Topkapı'da Sessiz Kadın..

Topkapı'da, yemyeşil bir alanda, sessiz bir kadındı..

İçi pembemsi, dışı beyaz, gri ve siyah olan harika spor ayakkabısı,
boydan 30 olması gerekirken 32 olan, bir beden büyük olduğu için paçadan katlanmış olan beyaz pantolonu,
siyah üzerine beyaz benekleri olan uzun gömleği,
gümüş metal renkli saati,
siyah çantası,
üzerinde kelebek, ağaç yaprağı ve Fransızca yazılar olan koyu gri başörtüsü ile havuzun yanındaki bankta oturuyordu.. Havuzun fıskiyesinden gelen ve muhtemelen pis olan sular, yüzüne çarpıyor, o, bu durumdan hoşnut olduğunu belli ediyordu..

O kadın ki; "Seninle yürürken kendimi karı-koca gibi hissediyorum" dediği erkek için çiçek almış; erkek, hayatında ilk kez bir kadından çiçek almanın verdiği mutlulukla, ne yapılması gerektiğini bilmeden yürüyordu.. Doğrusu biraz da utanıyordu.. Çiçeği eline alsa, "Kadınına çiçek alan erkek" değil de "Kadınının çiçek aldığı erkek" olmanın tuhaf bir erkeklik utancını yaşayacağından olsa gerek, kadının kendine aldığı ve içinde üniforma olan poşetin içine koydu çiçeği.. Dikenleri olan, alt kısmı hediye paketine sarılmış, kırmızı bir gül, poşetin içinde, erkek ve kadınla beraber yürüyordu.. Kadın anlamıyordu ama o çiçek, erkeğin o an ki mutluluğunu çok iyi anlıyordu..  

Kadın ne güzel yemek yiyordu,
ne güzel su içiyordu,
külahıyla birlikte ne güzel dondurma yiyordu,
Panorama 1453'de gökyüzüne bakıp beğendiğini söylüyor, Kırgızistanlı kızları görüp, kızların gözlerine, kirpiklerine ne güzel methiyeler diziyordu..

...

Birini otobüsle yolcu etmek ne tuhaf..! Bir daha karşılaşıp-karşılaşamayacağınızı bilmeden, birinin sana içten sarılması, sana sarılan kişinin kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak, otobüse bindirdikten sonra sırf bir kez daha görebilmek için bir bahaneyle otobüsün içine girerek ona bir şeyler söylemek ne tuhaf.. ! Bir daha karşılaşacak mısınız, bir daha sarılacak mı, bir daha öpecek ve Topkapı'da sessizce oturacak mısınız bilmeden, günahın bol olduğu mutluluğu yaşamak ne tuhaf.. !


Ey Şehr-i İstanbul, söylesene, o kadın seviyor mu,
o kadın mantığını değil de kalbinin sözünü dinleyebiliyor mu,
o kadın, erkek için herkesi karşısına alabiliyor mu,
o kadın türkü söyleyebiliyor, sana nanik yapabiliyor, senin için dans ediyor, "seni düşünüyorum" deyip fotoğraflar gönderebiliyor, sana kitap okuyabiliyor mu..?


Ey Şehr-i İstanbul, söylesene, Topkapı'daki sessiz kadın, âti için senli hâyâller kurabiliyor mu..?

Güle Güle Baba.. Güle Güle Anne..

Kalp yetmezliği ve kalp damar tıkanıklığı had safhada olan babam, illa memlekete gitmek isteyince, bugün itibariyle yolcu ettim onları..

Allah'ım, ne olur, sağ-salim kavuştur beni onlarla.. Ve Rabb'im, belki mucize istemiş olacağım ama mucizeyi de Sen'den başkasından isteyemem ya.. Ne olur, memlekette, her ikisinin de tüm hastalıkları son bulsun ve mutlu bir şekilde dönsünler yanıma..





.....................................
Benim özgüvenim, annem ve babamın yanında geçerli sadece.. Onlar yok diye; korkağım, çekingenim, yalnızım..






Yaşıyorum..

Fazlasında gözüm yok artık..
Yaşıyor muyum..?
Evet, şükür, yaşıyorum işte..





Kapanan Devir..

Bir devir daha kapandı.. Feysbuktan silip engellemeden hemen önce demiş ki :


"
sana deli gibi kırgınım kizginim ama sürekli düşünüyorum aramak bişeyler bişey konuşmak istiyorum ne olursa:(



"


Birkaç saat sonra :


" 
BENCILSIN! ve bu gerçekten fazla bunu düzeltmeni tavsiye ediyorum .
"


dedikten sonra beni feysbuktan engelleyerek hayatından çıkarmış.. Yapması gerekeni yaptı.. Nihayet doğruyu bulduğu için tebrik ediyorum kendisini..












Özlem Kasırgası..

Hayatımın hiç bir döneminde, bu denli kendimden geçecek kadar, konuşulanları anlamayacak kadar, ölü gibi dolaşacak kadar özlem hissi sarmamıştı içimi..




Hâyâl Misin..?

Hâyâl misin, gerçek mi..?

Gerçek olamayacak kadar harikasın,
hâyâl olamayacak kadar yanımdasın..

................
Söylesene kuzum, ne zaman benden uzaklaşacak, beni yaşlı kalbimle, yine karanlık içinde baş başa bırakacaksın..?

Tanınmış Çıkarcı..

Elimden kayıp gidiyorsun, biliyorum.. Olman gerektiği yere, olman gerektiği kişiyle gidiyorsun.. Kalbime baka baka, gözlerini benden ayırmayarak gidiyorsun ve ben sana Dur! diyemiyorum..

demiştim günler önce..


Sonra öğrendim ki; aramızda çıkar ilişkisi var ve ben çıkarcıyım..


Şükür, nihayet beni tanıdın.. !


İki Silah..

Şükürler olsun, ablalardan birini, kazasız belasız nişanladık.. Kalabalık, stres, hüzün ama ayrıca güzellikleri barındıran günleri geride bıraktık sayılır..

...Ama ne tuhaf değil mi.. ? Bir kulağımda; nişanlanan, yeni yeni hayalleri, umutları olan, gülümseyen bir kadın... Öte kulağımda; evli olan, hüzünlü olan, kederli olan, pişman olan, hiç ama hiç hak etmemesine rağmen göz yaşı dökmek zorunda bırakılan bir kadın... Doğum ve ölüm gibi..

...Oysa biraz rahat bıraksak kendimizi.. Biraz zamana ve hayatın akışına kapılsak.. Daha az üzülerek, gereğinden fazla sevinmeyerek, herşeyi yerli yerine bıraksak.. Ağzımdan kuş tutsak bile Allah'ın bizim için bir hesabı olduğunu bilsek.. "Boşverrr" diyebilsek, dua etsek, sabretsek..

Nişanlansak da, evlensek de, hayat bir şekilde devam ediyor.. Bugün ağlarken, yarın kahkahalarla hayatı karşılıyoruz.. Hayat bu kadar yanar döner bir durum sergilerken, bu denli ağlamaya veya bu denli kahkaha atmaya bilmem ki ne gerek var..!

Bizim elimizde olması gereken iki silah var.. Hemen hemen hepimizin kaybettiği iki silaha sarılmak dileğiyle : Sabır ve Dua..