekten başka verdiğin mükâfat ne..? Benim mükâfatım ne Allah âşkına,..! Mükâfatım ne..!!!