Ramazan Sonrası..

Bu ramazan öyle bir mucize ay ki ; bu ayda ne verdiysem kat be kat fazlasını aldım : Fitre-zekât verdim, o verdiğimi fazlasıyla geri aldım.. Uykumu verdim, huzur olarak geri aldım.. Zaman verdim, mutluluk aldım..

Hepsi iyi güzel de keşke o kadar uğraşıp verdiğim iki kiloyu, iki gün içinde geri almasaydım..

Tefekkürsüz Din..

Her televizyon kanalında bir hoca.. Güzel güzel anlatıyorlar bize bilmediğimiz onlarca şeyi..

Camiilere gidiyoruz; bilmediğimiz veya yanlış bildiğimiz onlarca şeyi orada da dinliyoruz..

...Bu kadar insan, gerek işi gereği, gerek gönüllü olarak bu kadar çok şey anlatıyorlar da acaba dinliyor muyuz onları..? Anlıyor muyuz..? Hayatımıza uyguluyor muyuz..? Kendi içimize yönelip de tefekkür edebiliyor muyuz..?

Her gün farklı bir camiiye gidip, farklı televizyon kanalından, farklı şeyler dinlesek de, kendi içimize yönelip de tefekkür edemiyor ve kendi içimizde Yaratıcı'dan emare göremiyorsak; yüzeysel yaşamaya devam ederiz dinimizi..

Ne güzel söylemişti Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ Hoca :

"Hocalarımız, Ramazanı rahat bıraksalar da iç dünyamızı dinlesek..."

Yumurta Soyan Kadın Güzeldir..

Kadın dediğin, kahvaltıda, erkeğinin yumurtasını soyacak..

Bu kadar net.. !


Bir Ramazan Daha..

Sahura,
iftara,
davulcuya,
pideye,
şükretmeye,
teravih namazına,
paylaşmaya,
yardımlaşmaya,
hoşnut olmaya,
bir ramazan ayına daha kavuşturan Rabb'e hamd olsun..


Umut Etmeden Hayat Güzel Olsa Gerek..

Tuhaf bir psikoloji içindeyim..


Umut ettiğim, yüzümü gülümseten, iyi davranan, kalbime hoşluk veren ne ve kim varsa bir kalemde silesim var.. Telefon taşımaktan vazgeçerek, "Uzaklardan, çok uzaklardan acaba bir mesaj gelir mi..? " diye beklentimin önüne geçesim var.. Hayatımda kim varsa bir kalemde silesim, her şeyden elimi-eteğimi çekesim var..


Tuhaf bir psikoloji içindeyim işte.. Kendimden kaçıp kendimi bulasım, kendimi bulup kendimden kaçasım var..







Yaptıklarınız, Başkaları Tarafından Yanlış Anlaşılırsa..?

    Hiç, yaptıklarınızın, insanlar tarafından nasıl değerlendirildiğini düşündünüz mü..?
 
     Çok bildik kıssadır ya, bu yazıda anlatmadan geçmek olmaz.. Nalıncı Baba hikâyesini, sanırım aranızda bilmeyen yoktur..
 
.........................................................
     Sultan Murad, akşam garip bir rüya gördüğünü beyan ederek vezir-i azamı Siyavuş Paşa'ya hazırlanmasını ve sokağa çıkacaklarını söyler.. Molla kıyafetleri giyinir ve sokağa çıkarlar.. Sultan Murad, gördüğü rüyanın etkisiyle nereye gideceğini iyi bilir.. Unkapanı civarında, sokak ortasında bir ceset görürler.. Cesedin kime ait olduğunu sorarlar, "ayyaşın biri" olduğu cevabını alırlar.. Bir başkası da sokakta yatan cesedin, sağken, esasında iyi bir sanatkâr olduğunu ama kazandıklarını içkiye ve fuhuşa yatırdığını söyler.. İçlerinden biri de "cemaate katılmaz, namaz kılmazdı" der..




    Bu "ayyaş, namazdan uzak, fuhuş yapan adam"dan herkes kaçınır.. Ceset ortada kalmıştır.. Vezir-i azam Siyavuş Paşa da gitmeye hazırlanırken, padişah onu tutar ve "Ne olursa olsun, o bizim tebaamızdır.. Cesedini defnetmek gerekir.. " diye vezirini durdurur.. Rüyanın da etkisi ile naaşı kaldırmaları gerektiğini söyler.. Siyavuş Paşa, itiraz edecek olur; cesedi yıkamaları gerektiğini, kefenlenmesi, taşınması ve benzeri işlemlerin uzun süreceğini ve güçlerinin yetmeyeceğini, saraydan adam gönderip bu işleri hallettirebileceklerini dile getirse de padişahı ikna edemez.. Mahalle camiisinde değil de Fatih Camii'nde naaşı yıkamaya karar verirler.. Naaşı sırtlanır ve camii avlusuna getirirler.. Yıkarlar.. Yıkadıkça naaşın yüzünün nurlandığına şahit olurlar..
 
     Vezir-i Azam, sonradan bu ölünün bir yakını olabileceğini hatırlar ve onlara haber vermeden defnetmenin doğru olmadığını Sultan Murad'a arz eder.. Sultan Murad, vezirine hak verir ve onu naaşın başında bırakarak cesedi buldukları yere gider.. Sorar, soruşturur ve Nalıncı Baba'nın evini bulur.. Kapıyı çalar.. Yaşlıca bir kadına durumu anlatır.. Kadın, kocasının öldüğü haberine üzülür ama soğukkanlılığını kaybetmez.. Yarı ağlamaklı bir halde tebdil-i kıyafet giyinmiş Sultan'a derdini anlatır.. :
 
-- Biliyor musun oğlum, bizim bey bir tuhaf adamdı.. Akşama kadar uğraşır, didinir, çok güzel nalınlar yapar ve satardı.. Eve gelirken birinin elinde içki şişesi görse, tüm parasını verir, o içkiyi satın alır, sonra eve gelir içkiyi tuvalete dökerdi..
 
     Sultan Murad şaşırır.. Yaşlı kadın devam eder..




-- Sadece bu olsa neyse.. Kötü yola düşmüş kadınları eve getirir, hiç değilse birkaç saat kötü işler yapmamaları için onlara para verirdi.. Ben de o kızcağızlara hikâyeler anlatır, menkîbeler okurdum..
 
     "Allah Allah.. ! " der Sultan Murad.. "Halbuki mahalleli ne sanıyor.. " diye devam eder..
 
-- Ah oğlum ah.. Ben de söylerdim bunu.. Hiç değilse insan içine çık, durumu anlat, yanlış anlamasınlar seni, der dururdum.. O ise namaz kılmaya bile uzak semtlere giderdi.. "Öyle imamın arkasında durmalı ki, tekbir aldığında Kâbe'yi görebilmeli" derdi.. Bu sebeple mahalle camiisine bile gitmezdi.. Kulağıma mahalleden kötü kötü haberler gelince, bir gün kızdım beye, yüzüne çıkıştım.. "Böyle yapma beyim.. Bir gün ölürsün, mezarın ortada kalır. " dedim.. "Doğru söylüyorsun hatun" dedi ve bahçeye kendi mezarını kazdı.. "Bey... " dedim.. "Sadece mezar kazmakla olur mu..? Seni kim yıkayacak, kim defnedecek.. ? Korkarım naaşın ortada kalacak.. " dedim..
 
-- Ne dedi..? diye sordu Sultan Murad..




-- Ne desin evladım.. Önce gülümsedi.. Sonra 'Allah büyük' dedi.. Hem padişahın işi ne..?  diye karşılık verdi..
 
...............................................................................
 
     Hiç, yaptıklarınızın, insanlar tarafından nasıl karşılandığını düşündüğün mü..?
 
     Ya siz, marketi hırsızdan korumaya çalışırken, hırsıza yardım etmiş gibi görülüyorsanız..? Ya siz rüşvet alanları açığa çıkardığınız için rüşvet almakla suçlanmışsanız..? Ya siz, yaşlı dedenizi hastahaneye yetiştirmeye çalışırken, kaza ile birine çarpıp ölümüne sebep oldunuz diye ömür boyu katil damgası yerseniz..? Ya siz, bir kadını fuhuştan kurtarayım derken, kadın satıcısı gibi görülürseniz..?
 
     ...veya bunların tam tersi...
 
     Ya siz, hırsızlık yapmaya geldiğiniz yerde kahraman ilan edilirseniz..? Ya siz, cinayet işlemeye geldiğinizde, birinin hayatını kurtardığınız sanılırsa..? Ya siz, kundaktaki bebekleri öldürmekten çekinmemenize rağmen özgürlük savaşçısı ilan edilirseniz..?


     Farklı bir şey yaparken, sizi tanımayan bir başkasının, sizin hakkınızda farklı değerlendirmeler bulunduğuna şahit olursanız.. ? Ya anlatılanlar ile yaptıklarınız birbirinden farklı ise..? Ya iftiraya uğramışsanız.. ? Ya siz de toplum tarafından Nalıncı Baba'ya yapılanların aynısına maruz kalmışsanız.. ?
 
     Benim iyi biri olduğumu sanıp da, arkasını dönen insana, paslı hançeri sapladığımda, yere düşüp, gözlerini gözlerime diktiğinde, bana ne dedi biliyor musunuz.. ?
 
Et tu Brute.. ?



Anneler Günü, Kutladığımız Günden Bir Sonraki Gün Başlar..

Hediyeler aldığımız, yanına gittiğimiz, agucuk-gugucuk yaptığımız anneler günü, bugün gibi görünse de asıl yarın başlıyor.. Yarın kaçımız annemizin yanında olacağız, sevip, baş tacı edeceğiz..?




Ecnebi Penye..

Son dönemde kendine penye alan oldu mu..?
 
Güneş yüzünü gösterince, kendime üç-beş tane penye alayım dedim...
 
...Dedim ama beğendiğim tüm penyelerin üzerinde illa ki ecnebice yazılar var.. Penyenin üstünde, güzel bir şekil veya çizim oluyor; tam "hah, bunu alayım" diyorum, sonra bir bakıyorum ki o şeklin altında illa ki ecnebice bir kelime veya cümle iliştirilmiş..
 
Ben, tüm giysilerimi zorla kuzenime ve ablalarıma aldırarak beleşe getirdiğim için daha önce de durum böyle miydi bilmiyorum ama şuan ki durumdan yola çıkarsak ; tekstil sektöründen ricam, penyelerdeki o güzel şekillerin altına illa yazı yazıp dert anlatmak, mesaj vermek istiyorlarsa, Türkçe yazıp, Türkçe mesaj versinler.. Zira ecnebice yazılınca, mesajı alamama durumum var..Ki esasında minik ve güzel bir şekil çizerek, yazı yazmaya gerek kalmadan, istenilen mesaj da verilebilir bence..

 

Sülaleme Yeni Bilgi..

Amca Kızı : Biri var da tarih öğretmenliğini bitirdi, atama bekliyor.. 26 yaşında.. Ordulu.. Benim komşum.. Ailesi de kendisi de çok iyi insanlar.. Tanıştırmak istiyorum.. Sen "tamam" dersen, konuşacağım..


Cevap : Tamam..


Akşam çalan telefon...


Amca Kızı : Seni anlattım.. Sürekli beraberiz ama haberim yokmuş.. Sevgilisi varmış.. Olmadı ne yazık ki.. 


(Sonra da moralim bozulmasın diye kurulan cümleler.. Oysa kendi morali bozuk.. Aldığı cevap benim yerime onun moralini bozmuş.. Bu o kadar belli ki.. Teselli vermesi bile üzüntüsünü gideremiyor.. vs vs vs..  )






Sevgilisi yok.. Bunu ikimiz de biliyoruz emmim kızı.. Bana niye "yok" dediğini, ikimiz de gayet iyi biliyoruz.. Farklı farklı bahanelere gerek yok.. İnanmayacaksın belki ama sana "tamam" derken bile cevabın bu olacağını biliyordum.. Senin vasıtanla sülalem de bilsin istedim.. Artık siz de biliyorsunuz engelli olduğumu.. Hayırlı olsun bu yeni bilginiz..










Kahraman Ölü..

Eskiden, dünyayı kurtarabileceğimize inanırdık.. Kahraman olabileceğimizi düşünür, kahraman gibi yürür, kahraman olduğumuz zaman nasıl davranmamız gerektiği hakkında kafa yorardık.. Şimdi dünyayı kurtarma sevdasından vazgeçtik, kendimizi nasıl kurtarabiliriz diye kafa yoruyoruz.. Nasıl kahraman olacağımızı düşünürken, şimdi kendimizi nasıl kurtarabiliriz diye düşünüyoruz.. Genç kızların sevgilisi olmaktan vazgeçtik; bir güzelin kalbine nasıl gireriz diye uğraşıyoruz..
 
Artık daha mütevazı hâyâller kuruyoruz.. Sanırım gerçekten büyüyor veya daha doğru bir tabirle gerçekten ölüyoruz..