İstanbul Yağmur Yağmur Sevdiğim..


Gecenin bir vakti, günü özetlemek için uzun uzadıya cümleler uyduracak değilim.. Uzun günün özeti pek kısa.. 

Yer : Yeşilköy Havalimanı.. Saat 21:30 - 22:00 arası..

Yanımdaki kadınla, iç hatlar terminaline doğru yürüyorum.. Üzerinde şiir yazılı olan bir bank fark ettim.. Bank'a doğru giderken, yanımdaki kadına bakarak ve bank'ı göstererek : "Dördüncü mısra senin.." dedim..

Şiir, Orhan Veli KANIK'ın İstanbul'u Dinliyorum şiiri idi.. Dördüncü mısra ise "Yapraklar, ağaçlarda" mısrası idi.. Zorlasam, kendisinin bir yaprak, benim ise ağaç olduğumdan bahisle bu mısradan bir anlam çıkarabileceğimden emindim ama zorlamaya gerek olmadığını fark ederek yürümeye devam ettim/ettik.. Hemen ileride, bir başka şiirin yazılı olduğu bank fark ettim.. Yanımdaki kadını tekrar oraya doğru yönlendirdim.. Bu defa "Onbirinci mısra senin.." dedim..

Ümit Yaşar OĞUZCAN'ın İstanbul Işık Işık isimli şiirine denk geldik.. Şiir kitaplarında 11. mısrada farklı şeyler yazıyor ama bizim baktığımız bank'ın üzerindeki 11. mısrada, fotoğrafını çekerek altını kırmızı kalemle çizdiğim mısra yazıyordu.. 













...Bu mısra eşliğinde kadını yolcu ettim.. Uçağa binmeden hemen önce, sonunda gülümsemeli bir mesaj attı "Ağlama sen de:)" diye.. Kendisinin gözleri kırmızılaşmış ve sulanmıştı ya; benim de ağlayacağımı düşünmüş olacak ki; ağlamamı istemiyordu.. Ona da dedim; sizlere de söylemek istiyorum.. 

Ben, giden kadınların ardından ağlamam.. Bir kadını yolcu etmeyi en iyi ben bilirim.. Profesyonel bir yolcu ediciyim.. Profesyonel bir yolcu edici olduğum için artık duygulanmıyorum kadınların gidişinden.. Benim hayatımda, kadınlar hiç gelmedi; hep gitti.. Ben de hep yolcu ettim arkalarından bakarak.. Ağlamıyorum artık kadın gidişlerine.. Ben, en iyi arkadaş, en iyi dost, en iyi akraba, en iyi personel olduğum kadar en iyi yolcu ediciyimdir de aynı zamanda.. 




Hergün Yeniden Seni Sevmeyi Öğreniyorum..

" Beni sevmekten bıkmadın mı? " diye sordu..


Gülümsedim..
"Dur bakalım, seni sevmeye, daha yeni başladım ben.. " deyiverdim..


"Deli! " dedi, saçımı çekti..
 
Sonra ekledi :
"Yedi senedir hergün aynı şeyi söylüyorsun bana.. "


"Yedi sene önceyi bilmem.. " dedim ve ekledim :
" Ben, seni sevmeyi, bugün öğrendim.. "
 
Sonra gözüme baktı.. Dudağımın kenarına bir buse kondurdu.. Sarıldı.. Gözünü kapattı.. O, uykuya dalarken, ben, epeyce bir süre, gözlerimi ondan ayırmadan, yeni günle beraber onu yeniden sevmeye başlamanın zevkini yaşıyordum..






Uykusuz Beklenti..



De ki; "Madem bu kadar uykun var, madem gözlerin kendi kendine kapanacak duruma geldi, madem müezzin "essalatü hayrun minen nevm" derken sen gözlerini açarak, yeni güne "bismillah" diyeceksin; ee o zaman senin bu saatte bilgisayar başında işin ne..? Seni bilgisayarda tutan ne, beklentin ne, olmasını umduğun şey ne..? Git uyu işte.. "


Yok ama.. Uykulu gözlerle, bekliyorum bilgisayar ekranının karşısında; neyi beklediğimi bilmeden.. Ey hayatım; sen ne büyük bir saçmalıksın..!




Grinin Elli Tonu..



Yaklaşık 10 gün önce, bir haber bülteninde, Grinin Elli Tonu isimli film için Amerikalılar'ın sıraya girip uzun kuyruklar oluşturduklarını, filmi izlemek için saatlerce beklediklerini izlemiştim..


Bu akşam, iş çıkışı, Şehr-i İstanbul'umda havanın da güzel olmasını fırsat bilerek, bu filmi izlemek üzere sinemaya gittim.. Hay gitmez olaydım..!


Size tavsiyem, gereksiz yere bu filme gitmeyin.. Hele hele aile bireyleriyle asla gitmeyin.. Bana kalırsa, romantikseniz ve ilişkiye girmemişseniz sevgilinizle de gitmeyin.. Kadın olarak tek başınıza da kesinlikle gitmeyin..


Film, fazlasıyla erotik unsurlar içeriyor.. Çok zengin bir adamın, bakire bir kızla flört etmesi ama adamın fantezi dünyasının fazla abartılı olması, seks oyuncaklarını ve seks sırasında sadistçe şeyleri sevmesi, bunların neticesinde kızın bu olaylara alışmaya çalışması ama bu arada adama da aşık olmasını konu almış bir film.. Bol bol çıplak sahne var.. Sonunda kız adamdan birkaç kırbaç yiyor ve buna dayanamayacağını anlayarak, adamdan uzaklaşıyor.. Adam kızın peşinden gidiyor ama kız gelmesini istemiyor, film de tam bu esnada bitiyor.. Salakça bir sonla bitirdiklerinden anladığım kadarıyla filmin devamı gelecek.. Ancak benim bir daha izlemeyeceğim kesin.. Amerikalılar bu film için niye sıraya girdi, onu da henüz anlamış değilim..


Film bittikten sonra iki genç kız önümden çıktılar.. Kızların arkasından ben çıktım.. Kızlardan biri, arkadaşına, "Bu ne yaaa.. İlk başlarda bir değişiklik sebebiyle hoş oluyor ama sürekli aynı durumlar insanı deli eder.. Benim kocam böyle olsa, keser eline verirdim" dedi.. Sonra arkadaşı arkasını dönüp beni fark edince, diğer kızı hemen susturdu ve ikisi de bana bakarak utangaç bir halde gülümsemeye başladılar..


Neyse..


Sizlere tavsiyem; kesinlikle paranızı böyle salakça bir filme harcamayın.. Hele hele aile bireyleriyle falan kesinlikle gitmeyin..


Uzun zaman sonra yeniden sinemaya gitmeye başladım.. Geçen ilk filme gitmiştim, bu ikinci oldu.. Bundan sonra devam ederim büyük ihtimalle ama birkaç yıl evvel olduğu gibi yine yalnız gitmem benim canımı acıtmaya başlarsa, sinema alışkanlığına son veririm..




Olmuyor İşte..

 
Olmuyor inan, başaramıyorum.. Belki suç bende, belki kendime olan güvensizliktendir bu hislerim, bilmiyorum.. İnan deniyorum, olmuyor..
 
Sana belki güvenebilirdim; senden öncekiler tüm güven duygumu alıp da gitmese idi eğer..
 
Affet beni, yapamıyorum.. Bir türlü sana odaklanamıyor, senli hayaller kuramıyorum.. Kızma n'olur, sen kendi otobüsüne bin ve kendi yoluna git.. Ben, daha önce, yanımdaki insanın otobüsüne binmiştim ama yanlış diyarlarda gözümü açmıştım.. Yabancı otobüslerden korkar oldum bu sebeple; artık binemiyorum..
 
...Yani işte.. Olmuyor..Yapamıyorum..
 
 

Kelepir Vatan Toprağı..



Ülkemizde her şey o kadar karışmış, ayaklar baş, başlar ayak olmuş durumda ki; vatan toprağını bırakıp kaçmayı, kahramanlık yapmışız gibi övüne övüne milletimize anlatır olduk..




Fırat ÇAKIROĞLU..



Oy kapmak ve yerini daha da sağlamlaştırmak uğruna, vatanı, bölücülere teslim edersen ve bölücülere ses çıkarılmaması için özel talimatlarla herkesin elini-kolunu bağlarsan, gün gelir, o bölücüler, kendi yurdunda vatansız kalan Fırat'ı şehit ederler.. 
 
Fırat ÇAKIROĞLU = Kendi vatanında vatansız kalmak...

Benim Cephede Değişen Bir Şey Yok..



Böyle olacağını içten içe tahmin ediyordum aslında.. Çünkü hep böyle olagelmiştir.. Bir şeye çok heveslenirsin, o şeye kavuşmayı çok istersin; sonuç hep istemediğin şeylerin olması sonucu sahip olmak istediğin şeye sahip olamamandır..


Normalde saçım-sakalım birbirine karışmış bir vaziyette sokaklarda boy gösterirken, onu göreceğim diye, birkaç gün öncesinden saç-sakal traşı oldum.. Paspal ve uzun olan, yırtık-pırtık giysilerimi bir köşeye koyup, üzerimde biraz daha güzel duran giysileri gün yüzüne çıkardım.. Dişimi fırçaladım, üç ay da bir yaptığım şeyi yaparak yüzümü yıkadım.. Ağzım berbat kokarken naneli şeker aldım.. Üç ayda bir değiştirdiğim çoraplarımı günlük olarak değiştirmeye, asıl rengi kahverengi olmasına rağmen pislikten karaya dönen ayakkabılarımı boyadım.. Belki etkileyebilirim diye, hiç okumamama rağmen kitaplardan birkaç güzel söz ezberledim.. Üç-dört meşhur kitabın adını, yazarını ve konusunu ezberledim.. 8 kıtalık şiirin 1 kıtasını ezberledim.. O sevebilir diye, hiç adını bilmediğim adamların şarkılarını dinledim..


Sonucunun ne olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım.. Yanıma geldiğini düşünürken, yanıma gelemeyeceğini öğrendim.. Sabaha kadar otogarda, sandalye üzerinde uyuyacağız zannederken, yatağımda mışıl mışıl uykulara daldım.. Şehrimde boy gösterecek zannederken, şehrimden geçip-gittiğini farkettim.. Yeni işinde ve yeni hayatında yolunda gitmeyen şeyler var diye, moral vermek amacıyla telefon açtım.. Daha önce kurduğum cümlelerin aynısını kurmama rağmen artık öyle cümleler kurmamam gerektiği uyarısı aldım.. Yüzüğü henüz takmasa da bir başkasını sevmeye başladığını öğrenmiş oldum..


Şükür Rabb'e; daha önce onyedibinbeşyüzyirmiyedi kez duyduğum cümleleri, bir kez daha duymuş oldum.. Hayatımı, bıraktığım yerden kucağımda bulmuş oldum.. Sizler bilmezsiniz, nereden bileceksiniz, ben hayatım boyu hep en iyi arkadaş, en iyi evlat, en iyi dost, en iyi akraba, en iyi çalışan oldum.. En iyi aşık, en iyi eş olamadım ama hep en iyi bekleyen, en iyi umut eden, en iyi hayal kuran oldum..

Beni Bu Şehirde Tutan Ne..?

  Nedir beni bu şehirde tutan..?
  
  Ne..?
 
     Kaç gündür aklımda bu soru var.. Beni, bu şehirde tutan şeyleri düşünüyorum da, aslında hiçbiri öyle bağlayıcı şeyler değil.. Artık ne o çok güvendiğim ve övgüyle yere göğe sığdıramadığım ailem var yanımda, ne sevdiğim, ne sevdiklerim.. Eminönü, Taksim, Sarayburnu, vapurlar, Bakırköy ve hatta hayat bulduğum Moda Sahili bile beni buraya bağlamak için yetmiyor..
 
     Uzun zamandır diyorum ki, hazır nakil sezonu da başlamışken, versem nakil dilekçemi, Şehr-i İstanbul'dan uzak bir yere nakil olsam.. Yeni bir ev, belki yeni arkadaşlar, yeni komşular..
 
     Daha bunları düşünür düşünmez, "yok canım daha neler, gidemezsin bu şehirden" diyorum kendi kendime..
 
     Gidemem.. Gidemem belki ama neden..?
    
     Nedir beni bu şehirde tutan..? Ne..?




Daldan Dala..



++ Uzun zamandır beklediğim ve tevafuk eseri olarak bana yakın bir kültür merkezinde program yapacak olan Cengiz ÖZKAN konserini, yoğun kar yağışı ve trafiğin hercümerc olması sebebiyle kaçırmış bulunmaktayım.. İşten eve geldim, üzerimi değiştirdim, hızlı hızlı birşeyler yedikten sonra yola çıktım ama kar yağışı öyle şiddetli, trafik daha evin önünde iken bile öyle yoğundu ki; birkaç dakika sonra dudağımı büzüştürerek eve geri döndüm.. Demek ki, bir şeyi sabırsızlıkla beklememek gerek; ters bir durumda sükut-u hayale fazlasıyla uğramış oluyorsun..


++ Kar yağışını seviyorum..


++ Son olaydan sonra kadınların toplu olarak ses çıkarması hoşuma gidiyor.. Gerçi ara ara korkmuyor değilim.. Kadınlar o kadar sinirli ki; olumsuzlukların yaşanmasından korkuyorum.. Hoşlandığın, gidip konuşmak istediğin bir kadın, "Bu adam beni taciz ediyor!" diyerek dünyayı başına yıkabilir ve suçsuzluğun asla kanıtlanamaz böyle hassas durumlarda.. Bu sebeple inşallah asabiyet durumu, haksızlıkları getirmez devamında..


++ Sadece kadınların bağırıp-çağırması yetmez bana kalırsa.. Kadınlarla birlikte erkekler de yürüyor ama bence sadece erkeklerin olduğu yürüyüşler yapılmalı ve hatta erkekler etek giyinerek katılmalı bu yürüyüşe..


++ Kar yağışı sebebiyle okullar tatil edildi, kamuda çalışan engelli ve hamile personel de idari izinli sayıldı.. Yine büyük planlar yapmak istemem ama yarın kar yağışı devam ederse ve ben biraz olsun tembellikten vazgeçebilirsem, kendimi akşama kadar sokaklara atmak istiyorum..


++ Yalnızlıktan çok şikayet ediyorum ya hani; aldırış etmeyin siz.. Ben kalabalık içinde bile kendini yalnız hisseden biriyimdir.. Allah'ı kaybettiğimden olsa gerek; hiç kimse bugüne kadar yalnızlığıma derman olamadı.. Haliyle esasında yalnız değilim de sadece kendimi yalnız hissediyorum.. Ki ben artık yalnızlıktan çok rahatsız değilim.. İnsanlardan o denli soğumuş ve onlardan o kadar çok korkar olmuşum ki; kalabalıklar içindeki yalnızlığıma alışmaya bile başladım..


++ Haftada bir olmak üzere yeniden sinema salonlarında boy göstermeye başlama kararımdan sonra bu hafta gideceğim filmi henüz seçemedim..


++ Cebimde sadece ellibeş Türk Lirası param kaldı.. Kış mevsimi sebebiyle faturalar kabarık ve tabii ki ev kredisi de eklenince bu kabarıklığa, fakir fakir etrafta dolaşıyorum.. Kredi kartı kullanmak hiç istemezdim ama böyle zamanlarda kredi kartının güzelliğini yaşıyorum..


++ Dünya durdukça başımdan eksik olmayasıca annem ve babam ile pazarlık masasına oturduk.. Ben onları haziran ayının son günlerinde memlekete gönderebileceğimi dile getirdim.. Onlar ise mayıs ayının son günlerinde gitmek istediklerini dile getirdiler.. Uzun tartışmaların sonucunda, haziran ayının altıncı günü memleket için uçak bileti aldık.. Allah bizlere nefes verir de o günleri görürsem eğer nedense bu seneki yalnızlığın çok çetin geçeceğini düşünüyorum..


++ "Bana sarıl ve yanağıma bir buse kondur n'olur.." derdim ama yapmayacağını bildiğimden, battaniyeme sarıldım yine.. Ben, hiç, bir battaniyenin, binlerce kadın gücünde olduğunu düşünmemiştim..


++ Üç gündür hiç gülümsemedim, dersem inanır mısınız.. ?


++ Hadi, gelin, türkü dinleyelim..  ( T ı k..  )










Çünkü Yalnızım.. Anlıyor Musun..?

 
...Çünkü yalnızım.. Anlıyor musun..? Anlayabiliyor musun beni..? Kıskançlık damarlarında gezerken, hiç düşündün mü o kızdığın şeyleri neden yaptığımı..?
 
Çünkü yalnızım.. Anlıyor musun..? Yalnızım.. !
 
Artık yalnız gezmeyeyim diye, yanımda birileri olsun diye, iletişim kurabileyim diye, sohbet edebileyim diye... Diyeee.... Diyeeeee... Diyeeeeeee... Anlayamıyorsun beni değil mi..? 
 
Gidip de kimseyle tanışamıyorum, sohbet edemiyorum, iletişim kurmak için adım atamıyorum.. Bir şekilde SANAL alemde iletişim kurduğum insanları da bırakamıyorum.. Kavga da etsem, tartışsam da, bir şekilde yeniden iletişim kurmak için çabalıyorum.. Belki benimle buluşurlar, benimle gezerler, şu kahrolası Şehr-i İstanbul'un sokaklarında gezerken yanımda biri olur diye çabalıyorum.. Çünkü yalnızım, anlıyor musun..? An-la-ya-bi-li-yor   mu-sun..?
 
Uzaktan bağırıp-çağırmak kolay.. Çok uzaklara gidip de yaptıklarımı sorgulamak kolay.. Yalnız bırakıp, yalnız bir insanın ne denli herc'ümerc olacağını düşünmeden, o yalnız insanın girdiği karanlıktan çıkmak için çabalamasına bakarak söylenmek, moral bozmak kolay.. Yalnız bir insan ne haldedir, neler yapar biliyor musun..? Senin çevrende günün yirmidört saati insan varken, Şehr-i İstanbul sokaklarında tek gezmek nasıl birşey biliyor musun.. ? Allah âşkına hiç empati kurdun mu bana..? Hiç düşündün mü halimi..?
 
...Çünkü yalnızım.. Yalnızlık nasıl bir his, biliyor musun..?
 

Yamuk Elleri Olan Kral Yine Çıplak..

Pazar günü saat 15:50 hareketli Kadıköy-Eminönü arası vapurun ikinci katındayım..




Gözlerim pencerenin dışında, Şehr-i İstanbul'un güzelliği ile meşgul.. Beş veya altı yaşlarında bir çocuğun hemen yanımda ayakta durduğunu fark ettim.. Başımı ona doğru çevirdim..


"Abi... " dedi..


Günün tüm güzelliğini bitiren, bana nerede ve ne halde olduğumu hatırlatan, kendimi dünyanın en güzel elbisesini giyinmiş sokakta dolaşan kral gibi düşünürken, kralın ne halde olduğunu vurgulamak için "kral çıplak" diye bağıran ve neticesinde kralın utandığı gibi utandıran küçük çocuk devam etti.. :


"Abi... Senin ellerin neden yamuk? Çok pis ellerin var... "






Kral çıplak <Çocuk> Efendi.. İstediğin kadar dünyanın en harika giysilerini giyindiğini düşün; kral çıplak.. ! İstediğin kadar çocuğa gülümseyip saçını okşa, sağında-solunda oturan insanların, o çocuğun cümlelerinden sonra sana nasıl baktıklarını gördün sonuçta..


Kral çıplak <Çocuk> Efendi.. Otuzüç senedir çırılçıplak olan kral, Rabb'in nefes verdiği sürece de çıplak olmaya devam edecek.. Sen, beyhude yere kandırma kendini; dünyanın en güzel elbisesini giyindim diye düşünme.. Harika manzaralı Şehr-i İstanbul vapurunda, yine bir çocuk yanına gelecek ve en saf ve gerçekçi haliyle "kral çıplak" diye bağırıp sana kim olduğunu hatırlatacak..






Erkekliğime Tüküreyim..




Erkekliğime tüküreyim.. Taşıdığım cinsel organa tüküreyim.. Nefsime tüküreyim.. Seksten başka bir şey düşünmeyen beynime tüküreyim.. Suratıma tüküreyim.. Varlığıma tüküreyim.. İnsanlığıma tüküreyim..




Kör olası vicdansız, o tecavüz ettiğin, yaktığın, boş bir alana attığın küçücük bir kız..


Kör olası vicdansız, o tecavüz ettiğin, yaktığın, boş bir alana attığın küçücük bir kız..


Kör olası vicdansız, o tecavüz ettiğin, yaktığın, boş bir alana attığın küçücük bir kız..


Kör olası vicdansız, o tecavüz ettiğin, yaktığın, boş bir alana attığın küçücük bir kız..


Kör olası vicdansız, o tecavüz ettiğin, yaktığın, boş bir alana attığın küçücük bir kız..


Kör olası vicdansız, o tecavüz ettiğin, yaktığın, boş bir alana attığın küçücük bir kız..







Mecnun ile Ferhat Karşıma Geçtiler..

 
     Uyumadan hemen önce idi..
 
     Yatağımın yanı başındaki sandalyenin üzerinde, yıllardır benden ayrılmayan çalar saatin ayarını yapıyordum.. Ertesi gün, işbaşı yapmam gerektiğinden, uyanmak üzere sabah saat 06.17'ye kurdum saati.. Tekrar yerine bırakacaktım ki, üzerinde toz birikintisini gördüm.. Çevremde toz bezi olmadığından, elimin içi ile tozunu sildim.. Ne olduysa o zaman oldu..
 
     "Alaattin'in cini" hikâyesindeki gibi bir cin çıktı saatten.. Eskiden lambadan çıkardı, gelişen teknoloji ile birlikte saatten çıkar olmuş.. Çok korktum, konuşamadım, besmele çektim, dua okudum, Azrail'in canımı almaya geldiğini düşündüm, salavat getirdim.. "Dur, hiç değilse bir abdest alayım.." dedim.. Gülümsedi.. Çok şeye benzeyip, hiç bir şeye benzemiyordu.. Neye benzeteceğime karar veremedim.. Duman gibiydi..
 
     "Dile benden ne dilersen.." dedi.. "Canımı alma yeter.." dedim.. Meğer ölmekten ne kadar çok korkuyormuşum.. "Kimsenin canını alma yetkim yok.. Korkma.." dedi.. Sonra çevremi sardı, sanki bana sıkı sıkı sarılıyordu.. Yeniden karşıma geçtiğinde, ne korkum kalmıştı, ne çekincem.. Yıllardır tanıdığım bir dostumla karşılaşmışcasına rahattım.. "Kaç dilek hakkım var.. ?" diye sordum.. "Sadece 1.." dedi.. "İyi ama eskiden 3'tü.." diye hatırlatma yaptım.. "Ekonomik gelişmeler bizi de etkiledi, tasarrufa başladık.." deyip kahkaha attı..
 
     Düşündüm.. Ne isteyeceğimi çok düşündüm.. Para isteyecektim, 'haksız kazanç'tan korktum.. Şöhret olmak isteyecektim, bedel ödemekten korktum.. Sevdiğimi bu gece yanıma getirmesini isteyecektim, rahatsız etmekten korktum.. Atatürk ile konuşmak isteyecektim, Ata'nın yüzüme tükürmesinden korktum..

     Saatlerce düşündüm; isteyeceğim herşeyde, bir olumsuzluk gördüm, istemeye çekindim.. Sonra yüzyılın âşığı olduğum geldi aklıma.. Yüzyılın âşığı olan ben iken, şöhreti benden daha çok olan Mecnun ile Ferhat'ı düşündüm.. Benim şöhretimi aldıkları için, yüzlerine bakıp da "ireziller, utanmazlar" diyesim geldi.. Mecnun'u, Ferhat'ı istedim..
 
     "İyi ama onlar hâyâli.. Öyle insanlar yok ki.." diye düzeltme yaptı cin.. "Yazarların her hâyâli, bir gerçeğin karşılığıdır.. Yazarların esinlendiği birileri illa ki vardır.. Bul onları.." diye buyruk verdim cine.. Gitti, sordu, araştırdı.. Birkaç saat sonra karşıma iki kişi getirdi..
 
     Görünüşlerine, giysilerine baktım.. Onlarda doğa üstü özellikler aradım.. Hey hat.. Hiç bir fazlalıkları yoktu, ben gibi bir garip insandılar.. Yüzyılın âşığı benken, benden daha meşhur olmaları geldi tekrar aklıma.. Kıskandım.. Kıskanmakla kalmadım, kızdım.. Hakkımı aldıkları için ateş püskürdüm onlara.. "Bre densizler.." dedim.. Karşımda el-pençe duruyorlardı.. Suçlarını bilen ve cezasına razı olan suçlu gibiydiler..
 
-- Bre densizler.. Her âşık sizi örnek alıyor.. Siz çok meşhurmuşsunuz, âşık olduğunuz kadın için herşeyi yapmışsınız.. Ben, yüzyılın âşığı iken; adım-sanım anılmaz iken, herkes benimle alay ederken, siz meşhur olmuşsunuz.. Söyleyin bana.. Söyleyin hemen.. Ne yaptınız da bu kadar dillerde dolaşır oldunuz..
 
     Sert sözler söylediğimden olsa gerek, korkmaya başladılar.. Birşeyler söylemek istiyorlardı ama söyleyemiyorlardı.. Korktuklarını anlayınca, emir verir gibi "Sen hemen konuş.." deyip Mecnun'u gösterdim..
 
-- Ben.. ben..
 
     Kekeliyordu.. Konuşamıyordu.. Benden korkuyordu.. "ee sen.. ?" deyip devam etmesini istedim..
 
-- Ben, Leyla'ya âşık oldum.. Âşkımdan çöllere düştüm.. Çöllere düşünce meşhur oldum..
 
-- Tamam anladım, sus sen.. 

     Sonra Ferhat'a baktım..
 
-- Sen nasıl meşhur oldun.. ? Ne yaptın da dilden dile aktarılır oldun.. ?
 
-- Ben, Şirin'ime kavuşmak için koşulan şartları yerine getirdim.. Dağları deldim..
 
-- Tamam, anladım.. Sen de sus.. Şimdi cevap verin bana, sen çöllere düşünce, sen dağları delince; sevdikleriniz de seviyor muydu sizi.. ?
 
Mecnun : Evet, Leyla'm beni severdi.. Ailesi istemezdi..
 
Ferhat : Evet, Şirin'im beni severdi.. Ailesi istemezdi..
 
-- Bre densizler.. Bre haksız şöhret sahipleri.. Sen Leyla'yı sevmişsin, Leyla seni.. Sen Şirin'i sevmişsin, Şirin seni.. Sevdiklerinize kavuşmak için ölümü göze alacak işler yapmışsınız.. Bunu herkes yapar, nedir bu kadar büyütülmesinin sebebi.. ? Siz nasıl olur da dilden dile bu kadar aktarılır olmuşsunuz.. ? Siz nasıl olur da benden çok konuşulur olmuşsunuz.. ?
 
     Baktım her ikisine de.. Cevap yok.. Karşımdalar, lâl olmuşlar..
 
-- Her ikiniz de sevdiğinizden karşılık görmüşsünüz.. Ben hem çöllere düştüm, hem dağları deldim.. Gerektiğinde sustum, gerektiğinde kükredim.. Zamanı geldi dünyayı yer ile yeksan ettim.. Bekledim sabrettim, sabrettim bekledim.. Bir gülümsemesi için son nefesimi verdim.. Bir güzel söz söylesin diye kalbimi emrine verdim.. Tüm bunları yaparken, hiç ama hiç karşılık görmedim.. Ben sevdim.. Karşılıksız sevdim.. Karşılıksız bekledim.. Karşılıksız ağladım.. Karşılıksız hâyâl ettim.. Sen çöllere düştün de acı mı çektin sanırsın.. ? Sen dağları deldin de iş mi yaptım sanırsın.. ? Ben, sevdiğimi, O bir başkasını severken bile bekledim.. Ben, sevdiğimi, O bir başkasına âşıkken bile bekledim.. Ben sevdim, karşılıksız sevdim, karşılıksız bekledim.. Kim daha çok acı çekmiş..? Kim daha çok haketmiş.. ? Söyleyin, hemen söyleyin.. ?
 
     Yüzüme bile bakamıyordular.. Gözleri aşağıda, suçlu birer çocuk gibi gözlerini kaçırdılar benden..
 
-- "Yıkılın karşımdan.." dedim.. "Yıkılın.. Gidin sahte şöhretinizle yaşayın.. Bekleyen benim.. Seven benim.. Karşılık görmeyen benim.. Sahte şöhreti siz yaşayın, defolun gidin.. "
 
     Kayboldu hepsi teker teker.. Ne Mecnun vardı karşımda, ne Ferhat.. Bir cin kalmıştı yanıbaşımda.. Biraz bekledi.. Gözümden akan yaşı elleriyle sildi.. Gözyaşım ile ıslanmış ellerini yüzüne sürdü..
 
-- Bir sevdalının gözyaşı, onbin yıllık hayattır bana.. Bu gözyaşları ile onbinyıl boyunca yaşayabileceğim.. Senin sevdan, bana onbin yıllık hayat verdi..
 
     dedi ve gitti..
 
     Sevgi bu idi; kimine hayat, kimine acı verirdi..
 


Pilav Üstü Tavuk..


Bugün, pilav üstü tavuk modundayım.. Tadıma doyum olmuyor.. Yiyen bir daha yemek istiyor.. Gören sahip olmak için didiniyor.. Üzerime ketçap döküp yiyen de var, beni yerken ayran için de..

Bugün, tadım da kıvamım da yerli yerinde.. Afiyetle yiyiniz efendim, afiyetle..



Su Kaçırdın..

Sana yazıklar olsun..!
Senin için o kadar masrafa girdim..
Ameliyat masasına yatınca, yanıbaşında bekledim..
Kendini güzel hissetmediğinde, güzellik salonuna kendi ellerimle götürdüm..
Benim için değerli olan şeyleri sana teslim ettim..
Maziden beraber yola çıktık, âtiye seninle yürümeye niyetlendim..
 
Peki sen ne yaptın..? 
Hafif bir yağmurda su kaçırdın..
Ah benim kahverengi botum,
sen de mi beni yarı yolda bıraktın..?

...............................................

+ Dün akşam saat 21:00'da, Bahçelievler'de, sinemaya giderek Mahsun Kırmızıgül'ün Mucize isimli filmini seyrettim.. Çok ama çok beğenilecek bir film olmasa da standartların üzerinde bir film olmuş.. Özellikle filmin çekiminin yapıldığı, görsel yerlere bayıldım.. Eve geldiğimde saat 12 idi.. Çok uzun zaman sonra sinemaya gitmenin hoşluğu var üzerimde.. Zannedersem bundan sonra sinemaya gitmeye devam ederim.. Lâkin yanındaki koltukta oturan sevgililerin öyle sarılarak film seyretmeleri çok can sıkıcı ya hu.. ! İnsan kıskanıyor..

Sevgiliye Patik Örmek..

Geçen hafta, sabah saatlerinde, bana mesaj çekerek, "Abi kız arkadaşıma sevgililer günü için patik örmek istiyorum. Nasıl patik örebilirim, bunu video ve resimlerle öğreten, bildiğin bir site var mı? " diye soran sevgili genç arkadaşım; sen o patiği örsen de, örmesen de, bu düşüncenden dolayı seni yılın sevgilisi seçiyorum..


...Lâkin sen bu kafayla ve bu ince düşünceli davranışlarla devam edersen; hatun cinsinden çok darbe yersin be evladım.. Gel, etme eyleme, yazık etme kendine.. Yeniden odun cinsine dön, hatun cinsinin senden bir beklentisi olmasın, ömrün boyu ancak böyle rahat edersin.. Bugün patik ördüğün kız, inan bana yarın o patikle yetinmeyecek; senden atkı, bere, kazak bekleyecek.. Onları yapmadığın zaman da "sen artık beni sevmiyorsun"la başlayan cümleler ile içindeki bütün güzel düşünceleri yer ile yeksan edecek.. Yaşın gençken ve yol yakınken; kendini böyle ince düşüncelerden kurtar.. Gel aramıza katıl; büyük odun cinsinin, sıradan, küçük ama mutlu bir ferdi olarak ömrünü tamamla..






Daldan Dala..



Daldan dala atlayıverme zamanı..


-- Yaklaşık beş gündür, ablam ve üç yeğenim bizde misafirdi.. Beş yaşına gelen ve tek erkek yeğenim olan Emir, o denli yaramaz ve ilgi isteyen bir velet ki; 5 gün içinde pestilimi çıkarttı desem yeridir.. Bir insan evladı beş dakika oturmaz mı ya hu..? Eşek sıpası hiç oturmuyor; kendi oturmadığı gibi beni de oturtmadı, azdı-kudurdu.. Telefonumu sürekli saklamak zorunda kaldım.. Sus kelimesinden zerre kadar anlamadığı gibi kesinlikle söz de dinlemiyor.. Tamam kendini çok ama çok sevdiriyor ama bu kadar da yaramaz olunmaz ki.. Kesin olarak anladığım bir şey varsa; çocuk bakma eylemi bana göre değil.. Erkek çocuk babası olmayı çok istiyorum evet ama çocuğa annesi bakarsa istiyorum bundan sonra.. Olmazsa kız olsun, uslu-edepli otursun yerli yerinde..


-- Bizim camide dört veya beş kişilik bir amca grubu var.. Bir senedir beni evlendirme konusunda kararlılar.. Sürekli beni evlendireceklerini, kız baktıklarını söylüyorlardı.. Allah razı olsun, geçen hafta biri, kendi torununa beni tavsiye ettiğini söylüyor.. Torunu istememiş ama ne yalan söyleyeyim; birinin beni en sevdiğine tavsiye etmesi, kalbimi ve nefsimi fazlasıyla mutlu etti.. Bir yandan kendi torununa eş olmam için beni tavsiye eden adamlar, bir yandan "Engelli <Çocuk>..! Sana bakamaz.. Baksana çay bardağını bile iki eliyle tutuyor..! " zihniyeti.. Şükürler olsun ki; hâlâ insana "insan" olduğu için değer veren birkaç kişinin olduğu bir ülkede yaşıyorum..


-- Şehr-i İstanbul'da birkaç gündür güneş var ya; annem olacak kadın ile babam olacak herif, memleketlerinin sohbetini etmeye başladılar.. Ben haziran bitmeden bırakmayacağımı söylüyorum ama kendileri en fazla mayıs ayının sonuna kadar bekleyeceklerini söylüyorlar.. O günleri görebilir miyim bilmiyorum ama yeniden aç ve sefil günlerimin başlamasına az kaldı.. Yalnız bu defa ciddi anlamda kararlıyım; eve Rus veya Ukranyalı gibi hatun-u şahanelerden getiremezsem bile Suriyeli getireceğim.. Hem gönlüme, hem mideme hem de ayıp yerlerime baksınlar; banane.. Otuzüç yaşına girmiş bir herifim, artık yalnızlığa, kimsesizliğe dayanamıyorum ya hu.. Bana da yazık..


-- Dünyanın bütün bilimadamları toplansınlar ve bu işe bir çözüm bulsunlar artık lütfen.. Biz erkek cinsinin, hadi tüm erkekleri genellemeyeyim de sadece kendimi söyleyeyim, benim aklım-fikrim-zikrim neden sürekli pipimde..? Dünyada o kadar güzel ve hayırlı iş yapmak, başkalarına yararlı olmak, hayatta kalıcı eserler bırakmak varken; neden pipimin emri altına girmiş bir halde hayat yaşıyorum..? Sahiden bu durum çok canımı sıkıyor.. Hani bazen pipimi kesip kurtulayım, diye düşüncelere kapılıyorum inanın.. Sürekli insanı günaha meyletmesinin yanı sıra, normal düşünceler içinde bile olamıyorsun.. Hatun cinsinden hoşlandıklarına, aşağılıkça sadece cinsel organ gözüyle bakıyorsun.. Cinsellikten zerre kadar anlamıyorum ama cinselliği sürekli düşünüyorum.. Haliyle hayatın güzel kısımlarını göremiyor, faydalı olabileceğim bir çok konuyu es geçiriyorum.. Sahiden bu duruma bilim adamları bir çözüm bulsunlar.. Ben, pipimin esiri olmak istemiyorum..


-- Bugün, saat 9'da uyandım.. Annem kadın sağolsun, sucuklu yumurta, peynir, bal ve çay eşliğinde bir kahvaltı tepsisi getirdi televizyon karşısında oturan bana.. Kahvaltı yaptıktan yarım saat sonra tekrar uyudum.. Sonrasında televizyon seyrettim.. Daha önce hiç seyretmemiştim ama bu defa iki farklı yemek yapma programı seyrettim.. Kesinlikle yemek yapmayı bilmem ve bundan sonra da öğrenme gibi bir niyetim yok ama doğrusu yemek programı izlemek hoşuma gitti.. İnsanın yemek yapası geliyor.. Sonra yemek yapmanın zahmetli olduğunu, yemenin ise kısa sürdüğünü, bulaşıkla uğraşmanın ise berbat olduğunu düşünüp, yemek yapma fikrinden hemen cayıyorsun..


-- Sinemaya gitmek istiyorum son günlerde ama bir türlü fırsat bulup da gidemedim.. Bir de eskisi gibi sürekli sinemaya yalnız gitme fikri canımı sıkıyor.. Beş veya altı sene öncesini hatırlarım da "yalnızlık sinemasının yalnızlık koltuğu" ile ilgili sürekli yazılar yazardım.. Yeniden "yalnızlık sinemasına" gidip de "yalnızlık koltuğumda" yerimi almak istemiyorum..


-- Geçen gün, Kadıköy'de, hamiyetakan.blogspot.com ve menenjitli.blogspot.com e-günlük adreslerinin sahibeleri olan güzel hatun kızlarımızla buluştum.. Artık kesin olarak emin olduğum bir şey varsa; ben kimi tanıştırsam birlik oluyor ve bana cephe alıyorlar.. Ya gerçekten hiç sevilmiyorum ve millet fırsatını buldukça bana giydiriyor ya da çok seviliyorum da aklına esen bana takılıyor.. Ben bu iki hanımefendiyi tanıştırdım, sonra bir baktım iki dakika sonra ikisi birlik olmuş bana giydiriyorlar.. Hayır ben onların seviyesine inip de cevap vermek istemiyorum.. Sonuçta ben onlar gibi değilim; ben, onlardan farklı olarak, zeki, çevik, aynı zamanda ahlâklı bir erkeğim.. Haliyle onların sataşmalarına cevap vermeye gerek duymuyorum.. Yalnız buluşmada öyle tuhaf bir durum vardı ki, anlatmadan geçemeyeceğim.. Bu iki hatun bir olup bana sataşıyorlar, ben de karizmatik bir kişilik olduğumdan kendilerine cevap vermiyorum ya, ikisi de "çok durgun" olduğumu dile getiriyorlardı.. Ben, onlara cevap vermedikçe de daha çok bana sataştılar.. Yalnız gariplerimin bilmediği şey; onlar bana sataşırken, onlara cevap vermeme sebebim, ileride oturan çok güzel bir hatuna odaklanmış olmamdı.. Bizim kızlar bana laf söylüyor, akılları sıra beni kızdırmaya çalışıyorlardı ama ben onları dinlermiş gibi yapıyor, "hı hı, haklısın, evet evet, doğrudur" tarzında şeyler söylüyor, esasında hiç onları dinlemiyordum.. Bir öndeki masada mini etek giyinmiş kıza öyle bir odaklanmıştım ki; bizim kızların bana sataşmalarına içten içe gülüp geçiyordum zaten.. Zavallı kızlar da birlik olup, beni rezil ettiklerini düşünüyorlardı.. Vahh zavallılarım vah.. Ben, onları dinlermiş gibi yapıp, öndeki mini etekliyi kesiyor olabilirim ama sonuçta ortada bir gerçek var ki; yine blog aleminden iki kişiyi tanıştırdım.. Herkesi herkesle tanıştırma işine el atsam, bu işe bir de çöpçatanlığı katsam var ya; köşelik olurum ha.. Kıymetim bilinmiyorum azizim, kıymetim..


-- Daldan dala, konudan konuya atlayıp, kısa birkaç cümle kuracaktım ama gene uzattıkça uzattım.. Esasında demem o ki; bana bakıp "çay bardağını iki eliyle tutan işe yaramaz engelli adam" olarak görenler de var, beni mutlu ederek benimle zaman geçiren, şakalarıma ortak olan, hâyâllerime destek veren arkadaşlarım da var, beni torununa tavsiye edecek kadar bana değer veren amcalar da var, "seni seviyorum be adam, en çok da senin o sevmediğin, yamuk dediğin ellerini seviyorum" diyen de var.. Ey insanlar.. Eyyy insanlarrrr.. !!! Bana bir cümle ile hayatı zehrederek, kalbimi paramparça ettiğiniz gibi bir cümle ve bir davranış ile beni mutlu bir insan edebiliyorsunuz da ayrıca.. Kalbim paramparça da olsa, sevinçten havalara da uçsam; her halimle Sana binlerce şükürler olsun Allah'ım..






Su Biriktiren Çocuk..

 
"Gökten para yağsa, benim kafama taş düşer" cümlesi, benim açımdan o kadar doğru ki.. Kaç gündür yağmur yağmıyor ama yol kenarında birikmiş olan su birikintisini görmeyen bir arabanın hızla yanımdan geçmesi sonucu, o yol kenarında olan su birikintisi, gelip benim üzerimde birikinti halini aldı..   Neyse ki şoför hanım, arabayı durdurup özür dileme büyüklüğünü gösterdi..  Normalde "Dikkat etsene kardeşim.." diyecek olan ben, şöförün kadın olduğunu görünce, "Ne yapalım, sağlık olsun, önemli değil.." mealinde cümleler kurdum.. Bu erkek cinsi, hatun cinsine karşı niye sahte bir nezaket gösterisinde bulunur, onu da anlamıyorum.. Anlamadığım birkaç şey daha var ama onları söylersem, zaten sapığa çıkmış adım, tamamen tescillenecek.. Haliyle susmayı tercih ediyorum..


Ne Çok Bilinmezim Var..

Son zamanlarda kendimle ilgili hiç bir şey düşünmüyorum.. Neyim, kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum; hiç umrumda değil.. Kim olduğumu boşverdim, kim olacağımı umursamıyorum..
 
Tuhafım... Ama gerçekten tuhafım.. Mutlu muyum, mutsuz muyum; bilmiyorum.. Huzurlu gibiyim.. Ara ara gülümsüyorum.. Üzerimdeki binlerce ton ağırlığındaki bir yükten kurtulmuş gibiyim.. Belki de mutsuz ve huzursuzum ve üzerime yeni yükler yükledim; bilmiyorum..
 
Bilinmezlik içindeyim yani.. Yaşıyor muyum..? Evet yaşıyorum.. Düşünmeden, sorgulamadan, herşeyi oluruna bırakarak..  Maziyi pek düşünmüyorum; kendi kendime hafıza kaybı yaşattım..
 
Böyle bir insan olmak istemiyordum esasında.. Biliyorum ki sizler de böyle bir insan olmak istemiyordunuz.. Hepimiz, esasında olmak istemediğimiz hayatı yaşıyor ve mutlu gibi davranıyoruz.. Ama ben 'mutluyum' veya 'mutlu değilim' diyemiyorum.. Hayat, bana, sanki bir başkasının yaşantısını vermiş gibi.. Bir nevi Türk Filmi hikâyesi.. Ben, esasında, farklı bir hayat yaşayacaktım, hemşire yanlışlıkla filmleri karıştırdı.. Beni bir başkasının yaşantısına obje olarak gönderdi.. Ben de yapılan yanlışlığı görmezden gelerek, mutlu gibi davranıyorum.. Ara ara bir başkasının yaşantısında obje olmaktan mutlu oluyorum ama genel olarak mutluymuşum gibi rol kesiyorum.. Biliyorum, hepimiz aynıyız.. Hepimiz, olmak istediğimiz gibi değil de 'olmamız gerektiği' veya 'bizden istenildiği' gibi yaşıyoruz.. Bu sebeple biliyorum ki; siz de tıpkı benim gibisiniz..
 
  

Sosyal Yalnızlığın Somurtkanlığı..


Şehr-i İstanbul'un güneşli bir sabaha selam verdiğine bakmayın siz.. Her taraf karanlık aslında.. Kadıköy bile derdime derman olamıyor.. Eksikliklerimi Moda Sahili'nde bile tamamlayamıyorum.. Bu insanlar neden dolanıyor, sokakta ne işleri var Allah âşkına..? Herkes otursun evinde.. Bir tek ben dolaşmak istiyorum sokaklarda yorgun, yalnız, kimsesiz olarak.. Bir tek benim ellerim cebimde olsun.. Bir tek ben yere bakarak yürüyeyim anlamsızca..

Ey benim otuzüç yaşımın yalnızlığı, ne umdun, ne buldun..? Bu yaşa kadar kurduğun hâyâller, hangi kadının ellerinden akıp gitti..?

Bu nasıl bir yalnızlıktır ki; telefonuma aylık ancak 8 adet mesaj geliyor..? Bu nasıl bir çaresizliktir ki; mesaj sayısı 8'den 10'a çıktığında, kendimi dünyanın en sosyal insanı sanmaya başlıyorum..? Ben, ne zaman, nerede bıraktım sosyal insan vasfımı..? Kim tuttu, kim pişirdi, kim yedi hâyâllerimi de bana sadece "hani bana?" demek düştü..?