Kahraman Ölü..

Eskiden, dünyayı kurtarabileceğimize inanırdık.. Kahraman olabileceğimizi düşünür, kahraman gibi yürür, kahraman olduğumuz zaman nasıl davranmamız gerektiği hakkında kafa yorardık.. Şimdi dünyayı kurtarma sevdasından vazgeçtik, kendimizi nasıl kurtarabiliriz diye kafa yoruyoruz.. Nasıl kahraman olacağımızı düşünürken, şimdi kendimizi nasıl kurtarabiliriz diye düşünüyoruz.. Genç kızların sevgilisi olmaktan vazgeçtik; bir güzelin kalbine nasıl gireriz diye uğraşıyoruz..
 
Artık daha mütevazı hâyâller kuruyoruz.. Sanırım gerçekten büyüyor veya daha doğru bir tabirle gerçekten ölüyoruz..




Maskeli Hayat..

Hepimizde bir maske..

Sabah uyanıyor, yatağımızın hemen yanında bulunan komidinin üzerindeki maskeyi takıyor ve güne öyle başlıyoruz..

Güçsüzken güçlü görünmek için didiniyor,
mutsuzken mutluluk şarkıları söylüyoruz..

Hepimizde birer maske;
hayatı maskelerin ardında yaşıyoruz..



Yalnız Uyumak İyi Mi..?

Yalnız uyumak konusunda çok tutarsızım..

Bazen, uyandığımda, "ohh iyi ki yalnızım da böyle rahat uyuyorum" diyorum, bazen "yalnız olduktan sonra uyanmanın bile bir anlamı olmuyor" diyorum..

Hemen her konuda olduğum gibi yatakta yalnız uyanmak konusunda bile bir büyük tutarsızlık var..


İnce Düşünceli Erkekler..

     Kalbim kadar temiz olan bu e-günlük sayfasında, yaklaşık 15879 kere yazdığım cümleyi tekrar yazmak istiyorum.. :  Ben, bu hatun cinsini anlayamıyorum..


     Son zamanlarda, tanıdıklarımın çoğu, benim ot gelip ot gittiğimi ifade etmeye başladılar.. Evde durdukça, manyaklık oranım artıyor, herkesten zaten yüksek seviyede olan ayılık seviyem iki misline çıkıyormuş.. Gün içindeki tek ince düşünceli hareketim, tuvaletin sifonunu çekmekmiş..

     Siz sevgili okurlar, benim aslında ne kadar ince düşünceli olduğumu biliyorsunuz.. Maalesef bunu ailem öğrenemedi bir türlü.. Gerçi ben, ince düşünceli, hassas, saygılı, nazik biri olduğumu evde özellikle belli etmiyorum.. Dışarıda kuzu, evde kurt politikasını izleyerek, korku ile ev halkına istediğimi yaptırmaya çalışıyorum.. Bir erkek düşünsenize; evde, herkesin içinde burnunu karıştırmıyor, elbiselerini sağa-sola atmıyor, herkese bağırıp-çağırmıyor, herkese nazik davranıyor, demokrasiyi ev içinde uyguluyor : Böyle bir erkeğin sözünü kim dinler Allah âşkına..? Ben, sözüm dinlensin ve evimizin bekâsını devam etsin diye, özellikle kaba/saba bir herif oluyorum evde.. Yoksa sahiden ince düşünceliyimdir..

     Bana inanmayanlar, ne kadar ince düşünceli olduğumu, üniversitedeki sevgilime sorabilirler.. Ben, yıllar evvel, biz öğrenci milletinin beş parasız dolaştığı zamanlarda, kız arkadaşıma hediye alacak kadar ince düşünceli biri idim.. Gerçi aldığım hediyeden sonraki üç gün içinde kız benden ayrıldı ama ayrılma sebebinin benim hediyem olmadığını düşünüyorum..


     Sıcak bir Ayvalık günü idi.. Okuldan çıkmış, beş parasız, zavallı bir halde evime doğru gidiyordum.. Okulun son günleri idi ve ben o zamanlar tek başıma yaşıyordum.. Eve girmeden hemen önce ev sahibinin beni beklediğini farkettim.. Kadın, elindeki parayı bana uzatarak, 'evi tek kişi olarak tuttuğumu ama her gece evin dolduğunu' ifade ettikten sonra 'komşuların rahatsız olduğunu' da ekleyerek, evi terk etmemi rica (!) etti.. İlk başlarda ben biraz tersleşsem de eşinin polis olması sebebiyle sesimi fazla çıkartamadım.. Parayı aldım, cebime koydum, 1 hafta içinde evden çıkacağımı ifade ettim..

     Ev sahibi, kendisine verdiğim kirayı geri vererek aslında bana büyük bir iyilik yapmış oluyordu.. Paranın ne olduğunu bilmeyen cebim, ev sahibem sayesinde para ile tanıştı.. Para ile cebim tanışınca, ben, Ayvalık'a gittim, kız arkadaşıma güzel bir hediye aldım.. Akşam saatlerinde, kız arkadaşım bana geldi.. Beraber yemek yedik.. Kendisini zerre kadar sevmiyordum ama yalandan kimsenin ölmeyeceğini bildiğimden, kendisini çok sevdiğimi ifade ettikten sonra hediyemi çıkardım.. "Ayy âşkımmm" deyip de boynuma bir sarılması vardı ki, kadın cinsinin ne kadar hediye tutkunu olduğunu o sayede öğrenmiş oldum..

     Hediye paketini açtığında, pembe şeffaf bir tanga ile karşılaştı.. "Ayy bu nee.. ! Pisss, sapıkk.." deyip de sırtıma bir iki tane vurdu.. Ben, yine de bu ince düşünceli davranışımın hoşuna gittiğini düşünüyordum..

     Her şey yolunda gidiyordu ki, yıllar sonra bile unutamadığım o meşhur konuşma aramızda cereyan etti..

Ben : (Tangayı elime alarak) Gel, ben giydirmek istiyorum..

Hatun : Saçmalama.. ! O kadar da değil.. !

Ben : Niye böyle diyorsun..? Kolye alsam, ben takacaktım.. Yüzük alsam, ben takacaktım.. Mont alsam, ben giydirecektim.. Tanga aldım, neden ben giydiremiyorum.. ?

Hatun : Âşkımm tamam susalım.. !


     Ben, o zamanlar da şimdi olduğu gibi kadın cinsinin söylediklerini yapmayı seven, centilmen bir erkek olduğumdan, hatunun "susalım" demesini emir telakki ettim ve sustum.. Kendisi de sustu.. Üç gün boyunca sustuk.. Üç gün sonra da ömür boyu susmaya karar verdik..


     Az önce bir arkadaşımla, erkeklerin aslında ne kadar ince düşünceli insanlar olduğunu konuşurken, bu hatıram aklıma geldi ve kendisi ile paylaştım.. İstedim ki, biz erkeklerin ne kadar ince düşünceli olduklarını siz de görün.. Gel gör ki, biz erkek cinsi ince düşünceli ve nazik insanlarız ama hatun cinsi üniversite yıllarında da anlaşılmaz oluyor, orta yaşlarda da, ölüm döşeğinde iken de.. O kızın benden neden ayrıldığını, yıllar geçmiş olmasına rağmen bir türlü anlayamadım..




Zamanın Siktir Ettikleri..

Bilenler bilir, moralim bozuk olduğunda, karşımdaki insana kolay kolay sebebini anlatan biri değilimdir.. Ya gelir moralimin bozuk olmasının sebebine dair yazı yazar ya da daha fenasını yaparak moral bozukluğumu anlatmaz ama sapıkça şeyler yazarım..

Bu defa biraz farklıydı.. Moral bozukluğu değil de halletmem gereken önemli bir sorunum vardı.. Bu sorunumu halletmem için de bu işleri bilen birinden yardım almam gerekiyordu..



Gittim yardım alabileceğim en uygun insana.. O insan ki; zamanında, her şekilde yaren olmuştu bana.. Unuttum aradan geçen onca uzun zamanı da derdimi söyleyip bir yol göstermesini, daha doğrusu beni bilgilendirmesini istedim..


Beni öyle güzel ve kibarca siktir etti ki; iki gündür kızıyorum kendime, niye gittim diye..


Zaman, her türlü acının üzerini toz bulutu ile kaplayıp seni acılardan uzaklaştırdığı gibi eskiden güzel olan şeylerin üzerini de kaplıyor ve güzellikleri de bitiriyormuş meğer.. Elinde sadece anılar kalıyor; bir zaman sonra işe yaramadığını düşündüğün anılar..








 

İş..


Bu denli didindiğim, uğraştığım, stres olduğum, sakinken asabileştiğim şey ne için..?
Ne için otuzbeş yaşında iken ellibeş yaşında gibi görünmeme sebep olan şey..?
Birden asabileşip ters cümleler kurmamı sağlayan, insanların kalbini darmadağın ettiğim bu uğraş da ne..?
Neden herkes boşverirken, ben işime dört elle sarılıyor da manen ve bedenen kendimi eksiltiyorum ki..?
 
Bak işte; kamburum çıktı.. Gözlerim tekrar bozuldu.. Saç-sakal birbirine karıştı.. Huzur yerini strese bıraktı.. Ağızdan çıkan olgun cümleler gitti de  yerine asabi cümleler geldi.. "Maaşallah, ne iyi, karakterli, çalışkan <Çocuk> " cümleleri, "Ne asabi, ne kendini beğenmiş, ne dik başlı" sıfatları ile tebdil oldu..
 
Ne oldu <Çocuk>, Allah âşkına, ne oldu..?




Mucize : Bizim de Duygularımız ve İsteklerimiz ve Özlemlerimiz Var..

Belki inanmayacaksınız ama engelliler de insan..


Arz ederim..




Uykusever Özenti Zombi..

Gün doğmadan önce, henüz karanlıkken, çalar saati kuruyorum; Allah affetsin bazen uyanıyorum ama esasında çoğu zaman uyanamıyorum..


İkinci olarak, çalar saati, işe gitmek için 07:13'e kuruyorum.. 07:13'te çaldıktan sonra kapatıyorum, sonra her 5 dakikada bir çalıyor ve ben 07:40'tan sonraki bir saatte anca uyanabiliyorum.. Gözlerimi dünyaya açtıktan sonra bir besmele çekiyor, bir kelime-i şahadet getiriyor, sonrasındaki 5 dakika yatakta kalıyorum.. O, 5 dakika boyunca, kimim, neyim, neciyim, neden uyanıyorum gibi onlarca soru soruyorum kendime..  


Herkes benim gibi bilmem ama yaklaşık 5 dakika boyunca, uyanmaya çabalıyor, anca yataktan çıkabilecek kadar kafamı topluyor, yataktan çıkıyor, işe koyuluyor ama 2 saat boyunca kendime gelmek için çabalıyor, o 2 saat boyunca uyanık gibi görünüp esasında uyur bir vaziyette zombi kılığında dolanıyorum etrafta.. 


Rabb'im en doğrusunu bilir elbet ama zaten erken yaşta geberip gideceğimi biliyorum.. Ama eğer bu uyku işine bir çözüm bulamazsam, üç-beş seneye kalmaz, kalp krizi sonrası öteki tarafa günahlarla yüzleşmeye giderim gibime geliyor.. Ki benim yüzleşmem de çok çok uzun olacak; içinde kul hakkından tut da her türlü pislik bolca var.. Neyse..


Demem o ki; gece kaçta yatarsa yatsın, sabah 6'da dinç olarak uyanan, uykuyu pek sevmeyen, günü erkenden karşılayan insanlara hayranım arkadaş ya.. Şu hayatta bir çok şey olamadım ve bir çok kişiye özendim ama uykuyu sevmeyen insanlara özentimin yeri bambaşka.. Bu saatten sonra öyle biri olmama imkan var mı acaba..?








Hatunlar, Olgun Erkek Severmiş..

     "Kadınlar olgun erkeklerden hoşlanır." diyen şahs-ı muhteremi bir elime geçirirsem ona ne yapacağımı iyi biliyorum.. Yaşadıklarımdan yola çıkarak söylüyorum ki, kadınlar için sadece olgun olmak yetmiyor.. Misal benim saçım-sakalım kırlaşmış durumda.. Her bir yerimde beyaz beyaz kıllar çıkmaya başladı.. Olgunluk kavramını tam olarak yaşıyorum ama gel gör ki hâlâ şahsımdan hoşlanan bir hatun yok etrafta..
 
     En son üç gün önce bir hatun kızımız hoşlandı benden.. Ben de içimden "Eee tabii sakalımda beyazlıklar var, olgun imajı veriyorum, haliyle hoşlanıyor benden.. " diye kızın hoşlanmış olmasını beyaz sakallarıma bağlıyordum ki, hatun kızımız dün akşam itibariyle telefonuma mesaj göndererek, "Kusura bakma, ben seni insana benzettim. " mealinde, beni küçük düşüren, kişilik haklarıma tecavüz eden, bundan sonraki yaşamımda hatırladıkça olumsuz olarak etkileneceğim cümlesiyle benimle olan iletişimini kesti..
 
     Vay arkadaş, nasıl bir insansam artık, bugüne kadar benden hoşlanan kızlardan -ki toplamı bir kişidir- bana en fazla katlanabilen kızın rekoru dört gün onaltı saattir.. Demek ki, değil saçın-sakalın ağarması, un çuvalının içine girip de tüm vücudumu ağartsam bile kimsenin bana bakacağı yok.. Zannedersem bu kadınların hoşlandığı olgunluk, saçın-sakalın ağarması ile ilgili değil de vücudumuzun başka bir yerinde bulunan bir uzvun olgunluğu ile ilgili..
 
     Şansa bak ki, kadınların olgunluk aradığı uzuvdaki olgunluk ölçüsü de şahsımda üç ile beş santim arasında gidip gelmekte.. Olgunluk aranılan uzvunun ölçüleri, olgunluktan bu kadar uzak olan bir herife, hatun kızlar niye baksın..? Haklılar efendim, haklılar..
 

Ev Eşyası Gibiyim..

    Heyyy gidi hey.. Bir zamanlar Şeh-i İstanbul sokaklarında, anlamsızca gezerdim.. Şu hale bak ki, şimdi bir evin eşyası gibiyim ve ayrılamıyorum evden.. Kendimi, bir kanepe olarak görüyorum, bazen bir yastık, bazen battaniye.. Bazen kendimi sevdiğim ender zamanlarda, vitrinde olan ve kimsenin dokunmadığı vitrin süsü oluyorum.. Kendime kızdığım zaman ise tuvaletteki herhangi bir şey oluveriyorum..
 


     Yahu biz niye bir türlü mutlu olamadık..? Nedir bu tatminsizliğimizin sebebi..? Neden kalabalığın içinde olsak dahi kendimizi hep yalnız hissediyoruz..? Neyin eksikliği veya neyin fazlalığıdır bu durum..? Üzerimizde hep bir hüzün bulutu var.. Kendimizi o bulutla öyle bir sarıp sarmalamışız ki; o hüzün bulutu, ayrılmaz bir parçamız, bizim tenimiz oluvermiş..


 
     Hava tuhaf.. Lodos şiddetli esiyor.. Rüzgârın Şehr-i İstanbul'u esir aldığını söylüyor haber bültenleri.. Dalgaların kabardığı, şiddetle karaya çarptığı görüntüleri gösteriyorlar.. Ruhum, o rüzgârlı havada, sahil kenarında yürüyüşe çıkmak istiyor.. Birine, birilerine, "Haydi gel benimle! " demek istiyorum, çağıracağım hiç bir insanın yanında huzuru bulamayacağımı bildiğim için susuyorum.. Huzur bulacağımı düşündüğüm insanlar ise, artık selam dahi vermiyorlar bana..


 
     Ben, neden evdeyim yahu..? Neden kanepeyim, neden yastığım, neden vitrin süsü, tuvalet kâğıdıyım yahu..? Neden bir sahil kenarında, rüzgârın güzelliğini yaşayamıyorum..? Ne zamandı; ilk kırılma anı, hüzün bulutunu kendimize sarıp sarmalamamız ilk ne zamandı..? Beni rüzgârdan mahrum bırakan o ilk darbe kim tarafından ve ne zamandı..?