Türkü Söyleyen Kadın..

Çok büyük bir istek gibi gelmiyor bana ama olmadığına göre büyük bir istek benimkisi demek ki..

İşten geleyim, yemek yiyelim, ibadetimizi edelim, televizyon karşısında meyve veya kuruyemiş yiyelim.. 

Türkü söylesin bana.. Ve ömrüm boyunca hep istediğim ama yapamayacağım şey olan bağlama çalsın bana.. 

Bacaklarına başınızı koyduğunuz kadının size türkü söylemesi, mırıldanarak ona eşlik etmeniz, o mutfakta iken şarkı seslerinin gelmesi; o evin mutlu olduğunun göstergesi değil de nedir ki..!

Şimdi mutsuz tüm kadınlar.. Bağlama çalmayı bilmiyor, türkü söylemiyor, evde durduk yere göbek atmıyorlar.. Hep ağlıyor, hep ağlatıyorlar.. 

Türkü söyleyen, bağlama çalan, ezbere birkaç şiir bilen kaç kadın kaldı yeryüzünde..? 



Bir Ondan Bahset Bir Bundan..

Beylikdüzü Marmarapark alışveriş merkezindeyim.. Tavuk Dünyası'nda Bi'köri menü yiyorum..

             Biliyor musunuz,  benim ne işim var burada..?

İlk kurulduğunda güzel bir lokantaydı.. Şimdi nedense çok bekletiyorlar ve ilk zamanlar ki lezzeti bir türlü alamıyorum..

           Niye yalnızım sahi, her yere neden yalnız gitmek zorunda kalıyorum..?

Alışveriş merkezi kalabalık.. İnsanlar yürüyor, konuşuyor ve hatta kahkaha atıyor.. 

           Esasında bazen arkadaşlarım oluyor ama bir türlü iletişimi ilerletip de o istediğim zevki alamıyorum..

Alışveriş merkezinin önünde, banklarda oturanlar sigara içiyorlar.. Tiksindirici bir koku var sokakta..

            Yoksa bu yalnızlık alnıma yazılmış bir yazı mı..? Son nefesimi verene kadar benim peşimi hiç bırakmayacak mı..?

İçeride saatçiye giriyorum.. Siyah kordunlu bir saat beğeniyorum.. Ama o kadar pahalı ki..! Bu iki ay içinde, dört maaş dönemi harcama yaptım, bu saate verecek param yok.. Hoş olsa bile bir saate 500 lira vermem.. 

           Ben çok sıkıldım yalnız olmaktan.. Yalnız olmamın tek sebebi olan karakterimden sıkıldım.. En son bir dost meclisinde ne zaman kahkaha attım..? Kahkahayı geçtim, ne zaman gülümsedim..?

Saat alamadım madem, çay içip bir tatlı yiyeyim diyorum.. Offf sus be adam..Sus..! Geberdin yemek içmekten.. Pantolonlara sığamaz, rahatça hareket edemez oldun.. Son 45 lira ile nasıl geçineceksin günlerce.. Zıkkım ye.. Otur oturduğun yerde.. 

             Kimseyi suçlamıyorum asla.. Tüm suç benim inanın.. Bu halde olmamın, uzaktan,elinden tuttuğu erkeğin yanağından öpen kızı görünce kıskanıp daha çok kendimi yalnız hissetmemin sorumlusu tamamen benim..



         

Zamana Uymak..

İnsanoğlu çok bencil.. Asırlar önce bırakıyoruz bazı şeyleri ve bazı kişileri bir yerde; asırlar sonra aynı şeyleri ve aynı kişileri bıraktığımız gibi bulmayı bekliyoruz.. Benciliz ve bencilce şeyler istiyoruz..

Oysa zaman akıyor, hayat değişiyor, bırakılan herkes, yerinden ayrılıyor..

Bencilliği bırakıp zamana uymak, hayatın akışında savrulmak gerekiyor..

Ee o zaman biz de uyalım zamana..



Gizli Özne..

Erkeğin kurduğu her cümlede, gizli özne sadece kadındır..



Hâyâller Türk Filmi, Gerçekler Yarım Kalan Çay Bardağı..

Madem tüm masallar doğruydu, madem mutlu sonla bitiyor her hikâye; bizim yaşadıklarımız ne öyleyse..?

Gözümün içine baka baka, o kadın, o cümleyi nasıl kurdu bana..? Hiç değilse çayımın bitmesini bekleyemez miydi..?



Heves..




Çamaşır..

Oldum ben oldum..
Hayatımda ilk kez çamaşır yıkadım..



Kendimden Harcıyorum..

Çok dengesiz harcamalarım olmaya başladı.. Para yetiştiremez oldum birçok yere..

İnsanlar aç, dünya yoksul, bırakın ekmeği suya bile hasret milyonlar var.. Ben kendi zevkim için harcadıkça harcıyor, kazandığımdan daha fazlasını hebâ ediyorum.. "İnsanlığa bir faydam olur" diye çıktığım bir yolda, kendime bile faydam olmadan yaşıyorum..

Kurtuluşum yok mu artık benim..? <Çocuk> ruhumu özledim..

Mutsuz Olamazsın..

Kahvaltı masasında, biri ekmeğinize yağ sürüp, yağlı ekmeğin üstüne bal veya reçel koyuyor, ısırın diye ağzınıza getiriyorsa; sizin mutsuz olmaya hakkınız yok bence..


Sığıntı Tatili Bitti..

Ve sığıntı tatili bitti..
Şehr-i İstanbul'a dönüş yoluna girildi.. 
Yaklaşık 3 hafta denize girmesi güzel, diğer birçok konuda sıkıntılı bir tatildi.. 
"37 yaşında aile ile beraber tatil" düşüncesi, sahiden çok can sıkıcı..
Neyse.. Şükür Rabb'e..

Sabah Hâyâli..

Şimdi beraber uyanmak vardı.. O güzel yüzüne bakıp da güne başlamak, yüzünü, burnunu, dudağını öpmek vardı.. Yatakta uzun uzun oynaşmak, bedenlerimizi keşfetmek, zevkin doruklarına çıkmak vardı.. Sonra beraber duş almak, kahvaltı yapmak vardı.. Ben banyodan çıkana kadar iki yumurta kırsan bana, tomurcuklu çay, beyaz peynir, zeytin, bal, kaşar masada hazır halde beklesen beni.. Gülümsesen bana.. Ara ara yüzüme, o güzel, narin, ince ellerinle dokunsan; biliyorum yapmazsın ama gülümseyerek sevdiğini söylesen bana...

Çok şey mi istiyorum be kadın, sahiden çok şey mi ya..?



Kız Çocuğu..

Yok yok..
Benim çok çabuk kız çocuğu babası olmam gerekiyor..



Sevilmek Nasıl Bir His Acaba..?



Hasret Giderme Rüyalara Kaldı..

Yine çok özlemişim..
Rüyama girdi..

Onu görünce ağlamaya başladım.. İçimden "Bir daha ölürse, alıştım, bu kadar üzülmem" diye düşünüyorum.. "Sana türkü söyleyeyim" mi diyor, yoksa annem mi  ona "Türkü söyle" diyor hatırlamıyorum.. Ardahan'da evimizden çarşıya giden yolda iki mısralı veya iki kelimeli Kürtçe bir türkü söylüyor.. Yoldayken, içimden, O'nu, annemden daha çok sevdiğimi düşünüyorum.. Sonra uyandım.. Türküyü unutmamak için tekrar ettim..

İlerleyen saatlerde yine uyandım.. O söylediği türküyü unutmamak için yine tekrar ettim.. Sabah uyandığımda, ne yazık ki, o türküyü unutmuşum.. Tüm gün, unuttuğum için kendime sitem ettim.. Neden bir yere yazmadım diye dövündüm.. Tüm gün düşündüm, bir türlü aklıma gelmiyor..

Yav ben babamı cidden çok özledim.. ! Ama cidden çok çok çok özledim..

Rabb'im n'olur, n'olur, n'olur tüm ölmüşlerle birlikte babamın günahlarını affet, eksikliklerini tamam et, kusurlarını bağışla ve bizi cennette kavuştur..



Gömeç Karaağaç'ta Tatil..

Nasıl yoksun yaa, nasıl..?
Şu kahrolası harika manzaralı balkonda, beraber çay içemeyeceksek, içine tüküreyim böyle yaşantının..



Uçuklu Kedicik..

Denizde nasıl bir pislik varsa artık dudağımda yine uçuk çıktı..

Yaklaşık 90 kiloluk öküz gibi görünen bir vücudun altında ne kadar hassas bir kedicik olduğunu bir kez daha görmüş oldum..

Goril görünümlü, hassas, narin, kırılgan kedicik..



Hayat Denilen Şey, Yalnızlıktır Aslında..

Dünyada yapayalnız yaşıyoruz farkında mısınız..? Belki biraz aileniz yanınızda oluyor ama genel olarak yalnız doğuyor, yalnız yaşıyor, yalnız ölüp gidiyoruz..

 Sizinle ilgili kurulan her söz, her eylem, her cümle gelip geçici.. Tek başımıza soluk alıyor, tek başımıza hastalanıyor, tek başımıza deniz kenarında hayatı düşünüyor, tek başımıza ölüp gidiyoruz..

Varlığımız, kimsenin umrunda bile değil aslında.. Koskoca galakside, bir toz tanesi bile değiliz.. Beklentilerimiz, hâyâllerimiz var ama ruhumuz yapayalnız bizim.. Haliyle beklentiler de, hâyâller de yalnızlığın bir oyunu bize.. Yalnızlık, bizi ayakta tutmak için ara ara hâyâller kurduruyor, sonra da şiddetli bir tokatla hakikati hatırlatıyor..

Dikkat edin; en iyi türküler, en iyi filmler, en iyi şiirler, hep yalnızlık üzerine olanlar.. Bize bizi anlatıp, yerimizi ve esasında ne kadar yalnız olduğumuzu hatırlattığı için seviyoruz onları..

Yaptığımız işler, hayatımıza giren tüm insanlar, yalnızlığı unutmak için aslında.. Oysa ne kadar çalısırsan çalış, hayatına kimi alırsan al; unutamıyorsun yalnızlığını..

Yalnız geldin,
yalnız yaşadın,
yalnız ölüyorsun..



Parazit Hayatı..

Kişiliksiz, sığıntı bir hayat yaşıyor gibiyim..

Başkaları tatile gidiyor, onlarla gidiyorum..
Başkaları alışveriş yapıyor, onlarla yapıyorum..
Başkaları sohbet ediyor, gülümsüyor, onlara eşlik ediyorum..

Parazit hayatı dedikleri bu olsa gerek.. Kendime ait bir hayatım yok; başkalarının hayatına ayak uyduruyorum..

Son Nefese Kaç Nefes Kaldı..?

Hayattan çok sıkıldım..



Kürkçü Dükkânı..

Yerim belli, yurdum belli..
Dönüp, dolaşıp, geleceğim yer belli..
Kendime bu eziyeti niye ediyorum ki..!

Tuhaf Hisler..

"Bakmıyorum" dersem, yalan söylemiş olurum; gözüm arıyor vallahi.. 

"Acaba.." deyip, sağa-sola çaktırmadan bakıyorum.. Görmeyince "böylesi en doğrusu" deyip hem seviniyor, hem "hayırlısı" deyip hâyâl kırıklığı yaşıyorum.. 



Anne Rahmindeki Ceninim..

Anne rahmindeki 10 hafta, 4 günlük cenin gibiyim..

Haberin ilk alınması ile herkese mutluluk veren, güzel hâyâller kurmalarına vesile olan biriyim..

Derken 10 hafta 4 gün sonra bir gece yarısı, anne rahminden akan kan pıhtısı ile sıkıntı vermeye başlıyorum..

Alelacele doktora götürülünce, kalp atışlarımın durduğu ve rahimden alınmam gerektiğini öğreniyorum..

Mutluluk ile başlayan serüvenim, 10 hafta 4 gün sonra, anneye zarar vermemek için vücuttan atılması gereken bir hüzün kaynağı olarak son buluyor..

Anne rahmindeki 10 hafta 4 günlük bir ceninim; bir zamanlar etrafıma mutluluk dağıtırken, şimdi herkes için hüzün sebebiyim..


Bayram

Bir ramazan bayramına daha kavuşturan Rabb'e, sonsuz hamd-ü senâlar olsun..

Dilerim bu bayram sebebiyle günahkâr hiç bir kul kalmasın..

Rüyalar Zora Sokuyor..

Millet, ramazanın son günlerinde, güzel ve hayırlı rüyalar görür; ben, nasıl rüyalar görüyorsam, her sabah kalkıp, gusl etmek zorunda kalıyorum.. Hayret ya.. ! Hâlbuki cidden çok da uslu duruyorum, aklıma fena bir şey getirmiyorum, niye böyle oluyor ki..?





Namaz Kılıyor Gibi Görünen Asi..

Derler ki; "Namaza başlayınca Araplar kaşınmaya, Türkler düşünmeye başlar.."

Teravih için camiiye gittiğimizde ;
4 rekât yatsının ilk sünneti,
4 rekât yatsının farzı,
2 rekât yatsının son sünneti,
20 rekât teravih namazı,
3 rekât vitir namazı olmak üzere 33 rekât namaz kılıyoruz.. Bu 33 rekâtı toplam 1 saatte anca kılıyoruz..

"Kılıyoruz" diyorum ama sahiden namaz kılıyor muyuz, Allah bilsin.. Daha "Allah"û Ekber" der demez düşünceler sarıyor bizi.. Normal zamanda hiç akla gelmeyen şeyler, bir anda akla geliveriyor.. Namaz mı kılıyoruz, sadece eğilip kalkıp spor mu yapıyoruz, namaz kılıyor taklidi mi yapıyoruz, Allah bilsin..

Derler ki; münafıkların 3 alâmeti vardır: Yalan söylerler, sözünde durmazlar, emanete hîyanet ederler.. Bu 3 alâmet de bizde olduğundan, üstelik ibadetleri de gösteriş için yaptığımızdan, "Acaba münafık mıyım?" diye şüpheye düşmüyorum değil..

Hani namazda, Araplar kaşınır, Türkler düşünür, dedim ya; bugün daha namaza başlar başlamaz düşünce sardı ruhumu.. "Şu hayatta hiçbir istediğim şey olmadı.." diye düşündükten sonra küçüklükten beri istediğim ama elde edemediğim şeyleri tek tek aklıma getirdim.. Gören namaz kılıyor sanır ama içten içe isteyip de sahip olamadığım şeyler için sitem ediyordum.. Durumum işte bu kadar vahim benim; Allah affetsin..

Ne kadar asi, ne kadar vicdansız olduysam artık, namaz sonunda, "Allah'ım istediğim hiçbir şeyi vermedin, kendim için artık bir şey istemiyorum..." dedikten sonra başkaları için bir şeyler istedim..

Namaz kılarken günaha nasıl girilir, canlı şahidi ve örneğiyim..

Belki çok daha iyileri oluyordur da ben bilmiyorumdur ama istediğim hiçbir şey olmuyor be Rabb'im.. Affet beni..




Beren Geldi..

Tam da ihtiyacım olan bir zamanda geldin..
Ardahan şivesiyle "canın yiyem senin.."

Sıradan Bir Hayata Heves..

Bu hayatta, bir şeylere heves edip, her defasında hevesimin yarım ve kursağımda kalmasından bıktım ya..

Hâle bak; sıradan insanların yaşadığı şeyleri yaşamaya hasret duyarak bir ömür geçiriyorum..

Baban Kadar Bonkör Ol..

Tutumlu olduğumu bilirdi.. Benimle alay etmek için "Neredeee... Allah etmesin ki, sen baban kadar bonkör olasın..." der, gülerdi babam..

Bugün, teravihte iken, "Birilerine iftar yaptırmalıyım" gibi bir düşünce sarınca içimi, aklıma geldi babamın bu sözü.. Bilmem kaçıncı rekatta, herkes rukûya, secdeye varırken, ben tebessüm ediyordum içten içe..

Yine çok haklıydı.. Ben, onun kadar eli açık biri asla olamayacağım..



Bir Ramazan Daha..

Bir ramazan ayına daha kavuşturan Rabb'e sonsuz hamd-ü senâlar olsun..

Sonu bir türlü gelmeyen günahlardan kurtulup, Rabb'in sonsuz af ve mağfiretine mazhar oluruz inşaallah..

Hayırlı ramazanlar.. Dualarda buluşmak dileğiyle inşaallah..


Şirinevler'de Kıskançlık..

Şirinevler'deyim..
Dakikalardır, metrobüse çıkan merdivenlerin oradaki bankta oturmuşum..
"Oturmuşum" diyorum çünkü ne zaman oturduğumu tam olarak bilmiyorum..
Hava güzel..
Yanımdan onlarca insan geçiyor..
Ben, dikkat etmeden, anlamsız gözlerle o insanlara bakıyorum..
Koşturarak yürüyorlar..
Herkes ne kadar da mutlu..
Kahkaha sesleri yankılanıyor meydanda..
Ben açım..
Çok açım hem de..
Canım kokoreç veya kelle paça çorbası veya her ikisini birden çekiyor..
O asık suratlı insanlara ne oldu da herkes bu kadar mutlu..?
Ben çok mutsuzum..
Ben çok yalnızım..
Mutlu insanları kıskanıyorum..


Baş Ağrısı..

Baş ağrısına ne iyi geliyor arkadaş ya..! İki gündür geçmedi de geçmedi.. 



Televizyondan Yaşlanmaya..

Son dönemde, en çok izlediğim televizyon kanalları :

TLC,
LİFETİME,
DMAX,
TRT BELGESEL..

Zamanında +18 filmlerden gözünü alamayan adam, ne hâle geldi be.. Yaşlandım ben, yaşlandım.. 

Zaten 1 haftadır, kendimi iyice çirkin bulmaya başladım.. Saç ve sakalda beyazlıklar arttı, alnımdaki çizgiler kalınlaştı, giyindiğim tüm giysiler, ya büyük ya küçük olmaya başladı.. Biçimsiz vücudum iyice biçimsiz oldu.. Sürekli uyku hâli de cabası.. Geceler boyu oturan ben, en geç akşam 11'de oturduğum yerde uyuklar oldum.. 



Neden..?

Neden sevgiler hep karşılıksız da sevenler hep çile çekmek zorunda kalıyor ki..?



Sene-i Devriye

1 sene oldu.. Tam 1 sene..

1 sene önce, bugün, bu saatlerde, dünyadaki en zavallı ve çaresiz insan bendim..

Hâlâ alışabilmiş değilim.. Hâlâ sanki başka bir yerdeymiş gibi.. Sanki o çok sevdiği memleketteki evimizde bekliyor.. Memlekete gidiyorum; bu defa da sanki İstanbul'daki evdeymiş gibi..

Ara ara düşünüyorum toprağın altında olduğunu da hâlâ hiç konduramıyorum.. Hâlâ videolarına ve fotoğraflarına pek bakamadığımdan, sanki yavaş yavaş sesini unutuyor gibiyim.. Öyle tuhaf, öyle büyük bir boşluk ki.. Hayatımın ve kalbimin o denli büyük bir yerini kaplıyordu ki; ne yaparsam yapayım, eksik bir şeyler varmış gibi..

Sesini, yüzünü, konuşmasını, davranışlarını, mimiklerini unutsam ne olacak bilmiyorum ama içimde her geçen gün büyüyen sonsuz bir özlem hissi var.. Bir türlü tamamlanmayan, eksik bir yanım oldu babam..

.......................
+ El-Fatiha

Havalardan Mıdır..?

Bir durgunluk..
Bir kırgınlık..
Bir herkesten bezmişlik..
Bir mutsuzluk..
Bir karamsarlık..
Bir hüzün..
Bir yalnızlık..

Tuhaf günler işte..
Havalardan mıdır yoksa..?

Başkent..

Kudüs, İsrail'in değil, Miraç'ın başkentidir..



Türkiye'de Müslüman Olmak..

Türkiye'de bir kaç tane Müslüman var; onlara da ya "ateist" diyoruz, ya "deli"..

Öldürmeden Önce Konuşmak..

Yaa bu filmlerde, birini öldürmek üzere iken neden çok konuşuyorlar..? Anlatıyorlar da anlatıyorlar.. Arkadaş bir susun da işinizi yapın ya..



Uyku Hâli..

Televizyon karşısına geçip, battaniyenin altına girmiyor muyum; gözlerimi asla açık tutamıyorum.. Böyle bir pozisyonda uyumak o kadar zevkli ve huzur verici ki..



Furkan Kocaman..

Fırat Yılmaz Çakıroğlu'ndan sonra şimdi bir de Furkan Kocaman..

Birer ikişer toprağa düşse de yiğitler,
yenileri gelir, "vatana can feda" derler..
İzmir'de Fıratlar, Polonya'da Furkanlar bitmezler..

...............................................
El Fatiha

O Sebeple Yapamıyorum..

Kollarım kısa ve bilekten L şeklinde.. Üstelik her iki elimde de başparmaklar yok..

(Başlıktaki cümle için yaptım bu açıklamayı)


Değişen Hiçbir Şey Yok..

... Sonra bir gün, bir düğünde gördüm onu.. Evlenmiş, kendine çok benzeyen bir kız çocuğu olmuş.. Kızı, masanın üzerinde oynuyor, kendisi ve yanındakiler gülümseyerek alkışlıyorlardı..

Biraz kilo almıştı ama gülümseyince, o çekik gözleri yine yüzünde kayboluyor, dişleri yine eskisi gibi etrafını aydınlatıyordu.. Yıllar önce gömülmek istediğim, dudağıyla yanağını birleştiren o çukur, tüm ihtişamı ve güzelliği ile karşımda duruyordu.. Aradan yıllar geçmesine rağmen gülümsemesi yine çok güzel, bana hissettirdikleri yine hâyâl gibiydi.. O'nu görmek ne güzel, hissettirdiklerini anımsamak ne özeldi; yoksa özlemek, hiç unutamamak böyle bir şey miydi..?

...Merak ediyorsanız eğer, evet o da beni gördü.. Tıpkı yıllar önce olduğu gibi yine hiç önemsemedi..



Parasız Pahalılık..

Artık her şey çok mu pahalı, yoksa benim param mı bitti..?



35 Yaşında 7 Çocuk..

Annemle oturmuş, "bir erkeğin 3 kadını "evleneceğiz" deyip dolandırdığı, ikisinden de çocuk yaptığı" konulu Esra Erol'un programını izlerken, bizimki dile geldi.. :

- Çonoo...

- Efendim anacuğumm..

- Bi'şe soracağım sana.

- Hayrolsun inşaallah.. Buyur sor..

- Seni doğurduğumda, ben kaç yaşındaydım?

- O nerden çıktı şimdi..?

- Sen hesapla hele.

- Hmm..Doğum tarihin 1946 olduğuna göre 35-36 yaşında beni doğurmuşsun..

- Sen kaç yaşında oldun şimdi?

- Anne hayırdır, n'oluyor..? Nerden çıktı bu konu..? Ben şimdi 37 yaşındayım..

- Ben, seni doğurduğumda, senden 2 yaş küçük mü oluyorum yani?

- Evet, şimdiki yaşımdan 1,5 - 2 yaş küçük olmuş oluyorsun..

- Heee demek ki, senden 2 yaş küçükken, 7 çocuk doğurmuşum ben.. 35 yaşında 7 çocuk yapmışım, sen hâlâ bekârsın ! Ne zaman evleneceksin, ne zaman çocuk yapacaksın, ne zaman baba olacaksın oğlum sen? Sana da yazık, bize de yazık. Yeter artık, n'olur evlen oğlum ya!

- Yav anne, yemedin içmedin sen bunu mu düşündün, bunun plânını yapıp bana laf sokmak için fırsat mı kolladın..? Helâl valla.. Ben evlenmek istesem n'olacak, kızlar da sıraya girmişti, benimle evlenmek için zaten... Kim ne yapsın beni ya..?

- He he.. Sen birini istedin mi ki? Akşama kadar yanımda oturuyorsun. Git, gez, biriyle tanış da kolundan tut getir. Ölmeden senin de çocuğunu seveyim, bize de yazık...

- Neyse anne, hele dur televizyon seyredelim..

- İşine gelmeyince de böyle kaç sen...



Uyandırılmak..

Hani bazen uyanırsın da rüya mı görüyorsun, yoksa gerçek mi bilemezsin ya; dün tam da öyle bir ân yaşadım.. Gerçek olamayacak kadar güzel bir şekilde uyandım.. Öyle bir uyandırılışım, gözümü açtığımda öyle bir manzara ile karşılaşmışlığım var ki; daha önce hiç bu kadar güzel uyandığımı hatırlamıyorum..

Dünden beri çok mutluyum ya; her ân bir yerden darbe gelecek beklentisi içindeyim.. Bakalım ilk darbeyi ne zaman, nereden ve kim tarafından yiyeceğim..? Şiddetini bilmesem de yiyeceğim darbe muhakkak; buna eminim.. Ancak ne olursa olsun, uyandırılmam ve uyandırıldıktan sonra karşılaştığım manzara, hep mutlu edecek beni..



Kız Kulesi Âşık Olmuş Galata'ya.. Görebiliyor Musun..?

Kız Kulesi'nin, yüzyıllardır süren, Galata Kulesi'ne olan âşkını bilmeden, her gün vapura binip, denizi seyretsen, bir kıtadan diğerine geçsen ne olacak ki..? Sen, o ikisinin âşkını görebiliyor, oradan her geçtikçe ruhunda hissedebiliyor musun, ondan haber ver..

Onlar her gün bakışıyor, günün birinde kavuşmayı hâyâl ediyorlar.. Martılar vasıtasıyla iletişim kuruyor, âşklarını canlı tutuyorlar.. Ben, onları duyuyor, görüyor, Şehr-i İstanbul'u bu sebeple seviyorum..

Otobüste Gözyaşı..

Otobüste iken, hiç tanımadığınız birinin güzelliği kalbinize dokundu da ağlamaya başladığınız oldu mu..?

Benim oldu..



Kova Burcu Erkeği..

Neden aşağılık, karaktersiz bir insan olduğumu nihayet buldum.. Kova burcu erkeğiymişim.. Daha fenası da yükselenim ikizlermiş..

Rabb'im beni bu burçta yarattıysa, esasında benim de pek suçum yok.. 

Bende sevmediğiniz, saçımı-başımı yolmanıza sebep olan tüm özelliklerim, bu kova burcu erkeği olmanın getirisiymiş.. Ancak elimde olmayan bir durum olduğundan, bu halimle bile kabul edin ve sevin lan beni..



Off Pofff..

Anlatılmaz bir durgunluk çöktü üzerime.. Hiçbir şey yapasım yok.. Bilgisayarı uyku moduna aldım, bütün evrakları masanın kenarına dizdim, kafamı masaya koydum, gözlerimi kapatıp, sözlerini bilmediğim bir türkü mırıldanıyorum..

Uyumak bir çözüm aslında, ah bir de uyanmak olmasa..





2500 Liralık Kitap Alan, Çağdaş ve İlericiyiz Biz..

Yılmaz Özdil, muhalif kimliğini kullanıp 2500 liraya kitap satsın; sen hâlâ bana çikolatalı gofret ve çay ısmarlama.. Ayıptır yani...

Çok Özledim Be..

Arkadaşım bağlama çalmış, babası da türkü söylemiş.. 1 dakikalık videoyu, instagramdan izledim de izledim defalarca..

Sonra durduk yere ağlayınca, "Ne oldu, niye ağlıyorsun?" diyorlar.. Ben de bahane üstüne bahane aramak zorunda kalıyorum..

Neyse...

Şimdi duygu dünyamla ilgili onlarca cümle kurardım da, siz anladınız zaten..

Çok özledim be..





Mandalinalı Kek Gibiyim..

Kapı önüne, poşet içinde bırakılmış mandalinalı kek gibiyim..

Tadım güzel diye insanları mutlu ediyorum..

Kapıya kimin tarafından bırakıldığımı bilmiyorum diye tedirgin ediyorum..

Aynı anda mutluluk ve tedirginlik verebiliyorum..





Salacak'tan Üsküdar'a..

Yağmurlu bir İstanbul gününde şahidim,
içli bir türkü söyler gibi bakan gözlerin,
derdini anlatmaya niyetlenmiş ellerin,
sen konuşmaya başlamadan, seni susturan sözlerim...

Biliyorum, bilseydin,
benimle birlikte Salacak sahilinden yürüyerek Üsküdar'a gelmezdin..

Şimdi tıpkı senin gibi benim de içli bir türkü söylüyor gözlerim..

14 Sene Olmuş Paşam..

Eskiden, patik ve atkı örerek beni düşündüğünü, soğuk havalarda ısınmam için aklında olduğumu hissettiren insanlar vardı.. Şimdi utanmasalar; naylon çorabı 20 liradan satacak insanlar doldu etrafıma.. Yaşlandım ya; karizma bitti, patik ve atkı örenler kalmadı.. Hey gidi hey.. 
.........................................
Şimdi yine aklıma geldi; yıllar yıllar evvel, telefonuma "paşam" diye başlayan veya biten mesajlar geliyordu.. Nasıl da seviyordum "paşam" denilmesini.. Ben ne zaman bu kadar yaşlandım, ne zaman o güzellikleri kaçırdım..?
.........................................
2005 yılında e-günlük tutmaya başlamışım.. Rabb, nefes verdi de 2019 yılına girdiğimizi görebildim.. Yani neredeyse 14 senedir yazıyorum; bir türlü bitiremedim, bir türlü kendimi en iyi şekilde ifade edip, söyleyeceklerimi tamamlayamadım.. 14 senedir, zırıldanıp duruyor, bir adım ileriye geçemiyorum.. 14 sene.. Ondört.. ! Hayat, sahiden de göz kırpma mesafesi kadar bir zaman dilimiymiş.. 



Olmadı.. Olmuyor..

Konunun bir önemi yok.. Hayatımdaki hangi konu olursa olsun, "Bu defa oldu galiba.." dediğim ne varsa OLMADI..



Kimim Ben, Kimim..?

Bu ev kimin..?
Bu hayat kimin..?
Bu iş kimin..?
Bu kalp kimin..?
Bu giysiler kimin..?
Bu surat kimin..?
Bu dert kimin..?
Bu mutluluk kimin..?
Bu gözyaşı kimin..?
Bu ruh kimin..?
Bu günah kimin..?
Bu sevap kimin..?

Kimim ben, artık bilmek istiyorum kimim..?

Yeni Yıl..



Geçen sene 2018 yılına girdik; ocak, şubat, mart, nisan...derken aralık geldi : "Ohh be bu aylardan da kurtulduk" derken; hoopp yeniden ocak'a dönüş yaptık.. 12 ileri,12 geri; bu hayat böyle geçmez ki.. Bari hayat döngüsü hep aynı olmasın diye; her senedeki ayların adını değiştirsinler.. 2019 yılındaki ayların isimleri farklı olsun, 2020 yılındakinin farklı.. Hayata biraz yenilik ve renk getirin ya hu..