Bu İnsanlık Mı..?

Dünyada bu kadar vahşet varken, masumlar öldürülüyor, anneler çocuklarını kendi elleriyle gömüyorken, gözyaşları sel olmuş, insanlar yemeği, elektriği, suyu bulamıyorken, benim kendimi bu kadar düşünmem normal mi..?

Üzülüyorum, evet cidden üzülüyorum ama sanki bu üzülme durumu çok yetersizmiş gibi.. Tek önceliğimin, bomba yüzünden evlerinin enkazında kolu, bacağı, kafası kopan çocukların olması gerekiyormuş gibi...

...Oysa ben kendimle meşgûlüm sadece... Varsa yoksa kendi dertlerim.. Ruhumun kimsesizliği, bedenimin her geçen gün biraz daha fazlalaşan istekleri... 

Bu kadar mı bedenimin kölesi oldum da insanlıktan uzaklaştım..? Yoksa insanlık da zaten bu muydu..? 



Karanlık İstanbul..

Ne çok zaman olmuş geç vakitlerde sokaklarda olmayalı..

Eskiden karanlık çöktükten epey sonra eve girerdim.. O zamanlar arkadaşlarım vardı.. İş çıkışı onlarla buluşur, gezer, çay-çorba içer, kakara kikiri yapar öyle eve geçerdim.. Bazen gece yarısını geçmiş olurdu eve varmam.. Şehr-i İstanbul'un bir ucundan, bir başka ucuna gittiğimi bilirim.. 

...Sonra ne olduysa işten eve, evden işe bir hayatım oldu.. Değil gece yarısı, karanlık çökmeden eve girer oldum.. Her geçen gün yalnızlaştım.. Bırakın gezmeyi, sohbet edecek kimsem dahi kalmadı.. Her şeyimi anlatabildiğim o teyze ruhlu kadın bile çıktı gitti hayatımdan.. Ben iyice kabuğuma çekildim, yalnızlaştıkça yalnızlaştım.. En büyük hedefim erkenden eve gidip, televizyon seyretmek oldu.. Karanlık çökünce dışarıda olmak huzursuz etti beni.. Sevdiğim kadın yanımda iken yalnızlığıma merhem oldu ama sonuçta herkesin bir hayatı vardı, öncelikler farklıydı, hayata aynı pencereden bakmak kolay değildi.. Ki zamanı geldi, zaten o da hayatıma güzellikler kattıktan sonra herkes gibi çıktı gitti.. 

Dün dışarıda idim.. Hava kararmıştı.. Önce Bakırköy'e gittim, sonra trene binip Sirkeci'ye gittim.. Orada gezdikten sonra tramvaya binerek Topkapı'ya geldim.. Bir parkta oturdum, türkü dinledim, türkü mırıldandım.. Saat 11'e kadar kaldım orada.. Etrafımda tuhaf insanları görünce, korktum ve metrobüse binerek evin yolunu tuttum.. Eve vardığımda 12'yi geçmişti saat.. 

Eskiden de bu kadar korkaktım ama nedense artık daha çok korkar oldum.. Sanırım imanım azaldıkça korkma seviyem artıyor.. İnsanlardan da, ölümden de daha çok korkar oldum.. Bunun temelinde öldükten sonra hesap veremeyecek olmanın tedirginliği var sanırım..

Dün gece dışarıda olunca, bugün yeniden niyet ettim ve karanlık çökünce yine attım kendimi dışarıya.. Saat 9'u geçiyor.. Florya'da deniz kenarında bir bank'a oturmuş bu cümleleri uyduruyorum.. <Cümle Uydurukçusu>'yum ya, işimi yapıyorum.. 

Hava güzel olduğundan olsa gerek, herkes sokaklarda.. Deniz kenarında çoluk çocuk yürüyor insanlar.. Şehr-i İstanbul'un karanlıkta bile ne kadar doyumsuz bir güzellikte olduğunu düşünüyordur birçoğu.. Ben ise yine yalnızım.. Şehr-i İstanbul'u, havanın güzelliğini, karanlığı, deniz kenarını, türkü tadında olan akşamları anlatacağım kimsem yok.. Eskidendi insanların yanımda olması, Kadıköy gezileri, şarkılar, çaylar, espriler, kahkahalar... Şimdi sadece cümlelerini yazabiliyorum o eski günlerin...

Yalnızım.. Kalbim hep yalnızdı; bedenim de, ruhum da, cümlelerim ve türkülerim de yalnızlaştı artık.. Meğer yalnızken ne kadar  kıskanç, korkak, çaresiz ve özgüvensiz oluyormuş insan.. Huzursuz ve uykusuz günlerin ardından, karanlık günlerin de beni sarıp sarmalamasını izliyorum sadece.. Her gün, bir önceki günden daha fazla dipsiz kuyulara iniyor gibiyim.. İnsanoğlu yalnız kalabilecek bir varlık değilmiş, bunu öğrendim..


Bismillah..

Neyse, olan oldu artık.. Ağlamanın, zırlamanın bir faydası yok.. Allah emanetini alana kadar yeniliğe açık olmak, yeni hâyâller kurabilmek gerek.. 

Kim bilir, belki, şu dağın ardında yemyeşil bir düzlük vardır.. Aşılmaz denilen dağı aşayım yeter ki.. Gerisi gelir elbet.. Hem neler neler geçmedi ki..? Bu da geçer ya hu.. İllaki davulun bile dengi dengine çalacağı günler gelir.. Sonuçta benim bu hayattan alacağım var hâlâ..

Haydi bismillah..



Çok Şey İstemek..

 Sizden, bana, normal insana davranır gibi davranmanızı, normal insana bakar gibi bakmanızı isteyerek çok şey mi istemiş oluyorum sahiden..? Sıradan, normal, herkes gibi olmayı arzulamak, konu benken, insanların başka insanlara bir şeyler söylerken sadece huyumu/suyumu söyleyebilmelerini, beni başkalarından saklamamalarını istemek cidden çok şey mi ya..! Yormayın be.. Aha ölüp gidiyoruz, saçımız-sakalımız ağardı, yormayın artık ya.. Bırakın da sıradan bir insan gibi yaşayıp, sıradan biri gibi geberip gideyim..



Bir Ben Kaldım..

O, başka şehirde nefes almaya başladığından beri yeniden kendimi yalnız hissetmeye başladım.. Sanki onca şey hiç yaşanmamış gibi.. Daha yeni gitmiş olmasına rağmen sık sık beraber anılarımızı düşünüyorum.. Arada da fotoğraflarımıza bakıyorum.. Bir şeyler yapmak istiyorum, yeni hayatında beni hatırlayacağı bir ev hediyesi, hiç olmadı yeni işi için bir tebrik mesajı, çiçek vs ama hiç içimden gelmiyor inanın.. Kızgın gibiyim, küskün gibiyim, yıllar sonra mutlu olmaya başlamışken, sanki boynu bükük bırakılmış gibiyim.. Oysa zaten gideceğini bilerek başladım onunla nefes almaya.. Onun sevmediğim, hoşuma gitmeyen, beni herkesten gizleyip ötekileştiren yanlarını düşünüyorum arada.. Sanki olumsuz şeyleri düşünürsem, gidişine daha kolay alışacakmışım gibi.. 

Kendime de kızıyorum tabii.. Davul bile dengi dengine iken, neden boyumu aşan sularda yüzmeye çalıştım ki...Daha en başından kalbimi dinlememem gerekirdi.. Bana mı kalmıştı zor günlerinde destek olmaya çalısırken esasında köstek olmak..? Bak işte, yalnız kalan ben oldum..

Yıllık izindeyim uzun zamandır.. Önce Marmaris'e gittim.. Orada iken bir sürpriz yaptı, yanıma geldi, beni kötü bir şey yapmaktan alıkoyup aynı gece İstanbul'a getirdi.. 

Sonra dayım vefat etti.. Cenaze, gelen giden insanlar derken, pazar günü yer ayırıp,  yeniden tatil için Alanya'ya geldim.. 

Ucuz ve dandirikten bir otel buldum.. Sezonun sonu geliyor ama hava da deniz de sıcak.. Beş-on yaşlı yabancı turist, üç-beş yerli aile var.. Hee bir de balayında olan genç bir çift..

Hem o balayında olan çift, hem de baba, anne ve kızlarından oluşan ailenin denizde taş sektirip şen kahkahalar atmaları sebebiyle bugün kendimi tam olarak eskisi gibi yalnız ve kimsesiz hissetmeye başladım.. Daha önce de yalnız hissediyordum ama bu başka.. Bu tıpkı ilk yazı yazmaya başladığım günlerde hissettiğim ve milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki insanların bile hissedebileceği bir yalnızlık hissi.. 

..Yani yeniden, bir ben kaldım üç beş günlük mutluluk nefesinin ardından.. Yıllar önce demiştim zaten, bu hayatta benim payıma düşen yalnızlıktır sadece.. Başka bir hisse kapılmam da kendimi kandırmaktır işte..



Çocuk Ruhlu Neşeli İnsanlar..

O zamanlar gençtik.. Ben uzanır televizyon seyrederdim, sen müzik dinler, oynar, eğlenirdin.. Arada sana göz gezdirir, gülümserdim.. Sen bazen oynarken saçlarını yüzüme tutar, bazen alnını öpmem için ters bir şekilde oynamaya devam eder, bazen de tüm ilgim sende olsun diye televizyon karşısına geçip oynardın.. Ben "off poff" ederdim ama esasında bu durum çok hoşuma giderdi..

Diyorum ya, o zamanlar gençtik.. Şimdi anca o güzel günlerin hâyâlini kurabiliyorum.. Benim neşem eskiden beri zaten pek yoktu da yanımda oynayıp gülen, bana enerji veren, çocuk ruhlu neşeli insanlara hasret kaldım..