Uçuk Kaçık Bir Hayat..

Dudağımda yine uçuk çıktı..




Yıllar geçse de uçuklar benden ayrılmamak için ellerinden geleni fazlasıyla yapıyor ve illa ki varlıklarını unutturmuyorlar.. Olan bana oluyor; sürekli dudağı uçuklu gezmek zorunda kalıyorum.. Artık millet de alıştı bu halime..




Yüzümü Gülümsetebilen Tek İnsanın Gidişi..

     Son dönemde, herşeye ve herkese rağmen yüzümü güldüren tek bir kişi vardı : Yeğenim Beren.. Beş aydır yanımda olan ve her gün gözümün önünde biraz daha büyüyen, o dünyalar güzeli kız, bugün itibariyle evine gitmek için yola koyuldu.. 

     "Hayatımdaki güzel insanlar, birer birer terk ediyorlar ve yaptığım o büyük hatadan dolayı daha da terk edecekler" diyordum ya hani; bazısı bilerek, bazısı da yeğenim gibi bilmeden terk ediyor işte.. 



Kaybediş..

     İçimdekilerin dolup taşması sebebiyle, dayanamayıp da birine anlattım yaptıklarımı.. Epeyce dinledi.. Sonra benimle ilgili hâyâl kırıklığına uğradığını, üzerimde çok ama çok kul hakkı olduğunu, o kul hakları sebebiyle cenneti onlara hediye ettiğimi söyleyip hayatımdan çıkıp gitti..

     Birer birer kaybetmeye başladım insanları.. Ve hakettim ne yazık ki..



Uçurumun Kenarındaki Vicdansızın Çığlıkları..

Tüm hayatımın darmadağın olması an meselesi.. 

Bugüne kadar maddi manevi tüm birikimlerim, iş ve aile hayatım, çevremle olan ilişkilerim, 36 senelik hayatımda "olumlu" diyebileceğim ne varsa, darmadağın olmak üzere..

Şimdi anlıyorum; erken yaşta düzenli bir hayatın tavsiye edilmesinin sebebini.. Şimdi anlıyorum, "gençlik" kavramının dikkat edilmesi ve o dönemde sağlam adımlar atılmasının gerektiğini belirten sözlerin sebebini..

"Vicdan-dürüstlük-ahlâk-samimiyet" denilen şeylerin, esasında bende hiç olmadığını, başkalarının hayatını mahvedecek noktaya geldiğimde anlayabiliyorum şimdi.. 

Şimdi anlayabiliyorum, "İslam" kelimesini hep kullandığımı, esasında hayatım boyu hiç bir zaman Müslüman olmadığımı, münafık olarak yaşadığımı.. 

Uçurumun kenarında iken, dönüp de geriye baktığımda, şimdi anlıyorum çevremde güzellik adına ne varsa hepsine birer birer tecavüz ettiğimi ve hayatımdaki tüm iyi insanları kaybettiğimi..

Ben, o küçücük beynimle planlar yaparken, Rabb'in de başka bir planı olduğunu unuttum.. Ve şimdi anlıyorum ki;  tüm bunları ziyadesiyle hakettim..

Elimde onlarca insanın masum kanı, 
bir vicdansızın ölümden önceki son çığlıkları..


Benmişim Beddua..

     Birinin, bir başkası için ettiği beddua sonrası, ben ortaya çıkarak o kişiye musallat olmuşum.. Bir başkasının bedduasıymışım meğer..



Kırmızı Siyah Aşağılaması..

     "Dünya, âşk üzerine kurulmuştur.. İnsan âşksız yaşayamaz.." cümlelerinden yola çıkarak, yeni bir âşka yelken açmak için "Kız Tavlama Sanatı" kitabımı okumaya başladığımı söylemiştim.. O kitapta, "Çirkinseniz, etkilemek istediğiniz kıza göz aşinalığı oluşturun" mealinde bir cümle yazınca, bir kıza sabah-akşam fotoğraf göndermeye başladım.. 

     Olur da bir gün o kız buluşma teklifimi kabul eder diye, son günlerde, ne idüğü belirsiz halimden çıkıp, güzel giyinmek için çaba gösteriyorum.. Bugün de özel çaba göstererek, güzel giyindiğimi düşündüm ve o kıza bir fotoğraf çekip yolladım.. Üzerimde koyu mavi, seksi vücut hatlarımı ortaya çıkaran dar bir kot, v yaka gri bir penye, düğmeleri iliklenmemiş, kırmızı ağırlıklı siyah çizgili bir gömlek vardı..

     Ben, fotoğrafı çekip gönderdikten sonra, içimden, "Bu sefer kesin beğenecek" diye geçirirken, saatler sonra nihayet kızdan gelen mesaj, sükût-u hâyâle uğramama sebep oldum.. Bu vesile ile biz çirkin adamlarda özgüven bırakmayan hatunları da kınadığımı da belirtmek isterim.. Gelen cevap :

-- Ya sen niye iki de bir bana fotoğraf gönderiyorsun..? Ki ayrıca o ne iğrenç gömlek öyle.. Pazardan mı aldın..? Para bile verilmez ki buna.. Gönderme sen bana fotoğraf falan, göz zevkimi bozuyorsun.. 

     Bana en çok yakıştığını düşündüğüm, en sevdiğim ve renklerini eşsiz bulduğum gömlek için bile bu deniyorsa, vay benim halime vay.. ! Bana hakaret et, özgüvenimi yık, beni yer ile yeksan et ama bari en sevdiğim renkler olan kırmızı ve siyahı aşağılama ya hu.. Ayıptır..



Sırt Ağrısı Çeken Öküzcük..

...Tamam, kabul, kilo alarak minik bir öküzcük olmuş da olabilirim ama sadece kilo yüzünden mi..? Bbu yastığın, yorganın hiç mi suçu yok..? Arkadaşım sırtım ağrıyor benim.. Her sabah sırt ağrısı ile uyanıp, gün içinde o ağrıyı hissedip, iki büklüm dolanıyorum her yerde..  Münafık olduğumu bilmeyen herkes, iki büklüm dolanmamı görünce, "Maaşallah sürekli rûkü halinde" dese de, sırt ağrısı sebebiyle bu haldeyim.. 

Kilo vermem gerekiyor.. Spor yapmam gerekiyor.. Bilgisayar karşısında, kambur bir halde değil de sağlıklı bir açı ile oturmam gerekiyor.. Ama tüm bunları yapamıyorum.. Haliyle sırt ağrısı her geçen gün devam ediyor.. 

"Şunu yap, şöyle davran" diyor bir çok kişi ama ne ben o iradenin sahibiyim ne de yaptığım minik şeylerin etkisi oluyor.. Zaten yatakta gece boyunca sürekli sağa-sola dönen, üstelik çok terleyen biriyim.. Gecelerde, yatak benim için işkence olunca, üstüne bir de bu sırt ağrısı, çekilmez oluyor.. O kadar huzursuz, stresli bir uyuma durumum var ki, 20 senedir, saatlerce uyumuş olsam bile "hah işte şimdi harika uyudum" diyebileceğim bir an olmadı.. Saatlerce uyuduktan sonra bile yataktan huzursuz ve yorgun kalkıyorum.. Sırt ağrısı da olunca, bu huzursuzluk katlanıyor.. 

Dur bakalım, daha nereye kadar böyle devam edecek bu durum..



Hayatı Güzel Kılan Şeylerden Biri..

     'Hayatı güzel kılan şeyler'de bugün :

     Haftasonu tembelliğe alışmış, yemiş, içmiş, uyumuşsunuzdur.. Haftanın ilk günü erken saatte yola koyulmuşsunuzdur.. Gözleriniz henüz açılmamış, ne kadar vahim bir durumda olduğunuzun henüz farkında değilsinizdir.. Dert, tasa, sevinç, hüzün gibi kelimelerin esiri olmamış, çevrenizden bihaber, beyni alınmış mankut gibi sadece işe doğru yürüyorsunuzdur.. Annenizin kapının girişine astığı, sizin de her sabah bilinçsiz bir alışkanlık olarak yanınıza aldığınız, siz aç kalmayın diye, içinde peynir, domates, biber olan ekmek poşeti elinizde iken, işyerinden içeri adım atıyorsunuz.. İşte tam o sırada, yeni demlenen çayın kokusu burnunuza, ordan da kalbinize gelir.. İşte o çay, hayatı güzel kılan şeylerden biridir..

 

Kız Tavlama Sanatı Kitabım Nerede..?

Çok uzun bir zaman nihayetinde, bir devir daha hüsranla son buldu..

Bu yaştan sonra işin yoksa; tozlu rafların arasından Kız Tavlama Sanatı kitabını bul.. Oku.. Tatbik et.. Birine yeniden kalp çarpıntısı oluşsun.. Ona güven ver.. Sohbet et.. İlgi göster.. Kalbini kazan.. Oooo.. Ölme <Çocuk> ölme..

Zor Eylemlerin Basit Söylenişi..

"Ölmek" , "öldürmek" eylemleri o kadar basitmiş gibi geliyor ki son zamanlarda.. Artık Allah'tan ne kadar uzaklaşmışsam.. Tutunmak için aradığım her ne varsa elimden kaçıp gidiyor..

...Ama biliyorum; ben, tüm bunları ve hatta daha fazlasını hakettim..





Sünepe..

Eve giresim gelmiyor son günlerde.. Hava güzelse, parklarda, bahçelerde, sokaklarda geziniyorum.. Hava soğuksa soluğu AVM'lerde alıyorum.. 

Sünepe gibi dolaşmayı iyiden iyiye öğreniyorum..



Yıllık İzin Biter..

Yedi günlük yıllık izin sonrası yeniden işe başlamak çok zor oluyor gerçekten.. 

Bu yıllık izinde, bir kez daha anladım ki; Şehr-i İstanbul çok güzel bir şehir.. Tadına doyum olmuyor bu şehrin.. Hele ki gittiğim o yer : Deniz manzaralı, yeşil alan.. Sana doyum olmuyor en koca İstanbul.. Verdiğin huzuru özlemişim.. Başkalarının yaşattığı tüm o kötü günlere ve kalp kırıklığına rağmen bana gülümsemeni özlemişim..





Fırat Yılmaz ÇAKIROĞLU

"ve
kahramanlar can verir 
yurdu yaşatmak için...

demişti Hüseyin Nihal ATSIZ.. Ve yıllar öncesinden bugünü görüp seslenmişti :

"Selam sana ey yılları heba olan genç!
İstikbalim gitti" diye yaslanma sakın!
İstikbalin değil ruhun Tahrı'ya yakın! "

Ruhu Allah'a yakın olan, 20 Şubat 2015 tarihinde okulunda tarih okurken tarih yazan bir kahraman şehit edildi..

Fırat Yılmaz ÇAKIROĞLU

........................
El Fatiha.. 

Değişiklik..

"Artık güzel şeyler olmalı.." diye umut ettiğim hayatımda, her geçen gün biraz daha dibe doğru gidiyor olmamın bir sebebi olmalı..



Soysuz Sopsuz..

e-devlet üzerinden uygulamaya konulan ve büyük bir beğeni ve ilgi gören "Alt-Üst Soy Bilgisi"ne nihayet ulaştım.. Resmi kayıtlara bakarak söyleyebileceğim şey; soysuz-sopsuz biri olduğumdur.. 

Babamın baba tarafı Ahıska'dan göç edince, annemin baba tarafı Trabzon'dan Ruslar tarafından kaçırılınca, soy bilgilerine istediğim ve beni tatmin edici bir şekilde ulaşamadım.. 

Hani kızdığımız insana "soysuz, sopsuz" diye yakıştırmalar da bulunuyoruz ya; haaa işte meğer o kişi benmişim..



Dert Anlatılmalı..

     Sohbet edebilecek birini bulmuş, üstüne bir de o insana dertlerinizi anlatabilecek kadar yakınlaşmışsanız; o insana dört elle sarılın, peşinde koşun, bırakmayın.. 

     Dert anlatılmayınca, bir zaman sonra oluşan birikim, büyük patlamalara sebep oluyor zira.. En sevdiklerinizi bir cümle ile yok edebiliyorsunuz böyle bir durumda..



Mutlu Son'la Biten Masaj Salonu..

     Çok kilo aldığım için mi, çok hareketsiz kaldığım için mi, herhangi bir hastalığa yakalandığım için mi, bilmiyorum ama uzun zamandır sırt ağrısı çekmekteyim.. Bu dertten sürekli yakındığımı gören, işyeri arkadaşları, uzun zamandır bir hamama /saunaya gitmemi, masaj yaptırmamı tavsiye ediyorlardı.. Dün, yine, sırtımın ağrıdığından şikâyet edince, işyerinden bir abi, "Bekar adamın sırtının ağırması normaldir.. Hadi kalk, seni masaj salonuna götüreceğim, bu işin başka kurtuluşu yok" dedi.. Bu cümleyi gülümseyerek söyleyince, her zamanki gibi "mutlu sonla" biten masaj salonu muhabbeti olduğunu anladım.. Daha önce de onlarca kez bu cümle söylendiği için gülümsedim.. Ama bu defa "Gidelim sahiden ya.. Masaj ile belki sırtım düzelir.. Ama 'mutlu son'la bitme kısmından uzak dururum haa.. " deyiverdim..

      Lafı fazla uzatmayayım, o ağabeyle birlikte, Florya'da, bir mekâna gittik.. Girişte "Sauna&Masaj Salonu" diye yazıyordu.. İşyeri arkadaşım, gayet tecrübeli bir şekilde, nereye gireceğini, kiminle konuşacağını, nasıl davranacağını biliyordu.. Daha önce buraya birkaç kere geldiği tavırlarından çok belliydi.. Türk olmadığı her halinden belli olan görevli hanımefendiye, 'masaj hizmeti' almak istediğimizi beyan etti.. 

     Bizi ayrı ayrı odalara aldılar.. Üzerimizi çıkarmamızı ve uzanmamızı tembihlediler.. Daha önce hiç böyle bir yere gelmediğim için acemice ne isteniyorsa yapıyor, heyecanlı olduğumu hissettirmemeye çalışıyordum.. 

     Üzerimdeki giysileri tamamen çıkardıktan (baksır duruyordu) ve uzandıktan beş dakika sonra kısa boylu, esmer, beyaz önlük giyinmiş, hafif çekik gözlü bir kadın girdi içeriye ve selam verdi.. Nasıl olduğumu sordu.. Ters uzanmam gerektiğini söyledi.. Arada ellerimi görünce yüz şekli değişse de bu durumu bana belli etmemek için yüzünü diğer tarafa çevirdi.. Böylece yaklaşık 1 saat süren masaj serüveni başladı.. 

     Masajın 'mutlu son'la bitip-bitmediğini anlatmayacağım.. Sadece sırt ağrımın epeyce hafiflediğini, masajın gerginliğimi aldığını, vücudumun rahatladığını ve daha huzurlu biri olarak o salondan çıktığımı söyleyebilirim.. Bir de bu işleri yapan birinin bile, engelli birine yaklaşmaktan çekindiğini, o kadının bile istemediğini söyleyebilirim.. 

     Engelliler Derneği'nden biri ile tanışmıştım.. Benden epeyce büyüktü.. Anılarını anlatırken, ilk kez milli olmak için bir yere gittiğinde, engelli olduğu için hayat kadınının kendisini istemediğini, "orospular bile bizi paramızla tercih etmiyordu o zamanlar; şimdi en azından biraz bilinç oluştu" demişti.. Bu masaj salonu tecrübesi de o cümleyi hatırlattı bana..



Yıkmışlar..

     Yeni yetme bir velettim.. Bıyıklarım terlememiş, henüz hayatın pisliğini öğrenmemiş, kalbimi her daim ön planda tutmaktan vazgeçmemiştim.. Vicdanım rahattı.. Paranın, vefasızlığın, dünya hayatının esiri olmamıştım.. Sevmiştim birini.. Birini sevebilmenin tatminine ulaşabilmiştim.. Rabb'imin en büyük nimeti olan, sevgi hissini, kalbime yerleştirebilmiştim..

     Çocuktum ya hani, sevgi hissini yerleştirmiştim ya kalbime, esmer güzeli o kız için şiirler yazıyor, her söylediğim türküyü ona armağan ediyordum.. O kızın oturduğu sokakta, evinin karşısında, yıkık-dökük bir ev vardı; o evin duvarına, o esmer güzeli kız görsün diye onun için güzel sözler yazmıştım.. 

     Dün geçtim de o sokaktan, o yıkık-dökük evi yıkmışlar... Yazdığım o sözler de, kurduğum o hayaller de yeni binaların altında kalmış.. Hayatımın en saf ve masum zamanı da böylece yer ile yeksan olmuş.. 

 



Bir Cümle Yeter Dert Anlatmaya..

Üzerinize boylu boyuna uzanmış, başını göğsünüze koymuş biri; televizyonda izlediği komik filmdeki kaplumbağa avcılığını ve kaplumbağanın kalbinin çıkarılması sahnesini kahkaha ile anlatıyorsa; buna rağmen siz, o kişinin yüzünü avuçlarınızın arasına alacak kadar büyük ellerinizin olmadığını, ona yetemeyeceğinizi ve onu mutlu edemeyeceğinizi düşünerek o güzel anı kendinize zehir ediyorsanız, özgüveniniz yok olma seviyesine gelmiş demektir..

Bir Halı İle Başladı Değişim..

Arkadaş, ben nasıl insanlarla yaşıyorum ya hu..!

Bizimkiler halı aldılar, halının rengi salon takımına uymuyor diye, halıyı değiştirmek yerine salon takımını değiştirdiler.. O kadar itiraz ettim ama beni adam yerine koyup da itirazımı kâale bile almadılar.. Haliyle olan da benim cüzdana oldu..