Şarkı Mı Dilesek..?

T ı k

Hint Dizileri..

Kanal7 diye bir televizyon kanalı var.. O kanalda da gece-gündüz olmak üzere Hint dizileri var..

Kanal7 diye bir televizyon kanalı olmasına alışabilirim ama 7/24 devam eden Hint dizilerine ve bizim ev ahalisinin o dizileri çıt çıkarmadan izlemesine alışamam.. !

Hintliler gibi alnımda kırmızı benekler oluşmaya başladı.. Rüyalarımda Hindistan vatandaşı olduğumu görmeye başladım.. Eskiden ineklere-öküzlere "yiyecek, kızarmış et, köfte, mangal, kebap" gibi bakarken, şimdi önemli ve kutsal varlıklarmış gibi bakmaya başladım..

Ahh Esra Erol ah; kıymetini bilememişim senin.. Meğer ne güzel, ne eğlenceli, ne zekice ve orijinal senaryolarınız varmış sizin.. Sizi izlerken, uydurma şeyler olduğunu bilsek de dakikalar bir şekilde geçiyordu en azından.. Hint dizilerinde zaman geçmiyor..

Ne yapmalı, ne etmeli bilmiyorum ama ne yapıp-edip bu Kanal7 televizyonunun yayınlarını kesmeliyim..

 

Değer Vermeyince Kılın Bile Kıpırdamaz..

Kızmıyorum..
Takmıyorum..
Umursamıyorum..
Çünkü değer vermiyorum.. İnsan değer verince kızar, insan değer verince umursar ve hatta insan değer verince adam yerine koyup da bıçağı saplar.. İyilik de yapsan, kötülük de yapsan, ancak değer verdiğin insana yaparsın.. Değer vermiyor, önemsemiyor, varlığının bir anlama gelmediğini düşünüyorsan, ne olursa olsun ve sana ne yapılırsa yapılsın; boşver dersin, boşverrrr..




Eskiden de Böyleydim..


Eskiden de böyleydim ben.. Ne zaman yalnız kalsam, kendi kendime türkü mırıldanır(d)ım.. Kimsenin beni duymadığını bilirim ama sanki herkes beni duyuyor da herkesin hislerine tercüman oluyormuşumum gibi türküler söylemeye devam eder(d)im..


Eskiden de böyleydim.. Aradan yıllar geçse bile bazı şeyler hiç değişmedi.. Ne tuhaf..
.............................................


Doğum gününe iki gün kaldı.. Yoğun iş temposunda sakın unutma.. Bir pasta kes benim adıma..




Birer Birer Azalıyoruz..

Birer birer azalıyoruz farkında mısınız..?

Sevdiklerimiz, tanıdıklarımız, nefret ettiklerimiz, görmezden geldiklerimiz; birer birer terk-i diyar eyliyorlar.. Çocukluğundan kalma bir figür için "Hani şu kişi vardı ya; ölmüş." diyor biri.. "Allah rahmet etsin.." diyoruz sadece..

...Ama işte birer birer azalıyoruz.. Biz de son nefese doğru hızlı adımlarla ilerliyor, bir sabah "şu kişi ölmüş" denildikten sonra anılarla yaşamaya başlıyoruz..


Âşık Olunan Kadınlar..

Bazen hiç tanımadığın bir kadına âşık olursun..

Çantasında kitap taşır bir kadın, tanımazsın ama kitabın hatrına âşık olursun..
Bağlama çalar bir kadın, tanımazsın ama türkülerin hatrına âşık olursun..
Bir yetimin başını okşar, bir evsize yemek verir, bir yolcuya yardım eder; tanımazsın ama yardımseverliği sebebiyle âşık olursun..
Bir sokak hayvanını doyurur, sahiplenir kadın, tanımazsın ama merhameti sebebiyle âşık olursun..
Hayattan vazgeçen bir insana gülümseyerek, o insanı hayata kazandıran kadını tanımazsın ama umut veren yapısı sebebiyle âşık olursun..

Tanımana gerek yok kadını.. Kadın merhametli, kadın vicdanlı, kadın dürüst ve kadın inançlıysa; Rabb'in hatrına âşık olursun bir anda o kadına..


Beşiktaş Şehitleri..

Benim kalbim, bu kadar şehidi sığdıracak kadar büyük değil.. Artık her bir yerimden şehit sızıyor.. Gözler kurudu, kalp katılaştı, yaşamaya utanır oldum.. Şehitlik rütbesini tatmak istiyorum..


"Hayalim Yok" Çocukları..



Hayal kuramayan çocukların olduğu bir dünyada yaşarken,
neyin mutluluğunu arıyorsun ki sen..?





Ekşi Elmalar..

Sokak sokak dolaşıp hemen her evin kapısını çalmak istiyorum.. "Ekşi Elmalar" filmini yere göğe sığdıramayıp, hatta hüngür hüngür ağladığını söyleyen adamları bulmak, "Bre vicdansızlar azıcık film seyredin, kitap okuyun da gereksiz yere her şeyi beğenip her şeye övgüler dizmeyin; sizin yüzünüzden tamı tamına otuziki lira vermek zorunda kalmayalım.." diye sitem etmek istiyorum.. Burunlarını ısırmak, nanik nanik yaparak kaçmak istiyorum..








Taksim-Harbiye Arasındaki İstanbul Radyosu Önü.. Ve o an..


Bazı yerler özeldir; aradan yıllar geçse bile unutulmaz..




Ben Hiç Sevdiklerime Gitme Diyemedim..

Beni, güneşli bir günde terketti sevdiğim kadın.. Sabah saat yediyi onaltı geçiyordu.. Kapının şiddetli bir şekilde çarpmasının çıkardığı sesle uyandım.. Saate baktım, tedirgin oldum.. Sağ tarafıma baktım, orada olması gereken insanın, olması gerektiği yerde olmadığını gördüm.. Birden ayaklandım.. Adını seslendim.. Sessizlik  tarafından cevaplandım.. Koşarak dış kapıyı açtım; sağa baktım, sola baktım.. Merdiven korkuluklarından tutundum, önce yukarı, sonra aşağıya baktım.. Asansörün önüne koştum, ışığının yanıp yanmadığına baktım..
 
     Ağır adımlarla eve girdim, kapıyı kapattım.. Adını bir daha seslendim.. Yine sessizlik tarafından cevaplandım.. Balkona çıktım.. Güneş, daha o saatte, birden tüm yakıcılığıyla yüzüme çarptı.. Elimde olsa, hiç korkmadan ben de ona çarpardım.. Kadınım aşağıdaydı.. Elinde bir çanta vardı.. Arabanın açık olan bagaj kapısından, çantayı bagaja yerleştiriyordu.. Bağırsam, belki sesimi duyabilirdi.. Bağırmadım.. Çantayı yerleştirdikten sonra kendisi bindi arabaya.. Motorun çalışma sesi duyuldu.. Araba, hafifçe hareket etti.. Sonra hızlandı.. Köşebaşına kadar takip ettim, sonra kayboldu..
 
     Balkondan içeri girdim.. Balkon kapısını kapattım.. Birkez daha adını seslendim.. Yine sessizliğin sesi tarafından cevaplandım.. Odalara baktım.. Olmadığını biliyordum.. Banyoya baktım.. Olmadığını biliyordum.. Dış kapıyı tekrar açıp etrafa baktım.. Olmadığını biliyordum.. Bakabileceğim her yere baktım.. Oysa hiç bir yerde olmadığını biliyordum.. "Gitti.. Gitti.. Gitti.. " diye mırıldandım.. Sonra bir kez daha adını tekrarladım..
 
     Beni, güneşli bir günde terketti sevdiğim kadın.. Sabah saat yediyi onaltı geçiyordu.. İsteseydim "Gitme..! " diyebilirdim.. Oysa ben sevdiklerimin ardından hiç "Gitme..! " diyemedim..




İnsanın Bir evi Olmalı..

Ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, ne kadar kaçarsam kaçayım, kime hangi kötülüğü yapacaksam yapayım,
 
kanundan kaçsam, kendimden kaçsam, sevdiğimden kaçsam, davamdan kaçsam,
 
binlerce insan tarafından ayıplansam, hakkımda vur emri çıkarılsa, beş parasız sokaklarda dolaşsam,
 
bütün dünya üzerime gelse,
 
bile,
 
evime dönüp de şu ruhsuz zannedilen duvarların arkasına sığınmıyor muyum; işte o zaman huzura eriyorum, mutluluğu buluyorum..
 
 
İnsanın bir evi olmalı.. Nereye giderse gitsin, dönüp gelebileceği bir evi olmalı..




His..



Kendimi iyi hissetmiyorum..
Hasta değilim, yorgun değilim veya şükür herhangi bir olumsuzluk yok.. Ama kendimi iyi hissetmiyorum işte..





Yıllık İzin..

Geçen seneden kalan, iki haftalık yıllık iznime, geçen hafta başladım.. Yıllık iznime Duygu ile başladım.. Kendisinin evinin yakın olduğu bir avm'de kahve ısmarlattım.. Şehr-i İstanbul'dan uzaklaşmam da ilk Duygu'nun evinin yakın olduğu avm'ye giderek oldu.. Kendisi Şehr-i İstanbul'da yaşıyor sayılmadığından, kendisine ulaşmak için 16 günlük yola gidildiğinden, İstanbul'dan uzaklaştım sayabiliriz..


Sonrasında Konya'ya gittim.. Hem yeğenimi, hem birkaç arkadaşımı görme fırsatım oldu.. Bir gece kaldım; gezdim, Mevlana'yı ziyaret ettim, etli ekmek yedim, bol bol fotoğraf çekilip geldim..


Konya'dan sonra diğer yeğenimi görmek için Balıkesir'e gitme niyetim vardı ve hatta bilet de almıştım ama telefonuma "sana ihtiyacım var" diye bir mesaj düştüğünden, süper kahraman kimliğim ağır bastığından, Balıkesir biletini iptal ettirerek, Balıkesir'e başka bir zaman gitmek üzere, İstanbul'a döndüm..


İstanbul'da birkaç arkadaşla daha buluştum ve iznin ilk haftasını böylece bitirmiş oldum..


İznin, bu ikinci haftasına da işyerinde başladım.. Acil bir iş olduğundan işe çağırdılar.. Ben de ayakçıbaşı olduğumdan amirlerin emirlerini ikiletmedim.. Nasip olursa yarın da yine günübirlik olarak Bursa'ya gitme niyetim var.. Erken kalkarsam gideceğim inşallah.. Bursa'da iskender kebap yemek benim de hakkım sonuçta.. Bakalım, kısmet..


Sonrası Allah kerim..




Fotoğraf..

Meğer ne çok özlem biriktirmişim kalbimde.. Kıyıda köşede kalmış bir kaç fotoğraf ile anladım bunu..


Meğer ne mutluymuşum bir zamanlar..




91..

Tartı, 91 kiloyu da gösterdiğine göre, yıllardır kendime "öküzcük" demem, artık gerçeklik kazandı..




Sahiplenilmek..

Kokuma, terime, bende olan kötü her ne şey varsa hepsine aldırış etmeksiniz, birinin bana tüm vücuduyla sarılmasına hasretim..


Sadece kadınlar mı kendine sahip çıkacak erkek arıyor sanıyorsunuz..? Ben, bana gerçekten sahip çıkacak, en ufak bir terslikte beni bırakıp gitmeyecek, gitmek için bahaneler aramayacak kadına hasret kaldım..


Bir kadın tarafından sahiplenilmek istiyorum.. Olmadığını görünce, işte bu yüzden, eşcinselliğe doğru her gün bir adım daha atıyorum..








Bu Şehirle Yollarımızı Ayıralım..

İzin verin de gideyim bu şehirden n'olur.. Şöyle deniz kenarında, küçük bir yere gideyim.. Tamam, seviyorum çoğu zaman Şehr-i İstanbul'u ama nefret edince de tam ediyorum.. İzin verin de bu şehirden gideyim n'olur..  Artık bu şehirde yaşamak istemiyorum.. Sanki tüm mutsuzluğumun, hayal kırıklıklarımın sebebi bu şehirmiş gibi.. Ne zaman bir şeye canım sıkılsa; bu şehri suçluyorum.. Artık o da beni sevmez oldu zaten.. Bu şehirde beni tutan bir şey yok ki.. Bırakın gideyim n'olur..








Daldan Dala..

+ Şükür kavuşturana, annem babam nihayet geldi.. Dün akşamdan beri içimde sahiden 5 yaşındaki bir çocuğun coşkusu var.. Mutluyum çok şükür..


+ Bu sene, annem-babam yokken kendime çok iyi bakmışım ki; 90 kiloluk bir öküzcük olmuşum.. İlk kez onlar yokken kilo almış oldum böylece..


+ Bir hafta daha çalıştıktan sonra 15 günlük yıllık izne çıkıyorum.. Ne yapacağımı bilmiyorum ama evde yer-içer-yatarım büyük ihtimalle.. Haa ama şehir dışı planlarına da açığım ha.. Davet etsenize beni..


+ Kitap okumaya yeniden başladım.. 10 gün önce 20 sayfa okudum; 10 gündür yine elime kitabı almışlığım yok.. Benim kitap okurluğum da anca bu kadar olur zaten..


+ Annem-babam, memlekette iki hatunun ailesine, kızları ile beni söylemişler.. Birinin ailesi olumlu yaklaşmamış; ötekinin olumlu yaklaşmış.. Benim memlekete gitmemi istiyorlar; gidip de kızla görüşmeliymişim.. Geldikleri 2 gün oldu; 2 gündür aynı muhabbet.. Üstelik her 5 dakikada bir aynı şeyleri söylüyorlar.. Kafayı yememe az kaldı.. Artık benim memleketten kız almaktansa, bekarlıktan kudururum daha iyi..  


+  "Kudururum" dedim de aklıma geldi; çok ama çok uzun zamandır kudurmuyorum.. Pek bir beyefendi bir kişilik oldum..


+ Alışveriş olayına bir çözüm bulmam gerekiyor; ev borcunu tamamen bitirdikten sonra, olur-olmaz şeylere para harcıyorum.. Sahiden israf..


+ Şükür, evi olmayan tek kişi olan ablam da ev aldı.. Memlekette, küçük bir ev ama sonuçta bir evi var.. Allah, olmayanlara da nasip etsin.. Gereksiz yere para harcamamak, ayrıca ona yardımcı olmak adına 1 sene taksitlerini ben ödeyeceğim.. Böylece salak-saçma israftan da kurtulmuş olurum..


+ İşyerinde bir arkadaşın hanımı kanserden vefat etti.. Aramız iyi idi o abiyle.. Hastaneye gittim sarıldım; "Beni yalnız bıraktı be <Çocuk>.. Yarı yolda bıraktı beni.. " diye ağladı.. Sahiden ölen ölüyor da kalanlara oluyor ne oluyorsa.. Allah rahmet etsin..


+ Bir kaç hafta önce 20 seneden fazladır görmediğim arkadaşlarla buluştum.. Herkesin farklı farklı hayatı var artık.. Herkes fiziksel değişime uğramış.. Ama yine de arada güzel bir samimiyet, dostça sohbet vardı.. Hoşuma gitti..


+ Birini özleyip de özlemiyormuş gibi davranmak ne zor.. Yazmak istiyorsun ama yazamıyorsun.. Görmek istiyor ama göremiyorsun.. Duymak istiyor ama duyamıyorsun.. "Seni istemiyor işte.. " özlemlerine engel olmaya çabalıyorsun ama beyhude.. Günün hemen her anında, o kişi aklında.. Unutmak çok kolay bir şey olsa keşke.. Veya bir program olsa, hafızamızdan bazı şeyleri silebilsek..




Yarı Uyanık Olmak..

Uyurken, zihninin bir köşesinde, "Acaba sürpriz yaparak erkenden gelir mi..?" diye bekler halde uyumak...

"Yarı uyanık olmak" deyimi ile anlatılmak istenen böyle bir şey sanırım..

Ve tabii her sabah hâyâl kırıklığına uğrayarak uykusuz kalıp yorgun olmak...






Ne Hayat Be..

Ev..
İş..


Sonra


İş..
Ev..


vs vs vs..


Ve tabii uykusuzluk..






Kokarca..

Yastığın kılıfını, yorganı, çarşafı değiştirdikten iki gün sonra yenilerinden kötü kokular yayılmaya başlıyor.. Geceleri yatakta ne yapıyorum; niye bu denli pis kokular oluyor anlamış değilim ama sanırım ablalarımın dediği doğru; ben bir kokarcayım..




Sen Anne Oldun; Ben Mutluluktan Ağladım..

Dün akşam, elektrik kesilmişti.. Geç saate kadar gelmeyeceği söylendi.. Telefonumdan internete girdim.. Ve haberi öyle aldım..

Anne olmuşsun..

Adına eşdeğer bir isim koymuşsun kızına.. Zamanında, benim seninle ilgili ne hâyâlim varsa, bir başkasıyla birer birer yaşıyormuşsun.. Daim olsun.. Mutluluğunuz, huzurunuz, sağlığınız sonsuz olsun..


...Ama biliyor musun; keşke bu haberi, elektrik kesikken almasaydım..



Gitmek İçin Gelmişti..

İşten henüz gelmiştim..
İki dilim ekmek ve yoğurt yedim..
Televizyonu açmış, izlemeye koyulmuşken, dış kapıdan ses geldi :


Tak..
Tak..


Ben, komşunun biridir diye beklerken, kapıyı açtığımda O'nu gördüm..
Şaşırdım..
İçeri geldi..
Kısa bir süre bekledi..
Özür diledi..
Üzerini açmadan, geri gitti..


Aradan kısa bir zaman geçti,
tekrar geldi..
Kısa bir zaman sonra yeniden gitti..


Gitmek istemediği belliydi..
"Gitme" dememi bekledi..
Belki de zaten gitmek için gelmişti..
Neyse işte sonuçta gitti..
Yeri benim yanımken, niye, "gitme" dememi bekledi..?
Yoksa benim yanımda kendine yer mi edinmedi..?


Geldi..
Sevindirdi..
Gitti..
Hayatı bitirdi..


Sonra yine geldi,
daha çok sevindirdi..
Sonra yine ardına bakmadan gitti,
giderken bir şiiri de bitirdi..


Bilmezsiniz belki ama zaten yıllar önce gitmek için gelmişti..




Şartlı Sevgi..

Bizim sevmelerimiz de şartlı lan..
Şartlı seviyoruz bir insanı..
Belki iyi niyetliyiz; sahiden sevdiğimizi sanıyoruz ama esasında sevmiyoruz; şartların uygunluğunu beğeniyor ve şartlar uygun olduğu sürece o insanla hayatımızı devam ettiriyoruz..


Güzellik/Yakışıklılık şartına uyuyorsa seviyoruz..
Fiziksel durumunun uygun olma şartına göre seviyoruz..
Ailemizin izin verme şartına göre seviyoruz..
Güzel sözler kurabilme şartına uygunsa seviyoruz..
Bizden fazla beklentisi olmaması şartına uygunluğuna bakıyor, sabretme şartını yerine getiriyorsa seviyoruz..


Şartlar.. Şartlar.. Bizimkisi şartlı sevgi be..
 
Sonra e oluyor biliyor musunuz; şartlı sevdiğin insanla elele gezerken, oturup kahvaltı yapan iki gençten kız olanı, elele gezen çiftin ellerine öyle bir bakıyor ve durumu öyle garipsiyor ki; şartlı sevdiğin insanın elini bırakıyor ve bir daha tutmaktan imtina ediyorsun.. Şartlı sevginin aslında sevgi olmadığını, şartlara uygun hareket etmediğini, bir genç kızın bakışından anlıyor; haddini biliyorsun..






Fernando Muslera Anısı..

Kısmete bak..!
Türkiye'nin en iyi kalecisi olan Fernando Muslera bana denk geldi..

Ne zaman gol atmak istesem; golü engelledi..
Ama bu maç çok çok çok çok çok çok çok güzeldi..

Tasvirsiz Kadın..

"Tasvir ettiğin güzel kızlara benzemiyorum ama... " dedi, tasvir ettiğim tüm kadınlardan çok daha güzel olan, tasvir edebilecek cümle bulmakta sıkıntı çektiğim kadın..


Üzmek İstemiyorlar(mış)..

Her kim "Seni üzmek istemiyorum", "Seni kırmak istemiyorum" diyorsa; en fazla o kişi üzüp kırıyor insanı..




Çocuğun Ölümünü Anlat Bana..

Geç karşıma, otur şöyle.. Giyin üzerine bir şeyler.. Öncesinde bir çay demle.. Anlat bana anlatılabilecek ne varsa.. Saatlerce gezindir beni mazide..


Tezek kokulu çocukluğuna götür.. Tezek topladığınız, top oynadığınız, misket ve güvercin beslemekle aklınızı bozduğumuz günlere taşı beni.. Ekmeğin arasına yağ ve toz şeker koyup da saatlerce sokaklarda olduğunuz, futbol oynadığınız, çamurdan arabalar yaptığınız zamanlara götür beni.. Sakın boş konuşma n'olur; maziye taşı beynimi ve kalbimi..


Okula başladığınız, "Ağbi bu çocuk yazamıyor, elleri çok ağrıyor, geri kalıyor, sen bu sene bu çocuğu okuldan al" diyen öğretmene, "Hoca bu çocuk okuyacak!" diyen babanın babalığını hatırlat bana.. Sonra ilkokulu, ortaokulu, liseyi, üniversiteyi bitiren gençten bahset sıkılmadan..


Kalk, çok demli olmayan, tomurcuklu bir çay dök bana.. Sonra geç karşıma ve bana maziyi hatırlat yeniden..


Tüm okul hayatı boyunca ellerinin cepte olmasını hatırlat.. Hoşlandığın kızlara bir şey söyleyememe durumundan bahset.. Kendini kitaba, şiire, şarkıya ve tabii türküye verdiğin zamanları yad et.. Bir film izlerken, dokunsan ağlayacağın durumlara gelinen zamanlardan bahset..


Çalışma hayatını anlat bana.. Bir işe yarıyor olmanın mutluluğunu, ilk maaşı, kendini kanıtlamak için fazladan iş yapmanı, sorumluluktan hep kaçınmana rağmen o sorumluluğun gelip hep seni bulmasından bahset.. Trende, vapurda, otobüste seni inceleyen insanları incelediğini anımsat.. İnsanlar senin tek bir yerine bakarken, senin o insanları detaylarıyla tasvir edebilme yeteneğini kazandığından bahset.. Uzun yolculuklar boyunca kendini kitaba verdiğini, hayaller kurmaya başladığını, zihnini toparlamakta zorluk çektiğin için her işi mizaha döktüğünü söyle.. Mizahın arkasına sakladığın hayatını çıkar gün yüzüne..


Sonra bir çay daha dök.. Geç karşıma, kalbime bak, yaşaran gözlerini kurut ve devam et anlatmaya..


Bir davaya gönül verdiğinden bahset.. İnsanlığı sevmenin yolunun kendi milletini sevmekten geçtiğini anlat.. Davaya gönül vermenin kararlılığından, bir kadının sevgisi için vazgeçtiğini anlat.. Seni sevmeyen, asla senin olmayacak bir kadının gözlerinde esir kaldığını hatırlat.. Mor dağlardan inip deryalara daldığın günleri söyle.. Sevdiğin kadının bir başka erkeğin kollarında olmasının acısını hisset kalbinde.. Yıllar sonra "işte bu" dediğin bir kadının varlığı ile gelecek için hayaller kur; o kadının annesi tarafından dünyanın en ağır sözlerini duyarak, bu dünyada sana mutluluk olmadığını anla bir kez daha.. Tam her şey bitti derken; yıllar sonra yanlış zamanda bir kadınla tanıştığından, kadının seni senden aldığından ancak onun da imkansızlığından bahset.. Ve bu arada bir çok kadının hakkına girdiğini hatırlat..


Öyle bakma gözlerime.. Kalk bir çay dök.. Tüm hayatının hayallerden ibaret olduğunu, hep mutlu günleri arzuladığını ama hep sükut-u hayale uğradığını anlat.. Sürekli umut ettiğinden dem vur ve tabii umut etmekten korkmaya başladığından bahset..


Susma, öyle bakma gözlerime; anlat bana.. Tezek kokulu bir hayattan, parfüm kokusuna geçişi anlat.. Tezek kokarken de, parfüm kokarken de hayatında hep bir şeylerin eksik olduğunu, hayatın boyu o eksikliği kapatmak için çırpındığını, her çırpınışta biraz daha eksildiğini söyle.. Kalabalıktaki yalnızlığından, ömrün boyu aradığın eksiğinin ne olduğunu bir türlü bulamadığından, yalnız ölecek olmanın, bir "babba" kelimesine dünyaları verebileceğin gerçeğinin kalbine hançer gibi saplandığından bahset..


Bir çay daha dök bana..
Gerekirse sarıl ve ağla..
Ağla, içinde anlatmayı unutan, ölen bir çocuğun ruhuna sahip olan adama..


 

Kaybetme Korkusunun Başa Gelmesi..

Bugüne kadar kaybetmekten korktuğum ne varsa, ilk önce onu kaybettim..


Duvarlara Yazmışlar..


Duvarlara yazmışlar.. Daha ben ne yazayım ki.. !




Ah Bir Anlatabilsem..

Yalnızım..
İnanın bana, çok yalnızım..
Belki sevdiklerim var, sevenlerim var ama inanın bana çok yalnızım..




"Bana Kimse Şiir Yazmadı" Dedi Şiir Kokulu Kadın..



Sıradan bir günü bitirmek için yatağa girmiştim ki; kalbimin çağlayan olarak akmasına dayanamadım ve bir şeyler yazmak için ayaklandım.. Bilgisayarı açtım.. Yazı yazmak için gerekli tüm işlemleri yaptım.. Her şey yazı yazmam için hazırdı ama dakikalarca boş boş baktım ekrana.. Ne yazabilirdim, bugünü nasıl anlatabilirdim ki..?


Yine Kadıköy.. Hep Kadıköy.. Benimkisi, mutsuz sonları seven ama mutlu olmak için hayal kuran insanların beklentisi gibi bir beklenti : Kadıköy Beklentisi...


Ne işim vardı, işyerinden ne zaman çıktım da kendimi Kadıköy'de deniz kenarında buldum, bilmiyorum.. Neden hep Kadıköy'e gidiyorum, neden hep Kadıköy'de hayal kuruyor, Kadıköy'de mutlu oluyor, sonra aynı anda mutsuzluğu yaşayabiliyorum..?


Deniz otobüslerinin orada, balonun yanındaki kafede oturup çay içtikten sonra deniz kenarında yürümek için ayaklanmıştım ki; hemen yanımdan bir kadının geçtiğine tanık oldum.. Telefonla konuşuyordu.. O da benim gibi sahile doğru gidiyordu.. Yanımdan hızlıca geçerken, "Yapma ya.. Bana bugüne kadar kimse şiir yazmadı" dediğini duydum.. Öyle içten ve istekli söylemişti ki bu cümleyi; kolay kolay yapmadığım şeyi yapmaya karar verdim.. Çantamdan not defterini çıkardım ve birkaç dakika içinde ayakta durur bir halde, bir şeyler yazdım.. Yazdıklarıma şiir denemezdi belki ama hiç değilse kelimeleri alt alta yazarak şiir görüntüsü verebildim..


Şiir yazılmaz sana,
şair sensin, şiir sensin..
Seni, sana anlatma çabasına,
güzelliğinle son verensin..


Benimkisi beyhude bir çaba,
kalem bile yazmaz oldu kağıda..
Adını söyle de bana,
Tanışmış olayım şiir kitabıyla..
         



(Telefonda konuşurken, kimsenin sizin için şiir yazmadığını söylediniz. Kayıtsız kalamadım.. )




 Not defterinin bu yazdığım sayfasını koparttıktan sonra koşar adımlarla kıza doğru ilerlemeye başladım.. Doğrusu içimde zerrece cesaret yoktu ama bu kağıdı vermek istiyordum.. Yaklaşık beş dakika sonra kıza yetiştim.. Hemen arkasında yürümeye başlayınca adımlarımı yavaşlattım.. Herkes deniz kenarında ağır adımlarla yürürken, bu kız, bir yere yetişmek için olsa gerek adımlarını hızlı atıyordu..


Yaklaşık iki dakika kızın arkasında yürüdükten sonra yakınımızda kimsenin kalmadığını da görerek, her türlü olumsuz tepkiyi göze alıp "Bakar mısınız..?" dedim.. Kız, saniyeler içinde durdu ve hemen baktı.. Bakınca, gerçekten de şiir gibi duruluğa ve güzelliğe sahip olduğunu görmüş oldum.. "Şair sensin, şiir sensin" diye yazarken öylesine yazmıştım ama kızın yüzünü görünce, yazdıklarımın hakikat olduğunu fark ettim..  


Saniyeler sonra kızın bir şey sormasına fırsat vermeden, elimdeki kağıdı ona doğru uzatarak "Bu sizden düştü sanırım.." dedim.. Kağıdı eline tutuşturduktan sonra hemen arkamı dönerek oradan uzaklaştım..


Hiç arkamı dönmedim.. Bakmaya cesaret edemedim doğrusu.. Koşar adım oradan uzaklaşmak istiyordum.. Birkaç dakika sonra bu defa ince sesiyle o "Bakar mısın?" dedi.. Korka korka arkamı döndüm ve yüzüne baktım.. Tebessüm eden bir çehre ile karşılaştım.. Yine güzel, yine duru, yine şiir gibiydi..


"Bu kağıdı verdikten sonra orada dursaydın, bana musallat olsaydın, çok farklı şeyler olurdu ama hemen uzaklaştığından, niyetinin kötü olduğunu düşünmedim.. Bu kadar kısa zamanda bunu yazman çok güzel bir jestti.. Doğrusu çok da şaşırdım.. "


Gülmeye, daha doğrusu tebessüm etmeye devam ediyordu.. Olumsuz bir tepki göstermediği için rahatlamıştım..  Yaptığımın güzel olduğunu bile düşünmüştüm saniyeler içinde.. O, devam etti :


"Ben, sevdiğim adam, Özgür Cem'le buluşmaya gidiyorum.. Beni Moda'da bekliyor.. "


Doğrusu bu ya, saniyeler içinde kurulan bu cümleler, yine tüm hayallerimi yer ile yeksan etmişti.. Sessizce ve tebessüm ederek onu dinliyordum ama bozulmuştum.. Utançtan olsa gerek yüzümün kızardığını hissediyordum..


Devam etti :


"Adımı merak etmişsin abi; benim adım Nur.. Belki Özgür Cem'e anlatamam bunu ama tüm arkadaşlarıma anlatıp, bu yazdıklarını göstereceğimden emin olabilirsin.. Şaşırdım, mutlu oldum ve hayatımda bir ilk yaşamış oldum.. Güzel bir anı oldu bana.. Teşekkür ederim. İyi günler sana abi." dedi..


Ben, hiç sesimi çıkarmadan, bozulmuş bir halde tebessüm ederken, adının Nur olduğunu söyleyen o kız, arkasını döndü ve "sevdiğim adam" dediği kişiye doğru ilerlemeye başladı..




Kadıköy'ü seviyorum işte.. Beni oraya bağlayan, tanımlayamadığım bir şey var..
Hayaller,
hayal kırıklıkları,
mutsuz son'lar,
vuslatlar,
türküler,
çaylar,
ayrılıklar,
"abi"ler,
"sevdiğim adam"lar...
Kadıköy'de, insanlar, her türlü duyguyu yaşıyorlar..


"Bana kimse şiir yazmadı" dedi kadın; oysa baştan başa şiir kokuyordu..






Bu Yüzden Yalnızım..

Birine, içimde ne varsa, hatalarımı, kusurlarımı, günahlarımı, hayatımda olup-bitenleri korkmadan; "acaba bunu öğrenirse ileride bana karşı kullanır mı?" diye düşünmeden, korkusuzca güvenmeye hasret kaldım..!


İşte ben, sırf bu sebeple yalnızım.. !








Hapşu..

Burun akıntısı..
Hapşırık..




Eve Dönüş..

Eve geldim, yine sen yoksun.. Bomboş, berbat bir ev..


Özlemedim ki..




Kısa Tatil..

Kısa bir tatil sonrası, Rabb nasip etti ve yeniden Şehr-i İstanbul'a geldim.. Epeyce yüzdüm.. Çok iyi yüzme bildiğimden değil de işte; denizin tadını çıkardım doğrusu..


Gelirken otobüste gece yolculuğu yaptım.. Sabaha kadar şarkı/türkü dinledim.. Bu durumdan nedense çok zevk aldım..


Şehrime gelince havanın epeyce bir bozulduğunu gördüm..


Bugün cuma ve ben daha şimdiden pazartesi başlayacağım iş için strese girdim..


Bakalım Mevla neyler..




Gül'ün Abisi, Hayal Kırıklığının Hamisi..



Kadıköy'de, Eminönü ile Beşiktaş iskelesinin ortasında bulunan heykelin önündeki bankta oturmuş, denize bakıyordum.. Hava kararmıştı.. Şehr-i İstanbul'un ışıklı bir kent olması hasebiyle yıldızların pek görünmediğini fark ettim.. Ara ara gözüme Haydarpaşa Gar binası takılıyor, bazen Sultanahmet Camii'nin ışıklarını görebiliyordum.. Vapurlar hareket ediyor, insanlar sağa-sola koşuşturuyordu.. İskelenin önündeki büfeden bir adam "balık ekmek" diye bağırıyor, sonra susuyor, sonra "döner ekmek" diye bağırıyor, sonra susuyor, sonra yeniden tekrar ediyordu bu döngü..

Eskiden daha duygusal olduğumu, insanları incelemeyi daha çok sevdiğimi, detaylara daha çok önem verdiğimi fark ettim.. Zamanla bu tür özelliklerimi kaybettiğimi düşündüm.. Belki de uzun zamandır kitap okumadığım için detaylardan uzaklaşmıştım.. Ama nedense bir şey eksikti bende; bunu düşündüm dakikalarca.. Eskiden kendimi daha vicdanlı, daha duygusal bulurdum.. Olur-olmaz bir zamanda gözlerim dolabiliyordu.. Elele gezen bir çift görsem, bir adamın kedi sevdiğine tanık olsam, bir kadının türkü söylediğini duysam; gözlerim dolabiliyordu.. Artık bu özelliğimi kaybettiğimi hissediyordum.. Geçen zaman içinde bir şey kaybolmuştu bende.. O duygunun adı nedir bilmiyorum ama eksikti işte.. O duygu neyse, beni "ben" yapan, kendimi sevmemi sağlayan bir şeydi..



Rüzgar esiyordu ve nihayet sıcak bir yaz mevsiminden sonra ben az da olsa üşümüştüm.. Selam vererek yanıma bir adam oturdu.. Sigara yaktı.. Dumanı direkt bana gelince ve benim de bu durumdan rahatsız olduğumu fark edince, özür dileyerek kalktı yanımdan.. O kadar berbat insanın içinde, böyle güzel düşünceli insanların varlığı ile mutlu oldum..


Son zamanlarda dilimden bir türlü düşürmediğim türküyü mırıldanırken, telefonu çıkararak dinlemek istedim.. Türküyü dinlerken, daha çok düşüncelere dalmış olmalıyım ki; hemen önümde duran iki kızı fark edememiştim bile.. Fark ettiğimde, esmer olanı yanıma oturdu.. Kumral olanı ayakta bekledi.. Yanıma oturan kız, öyle güzeldi ki; gece gibi kapkara ve uzun saçları vardı.. Dalgalı saçlarının güzelliğini biliyor olmalıydı ki; dağıtmıştı.. Saçlarının üstünde çok da belli olmayan bir güneş gözlüğü vardı.. Karanlığa eşlik etmek için olsa gerek; saçları, gözleri ve gözlüğü yetmezmiş gibi gömleği de siyahtı.. Boynu, elleri ve kaşları inceydi.. Burnu, yüzüne güzellik katıyordu.. Boynunda rengarenk bilye gibi boncukların dizili olduğu bir kolye vardı.. Yüzünde makyaj var mıydı fark edemedim ama kolunda bir saat vardı.. Parmakları en sevdiğim renk olan kırmızı oje ile güzelleştirilmişti.. Mavi renk, diz üzerinde yırtıklar olan kot giyinmişti.. Ayakkabılarını fark edemedim; doğrusu bakmadım bile.. Öyle güzel bir yüzü vardı ve öyle güzel bakıyordu ki bana; gözümü yüzünden daha fazla ayırıp da ayaklarına bakmaya gerek duymadım.. Bir erkeğin, "daha fazlası ve daha güzeli yok ki" diyebileceği ve bütün hayatını adayabileceği bir kadın vardı karşımda..

Oturduktan birkaç saniye sonra "Demek ki bu hatunu seven tek ben değilmişim.. Sesten ve şarkıdan anlayan başka insanlar da varmış. Çok sevindim valla!" dedi.. Ben şaşırmıştım, arkadaşı gülümsemişti.. Hemen sonra "Demek ki, Kadıköy'den, bu hatundan, müzikten ve iletişim kurmaktan anlayan başka hatunlar da varmış.. Buna da ben sevindim işte.." dedim.. Gülümsedi; gülümseyince dişlerinin güzelliği karanlık geceye tebessüm ettirdi..

Birkaç dakika daha sohbet ettik.. Arkadaşı, ayakta sabırsız bir halde "Hadi artık gidelim ya" derken, o "Dur bir dakika yaa" dedi.. Bunu dedikten hemen sonra ellerimi fark etti.. O güzel gözlerindeki, halime üzülen, acımsar ama bana hissettirmek istemeyen bakışları fark ettim.. Yıllarca bu bakışları o kadar çok gördüm ki; artık uzmanlaşmıştım..

"Neyse ABİ.. İyi akşamlar size.. Bu hatunu sevdiğiniz için de tebrik ederim." dedi ve kalktı yanımdan.. "İyi akşamlar" anlamında başımı salladım bozuntuya verdiğim belli olmasın diye tebessüm ederek.. Tam arkasını dönüp gidiyordu ki, "İsim ne..?" diye sordum.. Bana bir kez daha baktı ve "Gül" dedi.. Sonra Kadıköy'ün ışıklı ama karanlık ve kalabalık sokaklarında kaybolup gitti..

Bir gün daha işte böyle; hayalimizin kadını ve hayal kırıklığımız arasında geçti gitti.. Zihnimizde bir deli kız, bir acımsar bakış, bir de "abi" kelimesi kaldı..









Sahiden Bencil Olsaydık Keşke..

Bazen, başkaları için istemediğimiz şeyleri yaparız.. Biz, belki birine hayran oluruz ama aileyi düşünürüz, başka başka şeyler düşünürüz de o hayranlığımızı içimizde tutarız..

Bir yola gitmek isteriz; o yola gidersek bir başkasını üzebileceğimizi düşünerek yola gitmekten vazgeçeriz..

Hiç sadece kendimizi düşünecek kadar bencil olmadık biz.. Hayatımızla ilgili adımlar atarken; hep sağımızdaki ve solumuzdaki insanların varlığını hatırlayarak, atacağımız adımların o insanlara etkilerinin ne olacağını hesaplayarak adım atarız.. Evet, çoğu zaman istemediğimiz bir hayat yaşar ve mutsuz da oluruz ama ne yapalım; bizler, hiç bir zaman sadece kendimiz için yaşayamadık hayatı..



Çayım Soğur Diye Korkuyorum..

Ölmek sorun değil; ölürüm.. Bir nefes değil mi Rabb'in bize bahşettiği; verdiği gibi alır, amenna..

Ölürsem, çayım soğur diye korkuyorum ben..





..........................................................
Oğlum şiir sevmez,
türkü söylemez,
kitap okumaz diye korkuyorum..

Bir Yerime Sıkışan Kadın Ruhu..

Bir yerime bir kadın sıkışmış eminim.. Bu kadar çok alışverişi seviyor ve günaha girerek parayı beyhude yere harcıyor olmamın başka bir açıklaması olamaz..




Beyaz At Yüzü Görmemiş, Kendini Prens Zanneden Abi..


Kimsenin beyaz atlı prensi olamadım belki ama bu kadar yalnız kalmayı hakettim mi; bilmiyorum doğrusu.. Gerçi bu denli yalnız kaldığıma göre haketmişimdir yalnızlığı ama yine de insanın beklentisi ve umudu farklı oluyor işte.. Sonrası böyle sükut-u hâyâl...

Uzun zamandır, beğendiğim, esmer güzeli bir kız var.. Uzaktan bir tanıdık.. Kendisinin güzelliğinin yanı sıra tanıdığım kadarıyla karakteri de güzel bir hatun kız.. Hani olacağından değil de, öyle bir güzelin yanında, insan kendini mutlu hisseder doğrusu.. Bir yaştan sonra insan sever mi bilmem ama en azından mutlu hisseder.. Gerçi normal insan kendini mutlu hisseder; benim gibi ezik psikolojisine sahip biri, öyle bir esmer güzelin yanında, ister istemez kendini işe yaramaz hissedecektir.. Ve dolayısıyla hayatı kendine de o kıza da zehir edecektir.. Bundan önce olduğu gibi.. Her neyse..

Sabah selam verdim bu esmer güzeline.. Yakınlaşmak için samimi bir sohbet ortamı oluşturmaya çabaladım.. Sohbetin sonunun nereye varacağını anlamış olacak ki; bundan önce beğendiğim kızların yaptığını yaparak, hemen önüme kibarca duvar ördü..

" <Çocuk> ABİ, biliyor musun, ben birini çok seviyorum.. O sevdiğimle olamayacağız belki ama yine de ben onu seviyorum.. Ama artık yavaş yavaş unutmaya ve hayatıma bakmaya başladım.. Zaten başka biri bana kahve teklif etti; kabul ettim.. Yarın buluşacağız.. Güzel şeyler olacak diye umutluyum.. " dedi..

<Çocuk> ABİ'si ne diyebilir ki; bundan önce her bozuluştan sonra söylediğini tekrar etti esmer güzeline :

-- Hayırlısı.. İnşaallah mutlu olacağın birini en kısa sürede bulursun da biz de mutlu oluruz senin adına..  

Eee ne diyelim; böyle güzel ve içten bir temennide bulundun ya; inşallah <Çocuk> ABİ'si, inşallah..



Beklemektir Umut..



İnsan bazen bekliyor.. Olmayacağını bile bile bir beklenti içinde oluyor.. Sanırım bunun adı "umut"..




Var Mıyım, Yok Muyum, Varmış Gibi Mi Yapıyorum..?



Ben var ya ben, ben gerçekten adam olamam ya.. !


Hayatımda olduğunu düşündüğüm hatun kıza, farklı şeyler söyleyip, söylediklerimden farklı şeyler yapma konusunda üstüme yok..


Geçen gün, "onu çok özlediğimi, onu çok ama çok kısa bir an olsa bile görmek için sabırsızlandığımı, hiç değilse kısa bir an olsa da benimle buluşmasını" söyleyerek, ne yapıp-edip kısa bir an olsa da buluşma ayarladım.. Cumartesi günü hayatta erken kalkamayan kıza artık nasıl cümleler kurduysam, benim için sabah 7'de kalkıp, 9'da benimle buluşacak, 10'da ayrılacaktık.. Sadece 1 saat için yapmadığı şeyi yapacaktı.. Bana, sürekli, "benim onu sevmediğimi" söylüyor ama ben, onu sevdiğimi söyleyip, çok iyi rol kesiyorum.. Ara ara inandığım bile oluyor..


Özlemden, sevgiden bahsettikten sonra kısa da olsa benimle buluşmak isteyen kıza, bugün mesaj çektim ve aslında hiç bir geçerli mazeretim olmamasına rağmen "gelemeyeceğimi,başka bir yere gitmem gerektiğini" söyledim..


Demem o ki; kız bana inanmamakta sonuna kadar haklı.. Biri benim hayatıma girince, ben o hayattan çıkıyor, kendimden farklı biri oluyorum.. Niye, bilmiyorum ama ben çıkıyorum.. Ben gerçekten adam olamam ya.. Bundan önce olamadım, bundan sonra da olamam..








Bilinmezlerin Cehenneme Koşusu..

Bir tek sen mi kötüsün sanıyorsun.. !

Yaptığım her davranışta, bile bile cehenneme yaklaşıyor ama sanki dünyanın en doğru insanıymışım gibi hareket ediyorum.. Aklımda bilinmezliğin onlarca sorusu var.. Sadece âti hakkında değil, mazi hakkında bile bilinmezlerim var..

Bilinmezler için aklımda onlarca soru ile cehenneme doğru koşarken, ruhum hercümerç olmuş durumda iken, bir tek sen mi kötüsün.. ! Ne kadar yalnız ve çaresizim görmüyor musun..!


Uyumadan Uyumak..

Dün gece, uzun çok uzun zaman sonra ve hatta belki ilk kez, öyle güzel bir uyku çektim ki.. Ne terlemekten ne de sağa-sola dönmekten şikâyet ettim.. Uykusuz kaldım ama öyle güzel uyku çektim ki.. Ama öyle güzel, öyle güzeldi ki..

Uykusuzluktan gözlerim kapanıyor olsa bile dün gece öyle güzel bir uyku çektim ki..


Kısa Zaman Olayları..



Şu kısacık zamanda, ne kadar çok şey yaşadık değil mi..?


Bir abla evlendirdik..
Bir darbe girişimi yaşadık..
Fena bir olay başımıza geldi ve onu olumluya çevirmeye çalıştık..

6 yaşında bir çocuğun balkondan düşerek ölmesi gibi berbat ötesi bir olaya tanıklık ettik..
Memlekete anne-babayı yolcu ettik..
Yalnız yaşamanın ne kadar berbat bir şey olduğunu bir kez daha anladık..
İliklerimize kadar yalnızlığın hercümerç edişine tanık olduk..
Yeni bir insanla tanışıp, yeni bir hayat öğrenir olduk..
Yıllık izin alamaz olduk; denize hasret kaldık..
Yıllık izin alınca, denize gidecek kimseyi bulamadık..
Denize gidecek kimseyi bulunca, yıllık izinlerin iptal olduğuna ve sonrasında işlerin yoğunluğu sebebiyle bir yere çıkamamaya tanık olduk..
Bir kadının bize çekidüzen vermesine, kalbimizin varlığına inandırmaya çalışmasına tanık olduk..
Ve daha neler neler..


Hayat, kısa zaman içinde o kadar çok şeye gebe ki; her halimize şükretmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.. Zamana kapılmış, son nefesimizi vermeye doğru savruluyoruz işte..








Anlatamama..



Anlatacak çok şey var da cümle uydurmayı unutmuş bir insan ne anlatabilir ki..




Sıcakta Türkü Bile Dinlenmez..


Şehr-i İstanbul'un yanma noktasına geldiğini düşünüyorum.. Sanki minik bir kıvılcım bekliyor.. Sonrasında bütün şehir, cayır cayır yanacak gibi..

Ben, artık "terlemek" eylemini aştım.. Benimkisi terlemekten farklı bir boyut oldu.. Vücudumun içindeki tüm sıvıların dışarı çıkması ne demekse, benim yaşadığım durum odur.. Terlemek, basit, sıradan, komik bir kavram benim yaşadığımın yanında..

Şikayet ettiğim düşünülmesin, haşa.. Rabb, ne verdiyse eyvallah.. Gel gör ki; vücudumdaki tüm sıvı dışarı çıkınca, sokağa çıkasım, bir işin ucundan tutasım ve hatta hareket edesim gelmiyor.. Türkü bile dinlemek istemiyorum, diyeyim de varın gerisini siz anlayın..

...................................
+ Aklıma gelmişken; keşke babama kendini bu kadar sevdirmeseydin de sürekli senin adını anmasaydı..


Daldan Dala..



+ Bizleri, bir ramazan ayına daha ulaştıran Rabb'e, sonsuz hamd olsun.. Çok şükür kendimize hiç değilse biraz da olsa çeki düzen verme zamanı..


+ Bizim Çiçek ruhlu kız, anne oldu.. Yazı yazarken, yedi-sekiz sene önce tanıştığım, o zamandan bu zamana iletişimimizin kopmadığı bir insanın anne olması; sizin de ister istemez havalara uçmanızı sağlıyor.. Hoş geldin Zeynep bebek.. Annen ve babanla; tıpkı annenin ve babanın kalbi gibi güzel bir hayat yaşarsınız inşallah..


+ Ramazanın ilk gününden, altıncı gününe kadar Ardahan'da olacağım.. İçimde hiç heyecan ve coşku yok.. Bana kalsa, gitmezdim bile.. Ne yazık ki artık memleketime ve memleketim insanlarına karşı içimde hiç iyi duygular yok ama mecburi bir gidiş benimkisi.. Dilerim beklediğimden iyi olur her şey..


+  Uykusuzluk, yorgunluk, bitkinlik de var belki ama ramazan ayı güzel be.. Sahur, teravih, camii, namaz, oruç, iftar... Güzel işte be..




Sen Sevmiyorsun Diye Sevmiyorum Kendimi..

     Kişiliksizlik midir bu, bilmiyorum..

     Ben, Eminönü'nde yürümeyi severdim.. Her taraf balık kokar, insanlar koştururcasına yürürler.. Seyyar satıcılar vardır sokaklarda ve hepsi sokaklara güzellik katarlar.. Şehr-i İstanbul'da, hayat, en fazla Eminönü'nde hızlı akar.. Ben, oraya ne zaman gitsem, dört nala koşan hayatın inadına, adımlarımı ağırlaştırır, ellerimi ceplerime koyar, balık kokusunu içime çeke çeke yürür, insanların koşturmasını seyrederim..

     Ne olduysa, senden sonra oldu..

     Çok sevdiğim Eminönü'nü, Eminönü'ne hayat veren balık kokusunu, sen sevmedin diye ben de sevmemeye başladım..

     "...iyi ama ben sevmiyorum diye sen de sevmemek zorunda değilsin ki.." diye akıl verme bana.. Bunu bende biliyorum..

     Ben, böyleyim işte.. Sen sevmiyorsun diye Eminönü'nü, sen sevmiyorsun diye kendimi sevemiyorum..



Duygusal Bencil..

Hiç bir sebep yokken duygusal başladım güne..
 
Bugün, herkes beni sevsin istiyorum..
Herkes sevgi sözcükleri fısıldasın kulağıma..
Beni kıskandıklarını söylesin tüm kızlar, "âşkım" desinler, elimden tutup gülümsesinler..
Uzakta olan ne kadar tanıdığım varsa, telefon açıp beni özlediğini söylesinler..


Sevilmek, özlenilmek, kıskanılmak istiyorum bugün; her zamanki isteklerimden daha fazla..


Sokak eylemine katılan işçiler, son versinler eylemlerine.. Hepsi bir ağızdan beni sevdiklerini bağırsınlar.. Açlığı, yoksulluğu, geçim sıkıntısını içeren pankartlar yerine, benim için sevgi cümleleri ile dolu pankartlar açsınlar..
 
Bugün duygusalım, türküler, şarkılar söylüyorum.. Durup dururken maziye dalıyorum, "paşam" kelimeleri ile dolu günleri hatırlıyorum..
 
Tüm evren bana ilgi göstersin istiyorum, bugün..
Kuşlar benim için uçsun..
Türküler benim için söylensin..
Kadınlar, benim için çocuk doğursun..
Kitaplar benim için yazılsın..


Tüm canlılar, erkeğiyle, kadınıyla, çocuğuyla tüm insanlar;  sevsin beni, sarmalasın, ilgi göstersin, öpsün.. Dokunsun yalnızlığın soldurduğu tenime..
Bugün doğan tüm umut çocukları, benim için doğsun..
 
Herkes  bencilliğimi okşasın istiyorum..





Berat Duası..

Rabb'im, bir kez daha beratimizi almak için kapındayız.. Geri çevirme n'olur..


Günahlarımız dağlar kadar ama biliyoruz ki Sen'in bağışlaman dağlardan daha büyük.. Sen, bize ceza vermek istersen, kimse bir şey yapamaz ama bizim başka sığınacak limanımız yok.. Sen'den kaçarak bir şeye sığınmak istersek yine Sana sığınırız.. Var olduğunu, mutlak olduğunu, diri olduğunu biliyor ama yine de çoğu zaman Sen'in hoşnut olmayacağın şeyleri yapmaktan geri duramıyoruz.. Nefs ve şeytan ikilisinin oyunlarında oyuncak olmuş, Sen'den uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz..


...Ama yine de Rabb'im, ne kadar nankör olursak olalım, en ufak bir terslikte annesinin şefkatli kollarına sığınan bir çocuk gibi Sana sığınıyoruz.. Günahlarımızı, isyanlarımızı, nankörlüklerimizi bile bile Sana sığınıyoruz.. Sen, çok affedensin, affetmeyi sevensin.. Affına talibiz.. Günahlardan kurtulma beratına talibiz.. Sen, bizi geri çevirme Allah'ım..


"Yok mu dua eden, icabet edeyim..?" dedin ya Allah'ım, duamız budur : Bizi sevdiğin ve razı olduğun kullarından eyle..










Mutluluk Yakışmaz Bana.. Bol Gelir Üzerime.. Rahat Edemem..

Mutlu olmaktan korkuyorum.. Bu sebepledir zaten ne zaman mutlu olmaya yaklaşsam, kendi elimle o mutluluğu bozuyorum..








Düğün Öncesi Vasıta Derdi..

Ailemle birlikte, yeğenimin sünnet düğünü için çok ama çok uzak bir yere gitmek zorunda kalmadan önce "Acaba nasıl gitsem, yaşlı annemle babamı nasıl götürsem, bizi götürmesi için kime ricacı olsam..?" diye strese girince, tekrar anladım ki, benim çok ivedi bir şekilde araba almam gerekiyor..


Doktor efendiler, engelli olmam hasebiyle rapor vermiyorlar madem, araba kullanırken video çekecek, bunu doktorlara göstereceğim.. Bakalım bu işe yarayacak mı..!




O Çocuk Sakat Değil Miydi..?



Amca :
-- Kızım, seni benim oğluma alacağım..


Kız.. (Utanır, ses çıkarmaz.. Kızın annesi girer devreye.. )


Kız Annesi :
-- Senin iki oğlun da evli değil miydi..?


Amca :
-- Oğlum gibi olan yeğenime alacağım.. İstanbul'da memur..


Kız Annesi :
-- O <çocuk> sakat değil miydi..?


Amca :
-- Kendine çok iyi bakan çocuk, senin kızına mı bakamayacak..?


Kız Annesi :
-- Benim kızımı sözlendirdik zaten..


Amca :
-- Hiç duymadık.. Hayırlı olsun..


Kız Annesi (Arkasını dönüp kaçarcasına giderken) :
-- Sağol.. Sağol..


...




Annelik Makamı..

Evet ben bir erkeğim..! Ama Allah da biliyor ya; annelik gibi yüce bir makamın hazzını tatmak isterdim..  




Hayata..

Ne yapalım; kısmet..
Alacağım olsun..





4S Üzerine Kurulmuş Bir Hayatta Yaşamak..

Vallahi bıkkınlık geldi kötü insanlardan,
insanların yaptıklarından,
herkesin herkese kazık atmasından,
kötü insanların yine de başta taşınmasından,
hayatın, 4s kuralı üzerinde kurulmasından..
Vallahi bıkkınlık geldi insanların yaptıklarından
ve çoğu zaman yapmadıklarından..




Zorla Sırıtmak..

Fotoğraf çekilirken, güzel görünmek için sırıtmak zorunda kalan ama zoraki bir gülümsemenin insanı daha çirkin yaptığını fark eden genç : Aramıza hoş geldin..




Elif Olmak İsterdim.. Ye'deyim..

Ne çok pişmanlıklar var hayatımızda..
En başa dönebilmek isterdim; taaa en başa..


.................................
Elif olmak isterdim; oysa ye'deyim..








Sinema..

   
     Ben, sinema ile geç tanışmış bir kuşaktanım.. Memleketimde sinema yoktu.. İlk sinema deneyimimi, üniversite yıllarında yaşamış, Mel Gibson'un başrolünü oynadığı Vatansever isimli filmde gözyaşlarına boğulmuştum.. Hiç ağlamayan ruhumu ağlar bir hale getirdiğinden midir, yoksa sinemanın o karanlık ortamından mıdır, bilmiyorum, elime para geçtikçe sinemaya gitmeye başladım.. Üniversite yıllarında, sinemaya gelen hemen her filme gittim.. Derken üniversite bitti, ben çalışma hayatında buldum kendimi.. Sinema sevgim azalmadı, eskisi kadar olmasa da ilgimi çeken her filme bilet aldım.. Ancak son senelerde ne olduysa oldu, sinemanın o büyülü salonları, gelen insanların hep çiftler halinde olması sebebiyle bana yalnızlığımı hissettirmeye başladı.. Sanki sinemaya sadece çiftler gidermiş, yalnızların sinemada yeri yokmuş gibi bir düşünceye kapıldım.. Ve o düşüncenin içimde yer etmesi ile sinema salonlarına "yalnızlık sineması", oturduğum koltuğa "yalnızlık koltuğu", izlediğim filme de "yalnızlık filmi" adını vermeye başladım.. Bu düşüncelerin içimde yer etmesi ile sinemaya gitmek eziyet halini aldı ve kendime işkence çektiriyormuşum gibi hissettim.. Ama gittim.. Düşüncelerim ne olursa olsun, düşündüklerim ne kadar acı verirse versin, sinema salonlarından kopamadım..


     ...Ama şimdi düşünüyorum da, en son hangi filme ve hangi sinemaya gittim; hatırlamıyorum doğrusu..






İnsanlığımızın Altın Çağı..

"İnsanlık" altın çağını yaşıyor maaşallah.. Biz büyükler, birbirimizi öldürmekten bıktık; küçüklere tecavüz edip, onları öldürür olduk..


Lunaparkta, çocukların olduğunu bile bile, çocukları öldürmek için atılan bomba..


Erkek öğretmenin, 45 erkek öğrencisini taciz etmesi, tecavüz de ettiğinin belirtilmesi..


Kadın öğretmenin, 14 yaşındaki kız öğrencisi ile lezbiyen ilişki yaşaması, çeşitli mekanlarda çekilen; beraberken ve ayrı iken birbirine gönderdikleri çıplak fotoğrafları..


Beş yıldır yasak ilişki yaşayan bir kadın ile servis şoförünü uygunsuz durumda gören kadının 10 yaşındaki oğlunun, "anne, seni, babama söyleyeceğim; söylememi istemiyorsan bana sürekli para ver" demesi üzerine, çocuğun şoför tarafından öldürülmesi ve şoförün iddiasına göre annesinin de bu cinayeti biliyor ve hatta azmettirici olması durumu..




...Ve daha neler neler..




Ha gayret; kıyameti yaklaştırıyoruz böylece.. Kıyamet gelse de aramızda "Müslüman" ve hatta "insani değerlere vasıf" hiç kimsenin kalmadığı gün yüzüne çıksa.. Böylece "insanız" diye dolaşmasak etrafta..


Hadi bakalım, boş durmak yok.. Bugünü zararla kapatmak olmaz; bakalım ilk kim tecavüz edecek bana.. Veya kim öldürecek durduk yere.. Hiç olmadı; sokakta gezerken, bir bomba sebebiyle kaç parçaya ayırabileceksiniz acaba..?








Mutluluk Formülü..

Özlememeli kimse kimseyi.. Türküler söylenmemeli, şiirler okunmamalı, Sadri Alışık sevdasını dile getirmemeli..


Herkes sabah uyanmalı, işine gitmeli, robot gibi çalışıp yeniden evine dönmeli.. Kalbe zaman ayırmamalı, söz hakkı vermemeli..




Yarım Kalanlar Mutluluktan Korkarlar..

Ey kendini hep yarım hisseden insanlar..!


Biliyorum, benim gibi bir çok hayaliniz yarım.. Hatta çoğu zaman hayal bile kurmaktan korkuyorsunuz.. Hayatınızda bazı şeyler yolunda gitse, mutlu olmaya başlasanız, "çok kötü bir şey olacak galiba" diyerek mutluluktan bile korkuyorsunuz.. İnsan mutlu olmaktan korkar mı..! Korkuyorsunuz işte :  İncitilmekten, adım atmaktan, umut etmekten, birine karşı bir şeyler hissedip söylemekten korkup, hayalinizi de sevginizi de umudunuzu da hep kendi içinizden yaşıyorsunuz..


Söyleyemediğiniz her söz, atamadığınız her adım, içinizde yaşattığınız her sevgi ve yarım kalan her hayaliniz için sizi o kadar çok seviyorum ki..
 
Bu dünyada da yaşarsınız inşaallah ama eğer bu dünyada nasip değilse, sabredin; ahiret yurdu sizindir inşallah.

Bankasız Günler.. Ev'li Hayat..

Bitti..
Bittiiiii..
Bittiiiiiiiii...


Rabb'im şükürler olsun Sana..
Rabb'im şükürler olsun Sana..
Rabb'im şükürler olsun Sana..


Faiz ödemek, borçlu olma hissi BİTTİİİİİİ..


Rabb'im nasip etti ve 5 sene öncesinden ev kredisini kapattım..
Artık bankaya borcum kalmadı.. Artık gerçekten bir evim olduğunu söyleyebilirim..


Bitti.. Bittiiii..Bittiiiiiiii..
Rabb'im şükürler olsun Sana..
Herkese yardım et böyle..








İnsanlar Ölürken..

Kalbimin başkentinde patlayan bombalar,
masum insanlar,
kaldırımlara uzanmış; 
sessizce ölüyorlar..




Babbaa..

Gerçekte olamadık belki amma
hâyâlimizde öğrettik o kelimeyi Ali Turan'a :
" Babbaa.. "






Futbol Gülümsemesi..

Aylar sonra futbol oynamanın verdiği büyük bir yorgunluk olsa da uzun zaman sonra bu kadar eğlenceli vakit geçirdiğim ve gülümseyebildiğim için mutluyum..


Meğer gülümsemeyi ne kadar da çok özlemişim.. Gülümseten Rabb'e şükürler olsun..




Kaleme Sarılan Yalnızlık..

Oysa tüm günahlarımdan ve mutsuzluğumdan kurtulmak için, içimdeki tüm kötülükleri bertaraf etmek niyetiyle, başımı dizlerine koyup, doya doya ağlayacak ve seninle güzel bir hayata adım atacaktım.. Kim bilir, belki, roman kahramanı gibi bir ismi olacak olan Ali Turan, ağlıyorum diye gelip yanağıma bir öpücük konduracak, "babbaa" diyerek, bu güne kadar en büyük beklentim olan huzurun kapısını aralayacaktı.. Belki sen bana bir türkü söyleyecek veya bir şiir okuyacaktın o ara.. Belki de tam o anda, hamile olduğunu söyleyecektin kulağıma..


...


Ah şu salakça hayallerim.. Her defasında yer ile yeksan olmasına rağmen bitmeyen umutlarım.. Kaleme sığınmak zorunda kalan yalnızlığım.. !








8 Mart..

Kadınlar, erkeklere benzeyince, üstün bir varlıkmış gibi "Helal olsun, erkek gibi kadın" diye övgüler dizilen; erkeklerden biri, kadınlara benzeyince "Ne biçim adamsın lan sen..! Karı gibi adam oldun çıktın!" diye o erkeği hicvederek, "kadın" olmayı aşağılayan bir zihniyetten kurtulacağımız,

cinsiyetlerden değil de insanlıklarımızdan bahsedebileceğimiz,

karşı cinsle birbirimizin cennet anahtarı olduğumuzu fark edebileceğimiz günlerin miladı olur inşaallah bu gün..



Sığıntı..

Sığınmak istiyorsun bazen;
bir fotoğrafa,
bir mesaja
ya da bir çift göze..
 
Bulamayınca bir sığınak; uyuyorsun işte..
 


Yalnızlığımın Pis Kokusu > Mandalina Kolonyası Kokusu..

Mandalina kolonyasını çöpe attım.. Kokusunu artık sevmiyorum.. Kendi yalnızlığımın pis kokusu daha bir güzel geliyor bana..


..........................
Aklımdayken ; ne demişsen, sen de haklısın.. Sen de....








Sevdiğini Söyleyen 'Seni Görmek İstemiyorum'cular..

Güya seni sevdiğini söyleyen ama "Seni görmek istemiyorum" diyen birinin, bir şekilde ileri eşin olacağını düşünsene.. Ne senin sözünü dinler, ne sana saygısı olur, ne de seni adam yerine koyar.. Seni şimdiden adam yerine koymayan ve haddini bildiren birinin, ileride ağzının içine tükürmesine şaşırmaya hakkın olmamalı..


Demem o ki; şuan yaşadıklarından dolayı üzüntülüsün ama ben hiç şaşırmadım.. Böyle olacağı belliydi ve sen, böyle olacağını bile bile uzak durmak istemedin.. Haliyle yaşadığın tüm bu hâyâl kırıklıklarını, üzülmeyi, hercümerc olmayı hakettin.. ! Bu yüzden sus ve zırıldanmayı kes.. !


................................................
Murt'umun bir kızı oldu.. Ve böylelikle ben, Derin'in amcası oldum.. Böyle bir güzelliği bizlere yaşatan Rabb'e şükürler olsun..

İhtiyaç..

Bugün, öyle çok özlemiştim ki seni ve öyle çok kalben ve bedenen ihtiyacım vardı ki sana; bırak seni görmeyi, sesini bile duymak yetecekti belki..


               ...Ama yine yoksun yanımda.. Alıştırdın yokluğuna.. Benden çok uzaklarda; mutlusundur inşaallah..








Unutturdun..



Sesin nasıldı..?
Ya yüzün, gözlerin, ellerin..?
Nasıl bakıyordun bana..?
Tutuyor muydun ellerimden..?
Bana kıyafetlerini gösteriyor, gelecekten bahsediyor muydun..?
Benimle otobüse bindin mi, bana küstün mü, çok konuştun mu, hiç anlamadığım şeylerden bahsettin mi..? 
Her şeyi geçtim : Kitap okudun mu bana veya çay içtin mi benimle..?


Hatırlamıyorum hiç birini.. Kimdin neydin, neciydin ve gerçekten var mıydın sen..?




Satılık Hâyâller..



Hâyâller satılabilseydi keşke.. Tüm hâyâllerimi teker teker satar, kurtulurdum.. Sanırım ancak o zaman huzurlu olurdum..








Kaldırım Üzerinde 20 Liraya Mutluluk Satışı..







Kadıköy'de, kaldırımın üzerinde, 20 Liraya satılıyordu bu oyuncaklar.. Birçok kişi, sevdiklerine satın alıyordu.. Ben, almadım, alamadım.. Verebileceğim kimse yok.. Son söylediğim türkü de yarım kaldığından olsa gerek; mutlu etmek istediğim kimse kalmadı..

...Ama şu var : İnsanlar, sevdiği insanlara bu oyuncaklardan alıyor ve o insanları, bu oyuncaklar sayesinde mutlu edebiliyorlar..



Kaldırımın üzerinde, 20 liraya satılan oyuncaklar, insanları mutlu edebiliyorsa, öyle çok uzaklardaymış gibi düşünmeye gerek yok aslında; mutluluk, Kadıköy'de, kaldırımın üstünde, 20 liraya satılıyor..




Mış'lı Miş'li..

Hadi birbirimize, yalnız değilmişiz, mutluymuşuz, hayatımızdaki her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranalım.. Sonuçta en iyi biz biliriz "mış'lı miş'li" davranmayı.. Her birimizde birer maske; yaşamadığımız bir hayatı yaşıyormuşuz gibi davranmaya programlanmışız..

 ...............

Biliyor musun, bugün, çok eğlenceli, çok komik, harika bir gün yaşadım.. Öyle uzaktan bana bakarak, "vah vahh" diyorsun ama ben çok eğlenceli, dört başı mamur bir hayat yaşıyorum.. Gerçekten öyle..
Sahiden ya..
İnan bana..
Öyle bakma..




Dimyat'ın Pirincinin Evdeki Bulgurdan Etmesi Sebebiyle Taş Devrine Dönen İnsanoğlu..

Sevgili atalarım, yememiş, içmemiş, sanki "İleride <Çocuk> diye biri dünyaya gelecek, onun neler yaşayacağı şimdiden belli; onun hayatı için birkaç söz uyduralım.." diyerek benim için sözler ve deyimler uydurmuşlar.. Bunlardan biri de "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" durumudur ki; bu durum, tamamen benim şuan yaşadığım durumdur..


Bilen bilir; cimri=pinti biri olduğum kadar, haris=açgözlü biriyimdir.. İhtiyacım olan şeye para vermemek için kılı kırk yarar,  ihtiyacım olmayan şeye beleş bir şekilde sahip olmak için de açgözlülük yaparım..


Şahsıma ait bir adet 'akıllı' telefon bulunmakta idi.. Benim telefon 'akıllı' olmaktan çok 'tembel' özelliğini taşıyordu.. Bir uygulamaya bastıktan ancak birkaç dakika sonra o uygulamayı açıyor, bazen donup kalıyordu.. Aylardır yeni bir telefona ihtiyacım olduğu aşikardı ama parama kıyamıyordum.. Ailemin geri kalanı benim taşıdığım kötü özellikleri taşımadığından, ablalarımdan biri kendine yeni bir telefon alınca, onun eski telefonu da bana kaldı..


Ablam için eski, benim için yeni olan telefonda birkaç sorun olunca, akşamın bir saatinde, nöbetçi telefon tamircisi bularak, telefonun yazılımını güncelleştirip, kırılmaz bir cam taktırdıktan sonra 65 TL fiyat için pazarlık masasına oturdum ve nihayetinde 50 TL vererek yeni bir telefona sahip olmanın mutluluğunu yaşayarak eve geldim..


Çocukken, alınan yeni ayakkabılarıyla uyuyan bir nesil olduğumuzdan olsa gerek, sürekli sırıtır bir vaziyette telefonumla yatağa girdim.. Öyle güzel bir durumdu ki : Telefonun hangi uygulamasına girmek istesem, hiç beklemeden, direkt uygulamaya giriyor, telefonun büyük ekranında internette dolaşmanın mutluluğunu yaşıyordum.. Artık yeni bir telefonumun olduğunu düşündüğümden, eski telefonuma 'tü kaka' yaparak, odamın bir köşesine attım.. Eski telefonumu, tamamen gözden çıkarmayı planladığımdan, içindeki e-posta ve diğer bilgilerim bir başkasının eline geçmesin diye telefondaki birçok uygulamayı sildim..


Yeni telefonumla mutluluk planları yapıyor; pembe panjurlu bir ev, evin önünde bir araba, huzurun bol olduğu bir yuva hayali kuruyor, yeni telefonuma atiden bahsediyordum.. Telefonumla sohbet ederken, saat 1'e doğru bir arkadaşım aradı.. Yeni ve harika telefonum sayesinde, arkadaşımla birkaç dakikalık kısa bir sohbetten sonra "iyi geceler" dileyip görüşmeyi sonlandırdık.. Ama ne olduysa telefon birden kapandı.. Yeniden açmak için düğmesine bastığımda, ekranda, "Samsung Note II" yazısı belirdi.. Ben, bu yazıyı gördükten sonra içimden, "Tamam, şimdi açılır.." diye düşünüyordum ki; uzun uzun bekledikten sonra o yazının sabit kaldığını ve telefonun bir türlü faaliyete geçmediğini gördüm.. Yaklaşık yarım saat kadar "aç-kapa" yaptım, parçalarını sökerek tekrar taktım, her Türk insanı gibi telefonun sağına-soluna birkaç tokat attım ama bir işe yaramadığını görünce, ertesi gün de işe gideceğimin aklına gelmesi münasebetiyle uyumaya karar verdim..


Rabb, nasip edip de yeniden uyandıktan sonra birkaç kere daha "aç-kapa" yaptım ama hep aynı yazının ekranda kaldığını ve telefonun bir türlü faaliyete geçmediğini görünce, telefonumu yanıma alarak işe gittim.. Öğlen saatinde, akşam telefonuma güncelleme yapan, nöbetçi telefon tamircisine giderek, telefonun durumunu anlattım.. Tamirci arkadaş, 'ana kartın bozulduğunu, yenilenmesi gerektiğini' söyledikten sonra epeyce bir para isteyince, "Belki garanti süresi dolmamıştır" mantığıyla yeniden eve gelip garanti kağıtlarına baktım.. Garanti süresinin aylar önce dolduğunu görünce, Samsung'un teknik servisine telefonumu gönderdim.. Teknik servis, ana kartın değişmesi gerektiğini söyleyip 620 TL gibi bir fiyat isteyince, üzerine az daha para katarak  3 katlı bir ev alabileceğimi düşünüp telefonu tamir ettirmekten vazgeçtim.. Böylece benim yeni telefon hayallerim suya düşmüş oldu.. Yeni telefonun mutluluğu da ancak birkaç saat sürdü..


Hayat öyle güzel ki; mutlulukta hüzün, hüzünlerde mutluluk saklı.. Hayat, her an, her duyguyu yaşatarak, senin kanlı-canlı bir insan olduğunu hatırlatıyor ve hayatın, iki zıt duygu içinde idame edilmesi gerektiğini, biri varken diğerinin unutulmaması gerektiğini vurguluyor.. Sanırım, kendini bilen insanlar, bu sebeple, herhangi bir olay karşısında çok mutlu olmaz veya çok büyük yeise kapılmazlar.. Her an farklı bir duygunun gelip kalbimize yerleşeceğini bilirler..


Her neyse.. Yeni telefon, benim için Dimyat'a pirince gitmekti..  Gel gelelim, evdeki bulgurdan olma durumuma...


Yeni telefonumun mutluluğu birkaç saat sürdükten ve yeni telefonumu artık kullanmamın imkanı olmadığını üzülerek öğrendikten sonra, yeniden kullanmak için 'akıllı' olduğu söylenen ama pek akıllı olduğunu düşünmediğim, tembel olduğu konusunda emin olduğum eski telefonuma yöneldim.. Eski telefonumu yeniden kullanmak için telefonumdan sildiğim uygulamaları, telefona yüklemek istedim.. İstedim ama sadece istemekle kaldım; uygulamalar bir türlü yüklenmedi.. Çeşitli araştırmalarım sonucu, uygulamaların yüklenmesi için yazılım güncellemesi yapılması gerektiğini öğrendim ama bu telefonu da tamamen kaybetmek istemediğimden, yazılım güncellemesi yaptırmadım.. Şuan telefonu kullanıyorum ama sadece telefonla görüşmek ve mesajlaşmak için kullanıyorum.. İnternete giremiyor, uygulamaların hiçbirinden faydalanamıyorum.. Telefon güya 'akıllı' ama cep telefonunun ilk icadındaki özelliklere sahip bir modda çalışma hayatına devam ediyor..  


Dimyat'a pirince gittim; pirinci çuval ile getirirken, çuvalın altının delik olması münasebetiyle tüm pirinci yolda kaybettim.. Hiç değilse evdeki bulgurdan, güzel bir pilav yapayım derken; evdeki bulgurun da benim tedbirsizliğim yüzünden kaybolduğunu görmüş oldum.. Pirinç pilavı ve bulgur pilavından vazgeçerek, diyet yapmaya karar verdim.. Şuan için taş devrindeki ilk insanların yedikleriyle, hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum..


Bakalım ne olacak.. Şöyle kaliteli, jet hızında bir telefon almak istiyorum ama parama kıyamıyorum.. Havadan para gelmesini bekliyorum.. Sevişmekten az anlasam, kadınları yatakta mutlu  edebilen biri olsam, 20 saniye içinde boşalmasam, jigololuk yapacağım ama 20 saniyede boşalarak bir daha 'iş' yapamayan erkeğin biri olduğumdan, jigololuk yapamayacağımı, yapmaya kalksam bile para almak yerine, 20 saniyede boşalan jigolo olmaz mantığıyla üstüne tazminat verebileceğimi düşünmekteyim.. Haliyle jigololuk ile para kazanamayacağım muhakkak.. Beni sevdiğini söyleyen insanların, bana iyi bir telefon hediye etmesini bekler, hatta "madem seviyorlar, bana telefon almak zorundalar" mantığıyla onların üzerine giderdim ama zatımı gerçek anlamda seven bir Allah kulu bulunmadığından, birinin bana telefon hediye etmesinin de imkansız olduğunu düşünmekteyim.. İyisi mi; teknolojinin nimetlerini bir köşeye bırakayım ve telefonum ile sadece görüşme ve mesajlaşma faaliyetlerini yürüteyim..


Eee.. Hayat böyle işte.. Hayat, Dimyat'ın pirinci ile pilav yiyemeyen, "Hiç değilse evdeki bulgurdan pilav yiyeyim.." diye düşünürken, bulgurdan da olan biri olarak taş devrinden kalma kayayı yemeye razı ediyor insanı... Bir şeyler umduruyor ama başka şeyler bulduruyor.. Bu sebeple hayat, sürprizleri ile kendine hayran bırakıyor..