34..





34




Hiç Mi..!

Kendimi, niye bu denli yalnız, hasret çeken ve kötü hissediyorum ki ben..? Hiç mi güzel bir şey kalmadı hayatımda..? Hiç mi.. !






Hakim Karşısında Çıldıran Adam..

"Böyle bir şey sebebiyle hakim karşısına çıkmak.. "


Bunu düşününce çıldırıyorum işte...
 

Var Olan Ama Isıtmayan Güneş Gibiyim..

Neden bilmiyorum, aklımı toparlayamadım bir türlü.. İşyeri, işyerindekiler, sohbet edenler, telefon açanlar, bir şeyler soranlar; herkes ama herkes üzerime geldi.. Öğlen saatlerine kadar ancak dayandım işyerinde.. Sonra kendimi sokaklara attım..


Hava soğuktu.. Güneş vardı ama ısıtmıyordu.. Varlığının gözle görünür hiç bir etkisi yoktu.. Var olan ama "insanlığı" olmayan insanlar gibiydi.. Kolay kolay üşümeyen ben, dışarıda kaldığım her saniye boyunca tir tir titrer oldum.. Bir ara dişlerimin birbirine değdiğini, burnumdan sümük değil de oluk oluk sıvılar aktığını bile gördüm..


Soğuktu; gerçekten soğuktu.. Nereye gideceğimi bilmeden çıkmıştım işyerinden.. Bindiğim otobüs Eminönü'ne gidiyordu; erken inerim diye düşündüm ama kaç günün uykusuzluğundan olsa gerek otobüste uyumuşum.. Telefon sesine uyandım.. İşyerinden arıyorlardı.. Cevap vermek istemediğimden meşgule attıktan sonra telefonu kapattım.. Eminönü'ne yaklaştığımı fark edince son durağa kadar gittim.. Orada biraz gezindim.. Sonra vapura binerek Üsküdar'a geçtim.. Dişlerimin birbirine değdiğini, burnumun fazlasıyla aktığını da Üsküdar'da fark ettim.. Bir yere girdim.. Çay içtim.. Biraz ısındıktan sonra Harem'e kadar yürüdüm.. Deniz kenarında yürüyen başka insanlar da vardı ama onlar benim kadar üşüyorlar mıydı, bilmiyorum.. Yürürken neler düşündüğümü hatırlamıyorum.. Tek hatırladığım fazlasıyla üşüdüğüm ve insanlardan korkuyor olduğumdu..


Evet, sahiden insanlardan korkuyorum.. Sanırım insanlardan korkuyor olmamın sebebi, benim karakterimin yerli yerinde olmaması, benim kötülüklere kucak açtığım ve haliyle ruhumu korkak yetiştirdiğimdir.. İnsanlardan niye bu kadar korkar oldum..? Ne yaptılar ki bana..? Ben ki hayatıma giren her insana, bencilliğim sebebiyle bir şekilde kötülük yapmışken, insanların benden korkması gerekirken, ben neden insanlardan bu denli korkuyorum ki..? Yoksa insanlardan korkuyor olmamın sebebi, herkesi kendim gibi zannediyor oluşum mu..? Yaklaşık 20 milyonluk şehirdeki her insandan, yaşına, boyuna, posuna, duruşuna, karakterine, giyinişine bakmaksızın korkuyorsam eğer, bu insanların değil, benim korkulacak bir karakterimin olmasından değil de nedir..?


Mütemadiyen kendimi öven, kendimi beğenen cümleler uydurduğuma bakmayın siz.. Kalben, beynen, her bir hücremde kendimden tiksiniyorum ben.. Kendime olan tiksintim o denli hastalık boyutuna ulaştı ki; kendim gibi zannettiğim her bir insandan korkar oldum.. Minicik bebeklerden bile korkmak, bir hastalık değil de nedir Allah aşkına..!


Demem o ki; ömrüm böyle geçti benim.. Tıpkı bugünkü güneş gibi.. Vardım ama hiç bir faydam olmadan var olmaya devam ettim.. İnsanlar üşürken, onları ısıtmaya bile tenezzül etmedim.. Hoş, insanlardan vazgeçtim, ömrüm boyu kendimi bile ısıtamadım ya, neyse..


 




Uyu Artık..

Saat kaç oldu...
Gözlerin kısıldı..

Bedenin yoruldu..
Ruhun daraldı..
Cümle alem uykuya daldı..
Sen de uyu artık..
N'olur..
Uyu..
Uyu..
Uyu...

Bazen Rol Yaparsın Herkese..







Recm Cezasını Hakeden İkiyüzlü..

Hani mantığınızı devre dışı bırakarak sonunu düşünmeden bir şeyler yaparsınız da o yaptıklarınız haftalar sonra gelip sizi bulur ve hayatınızı hercümerc eder ya; bugün öyle bir şey yaşadım.. Üstelik neye yanacağımı bile bilmiyorum... Hayatımın paramparça olacak olmasına mı, bir başkasının hayatının yer ile yeksan olmasına mı..!


Bu defa fena çuvalladım.. Ama cidden fena çuvalladım.. Kendimi bildim bileli yazı yazarken mübalağa etmesini severim ama bu defa mübalağa etmeme gerek kalmayacak kadar fena bir hale girdim.. Manevi bahanelerim var belki ama bu olay sadece mantıksal bahaneleri kabul edebilecek durumda.. Benim de zerre miktarda mantıksal bir bahanem yok.. Haliyle cezam da belli : Recm..


İşin fenası, ben her zamanki durumdayım.. Allah'ı sürekli unutan ben, böyle zor durumda Allah'a sığınır oluyorum.. Bu ikiyüzlü tavrıma ise daha çok sinir oluyorum..


Biliyorum, ne desem, ne yazsam, kendimi nasıl anlatsam boş; beni, benden daha iyi tanıyor ve yaptığım hatanın/günahın/kusurun ne denli büyük olduğunu da biliyorsun.. Her şeye rağmen Sana sığınıyorum Allah'ım.. Ben, iki yüzlüyüm, evet.. Belki sığınacak başka bir şeyim olsa idi Seni unutur ve o şeye sığınırdım ama şuan Sen'den başka sığınacağım hiç bir liman yok.. Tüm bu durumuma rağmen beni affet ne olur..! Bu büyük kusurun/günahın/hatanın elden ele, dilden dile dolaşmasındansa, sadece benim vicdanımda dolaşmasını sağla.. Vicdanımı öyle bir sızlat ki; hiç kimsenin öğrenmesine gerek kalmadan; kendi kendimi yargılayıp, kendimin cezasını kendim vereyim.. ! Affet Allah'ım; affet..


Bu olaydan sonra artık kesinlikle anladım ki; bugüne kadar "güzellik,hayr,iyilik" adına kurduğum tüm hayaller, yalandan ibaret.. Benim bu hayata verebileceğim hiç bir şey kalmadı..








Araştırma Konusu..

Rahmetli Erol TAŞ, rol aldığı tüm filmler boyunca, kaç kilo et yemiştir acaba..?

Rahmetlinin hangi filmini izlesem, et yiyor ya hu..



Bilim adamları, bunu da araştırsa ya...








Yangın Ülkesi..



Ülkem yangın yeri; her geçen gün biraz daha kötüye gidiyormuşuz gibi hissediyorum.. Ülkem yanıyor ya; inanın ben de yanıyorum..




Bakmayın..



Bazen tüm dünya insanlarının sana baktıklarını hissedersin de rahat edemezsin ya; bugün tüm insanlar bana bakıyorlardı sanki..


Belki Yokum Ama Var Olmaya Niyetliyim..

Senden kaçmak istedikçe sana yöneliyorum.. Sessizce, kimsenin olmadığı bir yerde, seni bekliyorum.. Sevilmeye, görülmeye o denli ihtiyacım var ki; sığmıyor hayallerim bedenime.. Sev beni n'olur.. Gör beni n'olur.. Bana yaşadığımı hissettir n'olur..

Git Uyu; Bu Şehirde Hayal Kurulmaz..



Ey şehrimin sokaklarında, yürüyerek, kardan adam olmak için uğraşan adam.. Elin cebinde, montunun içine iyice sinerek, aklındaki türküyü söyleyip, şehrimi feth edemezsin sen.. Bu sokaklar, nice hayalleri yer ile yeksan etti; senin hayalin ne ki..?


...Daha dün, baba olma hayalleri kuran, yıllar yılı baba olamamasını karısından sanan, baba olamama nedeninin kendisi olduğunu öğrendikten sonra eşini sevmesine rağmen eşinden ayrılan ayakkabıcı adamın sohbetini dinlemedin mi..? Ne demişti o adam : "Karım, çocuğu olmuyor diye çok üzülüyor, ağlıyor, istersem kendisiyle ayrılıp çocuk yapabilecek bir kadınla evlenmemi tavsiye ediyordu bana.. Ben hep karşı çıkıyordum; onu, sevdiğimi söylüyordum.. Ama bir gece artık nasıl bir eziklik hissi yaşıyorsa, intihar etmeye kalktı.. Allah nasip etti de son anda fark edip kurtardım.. Yıllarca "çocuk" diye ağlayan, kendini ezik hisseden, bu hayattan göçüp gitmeyi göze alan bir kadını tüm hayat boyunca çocuksuz bırakmam, ona haksızlık olacaktı.. "  


Böylesine büyük ve güzel bir hayali yer ile yeksan eden şehrim; senin o küçük hayalini hercümerc etmez mi..? Haydi git evine; git ve uyu.. Ancak uyudukça unutacak, ancak uyudukça hayal kurmaktan kurtulacaksın..








Çay Bulamazsak Şiir Demlerim..

Nasıl bir mucize olur bilmiyorum ama seni görmek istiyorum.. İster, kapıyı açtığımda evde ol,
ister işe gittiğimde işte ol..
İster okuduğum kitapta bir cümle ol,
ister çayımın tomurcuğu ol..
Nerede, nasıl karşıma çıkarsın bilmiyorum; saat üç-beş-sekiz umrumda değil; çık bir anda karşıma.. Sarıl bana.. Öyle sıkı sarıl ki; tüm vücudunu hissedeyim biçimsiz vücudumda.. Öyle bir çık ki karşıma; bir daha hiç gitmeyeceğini bileyim.. Ömür boyu çay içelim beraber; çay bulamazsak eğer, ben, bir ömür sana şiir demlerim..  




Uykusuz Erkeğe Yakışan..

Yatağında olman gerekirken, bu saatte aradığın ne..?
Hani güzel rüya görebilmek için hiç uyanmayacaktın bu gece..?



......................

Sonra kitabı kapattı ve uyumak için yatağına geçti.. Sağa döndü, sola döndü.. Aç olduğunu hatırladı.. Traş olmadığını hatırladı.. Bugün yaptığı ama yapmaması gereken şeyleri hatırladı.. Uyumamak için ne kadar bahanesi varsa hatırladı.. Her hatırladığı şey, onu yataktan biraz daha soğuttu.. Kalktı.. Çay demledi.. İki yumurta kırdı.. Sakallarını keserken, sakallarındaki beyazlığın daha da fazlalaştığını gördü.. Saçı da eskiye nazaran daha çok seyrekleşmişti.. Yaşlılık hissi iyice sardı tüm ruhunu..
Çocukluğunda duyduğu, "Bu dağlar kömürdendir.. Giden gün ömürdendir.. Feleğin bir kuşu var.. Pençesi demirdendir" türküsünün sözleri geldi aklına.. Hafifçe tebessüm etti..


Yatağında olması, güzel rüyalar görmesi gerekirken, bir türlü uyku tutmayan ve doğrusu uyumamak için bahaneler üreten adam; yeniden kitabı aldı eline.. Kitapta, kaldığı sayfadan devam etti.. :

"Üzerine ne giyinse olmayan, saçını-sakalını hangi modelde keserse kessin bir türlü yakışmayan erkeğe, en çok aşk yakışırdı.......