Kaldırım Üzerinde 20 Liraya Mutluluk Satışı..







Kadıköy'de, kaldırımın üzerinde, 20 Liraya satılıyordu bu oyuncaklar.. Birçok kişi, sevdiklerine satın alıyordu.. Ben, almadım, alamadım.. Verebileceğim kimse yok.. Son söylediğim türkü de yarım kaldığından olsa gerek; mutlu etmek istediğim kimse kalmadı..

...Ama şu var : İnsanlar, sevdiği insanlara bu oyuncaklardan alıyor ve o insanları, bu oyuncaklar sayesinde mutlu edebiliyorlar..



Kaldırımın üzerinde, 20 liraya satılan oyuncaklar, insanları mutlu edebiliyorsa, öyle çok uzaklardaymış gibi düşünmeye gerek yok aslında; mutluluk, Kadıköy'de, kaldırımın üstünde, 20 liraya satılıyor..




Mış'lı Miş'li..

Hadi birbirimize, yalnız değilmişiz, mutluymuşuz, hayatımızdaki her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranalım.. Sonuçta en iyi biz biliriz "mış'lı miş'li" davranmayı.. Her birimizde birer maske; yaşamadığımız bir hayatı yaşıyormuşuz gibi davranmaya programlanmışız..

 ...............

Biliyor musun, bugün, çok eğlenceli, çok komik, harika bir gün yaşadım.. Öyle uzaktan bana bakarak, "vah vahh" diyorsun ama ben çok eğlenceli, dört başı mamur bir hayat yaşıyorum.. Gerçekten öyle..
Sahiden ya..
İnan bana..
Öyle bakma..




Dimyat'ın Pirincinin Evdeki Bulgurdan Etmesi Sebebiyle Taş Devrine Dönen İnsanoğlu..

Sevgili atalarım, yememiş, içmemiş, sanki "İleride <Çocuk> diye biri dünyaya gelecek, onun neler yaşayacağı şimdiden belli; onun hayatı için birkaç söz uyduralım.." diyerek benim için sözler ve deyimler uydurmuşlar.. Bunlardan biri de "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" durumudur ki; bu durum, tamamen benim şuan yaşadığım durumdur..


Bilen bilir; cimri=pinti biri olduğum kadar, haris=açgözlü biriyimdir.. İhtiyacım olan şeye para vermemek için kılı kırk yarar,  ihtiyacım olmayan şeye beleş bir şekilde sahip olmak için de açgözlülük yaparım..


Şahsıma ait bir adet 'akıllı' telefon bulunmakta idi.. Benim telefon 'akıllı' olmaktan çok 'tembel' özelliğini taşıyordu.. Bir uygulamaya bastıktan ancak birkaç dakika sonra o uygulamayı açıyor, bazen donup kalıyordu.. Aylardır yeni bir telefona ihtiyacım olduğu aşikardı ama parama kıyamıyordum.. Ailemin geri kalanı benim taşıdığım kötü özellikleri taşımadığından, ablalarımdan biri kendine yeni bir telefon alınca, onun eski telefonu da bana kaldı..


Ablam için eski, benim için yeni olan telefonda birkaç sorun olunca, akşamın bir saatinde, nöbetçi telefon tamircisi bularak, telefonun yazılımını güncelleştirip, kırılmaz bir cam taktırdıktan sonra 65 TL fiyat için pazarlık masasına oturdum ve nihayetinde 50 TL vererek yeni bir telefona sahip olmanın mutluluğunu yaşayarak eve geldim..


Çocukken, alınan yeni ayakkabılarıyla uyuyan bir nesil olduğumuzdan olsa gerek, sürekli sırıtır bir vaziyette telefonumla yatağa girdim.. Öyle güzel bir durumdu ki : Telefonun hangi uygulamasına girmek istesem, hiç beklemeden, direkt uygulamaya giriyor, telefonun büyük ekranında internette dolaşmanın mutluluğunu yaşıyordum.. Artık yeni bir telefonumun olduğunu düşündüğümden, eski telefonuma 'tü kaka' yaparak, odamın bir köşesine attım.. Eski telefonumu, tamamen gözden çıkarmayı planladığımdan, içindeki e-posta ve diğer bilgilerim bir başkasının eline geçmesin diye telefondaki birçok uygulamayı sildim..


Yeni telefonumla mutluluk planları yapıyor; pembe panjurlu bir ev, evin önünde bir araba, huzurun bol olduğu bir yuva hayali kuruyor, yeni telefonuma atiden bahsediyordum.. Telefonumla sohbet ederken, saat 1'e doğru bir arkadaşım aradı.. Yeni ve harika telefonum sayesinde, arkadaşımla birkaç dakikalık kısa bir sohbetten sonra "iyi geceler" dileyip görüşmeyi sonlandırdık.. Ama ne olduysa telefon birden kapandı.. Yeniden açmak için düğmesine bastığımda, ekranda, "Samsung Note II" yazısı belirdi.. Ben, bu yazıyı gördükten sonra içimden, "Tamam, şimdi açılır.." diye düşünüyordum ki; uzun uzun bekledikten sonra o yazının sabit kaldığını ve telefonun bir türlü faaliyete geçmediğini gördüm.. Yaklaşık yarım saat kadar "aç-kapa" yaptım, parçalarını sökerek tekrar taktım, her Türk insanı gibi telefonun sağına-soluna birkaç tokat attım ama bir işe yaramadığını görünce, ertesi gün de işe gideceğimin aklına gelmesi münasebetiyle uyumaya karar verdim..


Rabb, nasip edip de yeniden uyandıktan sonra birkaç kere daha "aç-kapa" yaptım ama hep aynı yazının ekranda kaldığını ve telefonun bir türlü faaliyete geçmediğini görünce, telefonumu yanıma alarak işe gittim.. Öğlen saatinde, akşam telefonuma güncelleme yapan, nöbetçi telefon tamircisine giderek, telefonun durumunu anlattım.. Tamirci arkadaş, 'ana kartın bozulduğunu, yenilenmesi gerektiğini' söyledikten sonra epeyce bir para isteyince, "Belki garanti süresi dolmamıştır" mantığıyla yeniden eve gelip garanti kağıtlarına baktım.. Garanti süresinin aylar önce dolduğunu görünce, Samsung'un teknik servisine telefonumu gönderdim.. Teknik servis, ana kartın değişmesi gerektiğini söyleyip 620 TL gibi bir fiyat isteyince, üzerine az daha para katarak  3 katlı bir ev alabileceğimi düşünüp telefonu tamir ettirmekten vazgeçtim.. Böylece benim yeni telefon hayallerim suya düşmüş oldu.. Yeni telefonun mutluluğu da ancak birkaç saat sürdü..


Hayat öyle güzel ki; mutlulukta hüzün, hüzünlerde mutluluk saklı.. Hayat, her an, her duyguyu yaşatarak, senin kanlı-canlı bir insan olduğunu hatırlatıyor ve hayatın, iki zıt duygu içinde idame edilmesi gerektiğini, biri varken diğerinin unutulmaması gerektiğini vurguluyor.. Sanırım, kendini bilen insanlar, bu sebeple, herhangi bir olay karşısında çok mutlu olmaz veya çok büyük yeise kapılmazlar.. Her an farklı bir duygunun gelip kalbimize yerleşeceğini bilirler..


Her neyse.. Yeni telefon, benim için Dimyat'a pirince gitmekti..  Gel gelelim, evdeki bulgurdan olma durumuma...


Yeni telefonumun mutluluğu birkaç saat sürdükten ve yeni telefonumu artık kullanmamın imkanı olmadığını üzülerek öğrendikten sonra, yeniden kullanmak için 'akıllı' olduğu söylenen ama pek akıllı olduğunu düşünmediğim, tembel olduğu konusunda emin olduğum eski telefonuma yöneldim.. Eski telefonumu yeniden kullanmak için telefonumdan sildiğim uygulamaları, telefona yüklemek istedim.. İstedim ama sadece istemekle kaldım; uygulamalar bir türlü yüklenmedi.. Çeşitli araştırmalarım sonucu, uygulamaların yüklenmesi için yazılım güncellemesi yapılması gerektiğini öğrendim ama bu telefonu da tamamen kaybetmek istemediğimden, yazılım güncellemesi yaptırmadım.. Şuan telefonu kullanıyorum ama sadece telefonla görüşmek ve mesajlaşmak için kullanıyorum.. İnternete giremiyor, uygulamaların hiçbirinden faydalanamıyorum.. Telefon güya 'akıllı' ama cep telefonunun ilk icadındaki özelliklere sahip bir modda çalışma hayatına devam ediyor..  


Dimyat'a pirince gittim; pirinci çuval ile getirirken, çuvalın altının delik olması münasebetiyle tüm pirinci yolda kaybettim.. Hiç değilse evdeki bulgurdan, güzel bir pilav yapayım derken; evdeki bulgurun da benim tedbirsizliğim yüzünden kaybolduğunu görmüş oldum.. Pirinç pilavı ve bulgur pilavından vazgeçerek, diyet yapmaya karar verdim.. Şuan için taş devrindeki ilk insanların yedikleriyle, hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum..


Bakalım ne olacak.. Şöyle kaliteli, jet hızında bir telefon almak istiyorum ama parama kıyamıyorum.. Havadan para gelmesini bekliyorum.. Sevişmekten az anlasam, kadınları yatakta mutlu  edebilen biri olsam, 20 saniye içinde boşalmasam, jigololuk yapacağım ama 20 saniyede boşalarak bir daha 'iş' yapamayan erkeğin biri olduğumdan, jigololuk yapamayacağımı, yapmaya kalksam bile para almak yerine, 20 saniyede boşalan jigolo olmaz mantığıyla üstüne tazminat verebileceğimi düşünmekteyim.. Haliyle jigololuk ile para kazanamayacağım muhakkak.. Beni sevdiğini söyleyen insanların, bana iyi bir telefon hediye etmesini bekler, hatta "madem seviyorlar, bana telefon almak zorundalar" mantığıyla onların üzerine giderdim ama zatımı gerçek anlamda seven bir Allah kulu bulunmadığından, birinin bana telefon hediye etmesinin de imkansız olduğunu düşünmekteyim.. İyisi mi; teknolojinin nimetlerini bir köşeye bırakayım ve telefonum ile sadece görüşme ve mesajlaşma faaliyetlerini yürüteyim..


Eee.. Hayat böyle işte.. Hayat, Dimyat'ın pirinci ile pilav yiyemeyen, "Hiç değilse evdeki bulgurdan pilav yiyeyim.." diye düşünürken, bulgurdan da olan biri olarak taş devrinden kalma kayayı yemeye razı ediyor insanı... Bir şeyler umduruyor ama başka şeyler bulduruyor.. Bu sebeple hayat, sürprizleri ile kendine hayran bırakıyor..








Bu Devirde Bulunmayan Dürüst İnsanları Topluma Kazandıranlar..

"Bu devirde dürüst birini bulmak zor" diyorlar ya; merak ediyorum; bunu diyenler ne kadar dürüst ki başkalarından dürüstlük bekliyorlar.. ?


Biz insanoğlu nankör varlıklarız.. Her türlü pisliği yapar, kötülük nedir bilmeyen, dünyanın en bakir insanıymışız gibi davranırız.. Ne iğneyi kendimize batırırız ne çuvaldızını.. Varsa yoksa başkalarına laf söyleriz.. Pisliğin içinde hayatımızı idame ettirirken, bir başkasının hayatına laf söylemeyi marifet sayar, böyle bir hakkımız olduğunu düşünürüz..


"Bu devirde dürüst birini bulmak zor" diyorsun ya; sen ne kadar dürüstsün ey insan..! O "dürüst olmadığını" beyan ettiğin insanı da sen büyütmedin mi, sen yetiştirmedin mi, o insanı topluma sen göndermedin mi..?


Herkes birbirinden şikayetçi.. Allah aşkına biraz da kendinizden şikayet edin.. Bir kendinize bakın ya hu.. Çok zor değil.. "Benim de birçok kusurum var.." diyebilecek cesareti gösterin.. Gösterin ki; kendinizden başlayarak hayatı güzelleştirmeye başlamış olasınız..




"Uçurumun Kenarındayım Hızır"


Gülce


Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır
Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır

Uçurumun kenarındayım Hızır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gülce'm uzaktan dolanır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir davet
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce bir afet
Peri değil
Huri değil
Gülce beyaz sihir
Gülce ölümcül naz
Buram buram zehir
Yar yüzünde infaz

Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetülarz'dan
Deccal’dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce’den
Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum

1981


 


Yıllık İzin - 12

Ablam, eski telefonunu bana verdi.. Bugün o telefonun ayarlarını yaptırdım; eski telefonumdan yeni telefona numaraları aktarttım..


Sonra Mecidiyeköy'e gittim.. Ordan Şirinevler'e uğrayıp eve geldim..


Yıllık izni de böylece bitirmiş oldum..








Yıllık İzin - 11

Öğlen saatlerinde evden çıktım..


Üsküdar'a gittim.. Orda, Fethi Paşa Korusu'nda yemek yedim..


Sonra Kadıköy'e geçtim.. Künefe yedim, çay içtim..


Akşam geç saatte eve geldim..




Yıllık İzin - 10

Tüm gün evdeydim..


Akşam işten çağırdılar, bir buçuk saatlik işe gittim, sonra yeniden eve döndüm..




Yıllık İzin - 9

Öğle saatinde evden çıktım..




Önce Emirgan'a gittim..


Sonra İstinye'ye giderek İzmir Lokmacısı'na uğradım..


Ordan Taksim'e geçtim..




Sonra eve geldim..






Yıllık İzin - 8

10 gibi uyandım..


Otağtepe'de kahvaltı yapmak istediğimden, çok ama çok az bir kahvaltı yaptım..


Otağtepe'ye gitmek üzere yola koyuldum..


Önce Mecidiyeköy'e, ordan Kavacık otobüsüne, son durakta inip minibüse bindim; birkaç dakika yürüdükten sonra Otağtepe'ye vardım.. Yarım saat kadar bakındıktan sonra telefon çaldı.. İşyerinden çağırıyorlardı.. Geç geleceğimi söylesem de "Ne kadar geç olursa olsun, yine de gel" denildi.. Emir demiri kestiğinden, saat 19:30 gibi işe vardım..


22:30 itibariyle işleri hallettikten sonra eve geldim..




Yıllık İzin - 7

Tüm gün evdeydim..


Yarın biriyle buluşacak ve içimde ne varsa ona anlatacaktım ama pazarlık yapmayı beceremediğim için yarın ki buluşma iptal oldu..


Yarın belki Kavacık'taki Otağtepe denilen yere gidebilirim.. İçimde öyle bir istek var.. Orayı merak ediyorum; görmüş olurum.. Belki de yine tüm gün uyurum.. Bakalım; yarın ola hayrola..




Yıllık İzin - 6

Sabah erken kalktım..
İşten çağırmışlardı; işe gittim..
Tüm gün işyerinde idim..
Akşam geldim..
Uyudum..
Sonrasında bir telefon geldi..
Yeniden kendimi kaybettim..




Yıllık İzin - 5

Niyetim erkenden uyanmak ve cuma namazını Eyüp Camii'nde veya Sultanahmet Camii'nde kılmaktı ama erken uyanamayınca kendi sokağımda cuma namazını eda eyledim..


Engelli grubundan bir ağabey ile buluşmak için Şirinevler'e gittim..
 
İki yaşında babasız kalan, annesi yeniden evlenen, üvey babası bakmayan, dedesinin yanına bırakılan, dedesinin de maddi imkansızlığı sebebiyle yetiştirilme yurduna bırakılan, yıllar sonra bir kız kaçırarak evlenen, bir kız çocuğu babası olan, çeşitli sebeplerle boşanan, İstanbul'a gelen, bir inşaatta gece bekçiliği yapan, kalacak evi olmadığı için bir dükkanın bodrum katında yaşayan bir ağabey ile tanıştıktan sonra Rabb'e bir kez daha şükrettim ve eve geldim..


 

Yıllık İzin - 4

İkindi saatlerine kadar evdeydim..
Sonra Kadıköy'e gittim..
Önce meydanda, sonra Moda'da gezdim..
Yemek yedim..
Denize karşı kayalıklarda oturdum..
Birkaç kez hapşırdım..
Sonra kalktım eve geldim..




Yıllık İzin - 3

Evdeydim..
Üzerime farz olan hiç bir şeyi yapmadım..
Uyudum..Uyandım..Uyudum..Uyandım..




Yıllık İzin - 2

Evdeydim..
10 gibi uyandım..
Sonra tekrar uyudum..
2 gibi işten çağırdılar, işe gittim..
Akşam 5'te işten çıktım..
Şirinevler'e gittim..
25 Lira vererek saç-sakal traşı oldum..
Eve geldim..
Bilgisayar başına geçtim..




Yıllık İzin..

2014 yılından kalma, resmi kayıtlarda kullanmış gibi gösterdiğim ama kullanmadığım, bugün itibariyle kullanmaya başladığım iki haftalık yıllın iznimin ilk günü :


Evdeydim..
Babamı kontrol için doktora götürdük..
İşyerinden bir arkadaşın babasının vefatını öğrendim, cenaze namazına katıldım..
Eve geldim..




Değersizleştirdiklerimizden..

Neden son zamanlarda kendimi değerli biriymiş gibi hissedemiyorum ki..!




Dikkat Çeken Suriyeli..

Şirinevler'in en kalabalık saatinde caddede yürüyor ve sağımdan-solumdan geçen insanların varlığından bile haberdar olmadan düşünüyordum ki; Suriyeli çocukla yüz yüze geldik.. O denli derin düşüncelere dalmışken, o çocuk nasıl dikkatimi çekti, hiç anlamadım..




Doğumgünü..

Tanıdıklardan birçoğu doğum günü kutladı; Allah hepsinden razı olsun.. Ama insanın beklediği birinden kutlama mesajı alamaması o denli fena ki.. İnsan kendini eksik hissediyor ve her çalan telefonda veya gelen mesajda heyecanlanıyor..


İnsan, kendini nedense hep eksik hisseder ve tüm hayatı boyunca tamamlanma hayali kurar.. Ben de kendimi eksik hissedenlerdenim ve tamamlama hayali kuruyorum ama başkalarını bilmem; benim için sonuç yine hüsran...