Yıllık İzin Plânlaması..

Beş günlük yıllık izin, cumartesiler-pazarlar derken; elimize nur topu gibi dokuz günlük tatil doğdu..

Ne yapabilirim, seçeneklerim nedir..?

Bir... Fethiye..
İki... Ankara..
Üç... Ardahan..
Dört... Evde yan gel yat..

Hiç değilse iki gün de olsa, Şehr-i İstanbul'dan ayrılmak istiyorum.. Gel gör ki hem tembellik hem de parasızlık var.. O zaman evde yan gelip yatacak mıyım; ee onu da istemiyorum.. Offff lann ben ne istiyorum..!

Canlar, davet etsenize beni şehrinize.. İki gün misafir edip, gezdirsenize beni.. Fazla masraflı olmam, az yerim, az uyurum, rahatsız etmem, tuvalet eğitimim de var; tamı tamına iki gün misafir edilecek herifim..


Aaa bakın aklıma geldi; hazır havalar da soğumuşken, orman içindeki sobalı ahşap kulübe evlerde kalıp, ormanda yürüyüş yapmak , bol bol uyumak da iyi fikir.. Böyle bir davete de yok demem doğrusu..

Demem o ki, para benden çıkmasın da her türlü davete açığım.. Yoksa dokuz gün boyunca evde pinekleyeceğim..




Kar Yağışı..

İklimin kurak geçtiğini, havanın dengesinin değiştiğini, yağmurun bir türlü yağmadığını söylüyor haber bültenleri..

Oysa kar yağıyor kalbime.. Çıplak ayaklı çocuklar üşüyor, kızaklı at arabalarıyla kadınlar çeşmeye su almaya gidiyor.. Battaniye altına giriyor insanlar.. Sazın teline donmuş elleriyle dokunamıyor âşıklar..

Dağdan, yemek bulmak için kurtlar iniyor şehrin ortasına.. Eldiven takıyor elleri yamuk insanlar.. Kömürden zehirleniyor fakir sokağın sakinleri.. Her gün bir başka evsizin, soğuktan donmuş cesedi bulunuyor.. Kimse evsizlerin cesedine sahip çıkmıyor, tüm yalnızlar gibi onlar da kimsesizler mezarlığına gömülüyor..

Kalbim soğuktan titriyor.. Çikolataya sarılmış kahve dökülüyor suratıma.. Ruhum kovuluyor kendi evimden.. Kimsesizler sokağında zehir soluyorum.. Timuçin Esen "Ne Karaymış Şu Alnımın Yazısı" uzun havasını okuyor, ardından "İsyankâr"la gönülleri dağlıyor.. 

Kar yağıyor canlar, fena halde kar yağıyor..

Son Kez : Ruhumu Kovdular Kalbimden..

Ben o kadar vicdan sahibi değilim..

Benim için üzülmeyen insanlara üzülmemi beklemeyin..

Beni tersleyen, her dediği olsun diye emreden, dediği olmadı diye beni huzurundan kovan insanlara sıcaklık göstermemi beklemeyin..

Beni kıran, hâyâllerime pençe vuran, tüm güzel hâyâllerimi kursağımda bırakan insanlara sevgi göstermemi beklemeyin..

Kırgınım canlar.. Beni robotlaştırıp denetimi altına alan, nefes almamı bile neredeyse izne tâbi kılan, erkekliğime neşter vuran, âtiye dair hâyâllerime çizgi çeken insanlara kırgınım..

Arabadan kovulduğum gibi kovuldum ruhumdan..

Ey insanlar..! Yolunuz benim yolum değildir artık.. Selametle..



Keşke Deli Olsaydım..

Nedense hiç çalışasım yoktu bugün.. Elime evrakları aldım, ayakçılık mesleğini icra etmek için Kadıköy'e doğru yola koyuldum..

Evrakları teslim ettikten sonra Kadıköy'de gezinmek için niyetlenmiştim ama neden bilmem birden Üsküdar'a gidesim geldi.. Trene bindim, Üsküdar'da indim..

Üsküdar meydanı epeyce değişti artık.. Deniz kenarındaki alan, insanların vakit geçirmesi için genişletilmiş.. Yeşillendirme pek yapılmamış ancak hiç değilse denizi seyretmek için banklar kurulmuş.. Ben de o banklardan birine oturdum.. Önce telefonu elime aldım, bakındım ama böyle bir manzarayı bir daha bulamayacağımı düşünerek telefonu cebime koyup, eşsiz manzarayı seyre koyuldum..

Beş veya on dakika, denizi ve önümden geçen insanları seyrettikten sonra yaşlı bir amca, selam vererek yanımdaki boşluğa oturdu.. Klasik "nerelisin, evli misin-bekâr mısın, ne iş yapıyorsun" sorularından sonra kendini anlatmaya başladı..

İnsanlar ne hayatlar yaşıyor be canlar..! Ne büyük sıkıntılar, ne büyük hastalıklar, ne büyük yalnızlıklar..! İnanın, öyle büyük dertler var ki bazılarında, biz bu dünyada kraliyet hayatı sürüyormuşuz meğer.. O yaşa gelmeden, büyük kayıplar, hastalıklar, çaresizlikler ve o yaşta yalnız yaşamak zorunda kalınan bir ev.. Varlık içinde yokluk çekmek, kalabalık içinde yalnız yaşamak zorunda kalmak.. Daha neler neler..

O kadar şey anlattıktan sonra ellerime bakıp "Böylesin diye dertleniyorsundur sen yeğenim amma beni gör de derdinle mutlu ol.. Ah keşke ben de deli olsaydım da yaşadıklarımı yaşadığımı hiç anlamasaydım" dedi.. Sonra kalktı, elimi sıktı, selam verdi, evine doğru yola koyuldu..

Ben, kendi derdime yanarken, meğer hiçbir derdimin olmadığını anlayıp, hiç değilse bugün, Yusuf amcanın derdiyle dertlendim.. Sen yardım et Allah'ım..



Hasta Mı Oldum..?

Herkesi O'na benzetmek gibi bir hastalık varsa eğer, ben hasta oldum demektir..


Hediyenin Bulutlara Yolcu Etmesi..

Doğumgünü gibi özel günler hariç öyle çok hediye alan biri değilimdir.. Ki hediye alan kişiler de genelde aile bireyleri oluyor.. Ama bugün öyle güzel bir hediye aldım ki, kaç gündür yalnızlık ve bunalmışlık hissinden kurtarıp, bir anda bulutlara çıkardı.. Gerçekten ihtiyacım varmış buna.. Şükür Rabb'ime..



Her Sabah Akşam Oluyor..

Yine gece oldu ve yataklarının içinde kayboldu insanlar.. Herkeste sabaha dair umut var.. "Sabah olacak mı..?" diye korkuyor kimileri.. Kimileri de sabaha kadar uyuyamıyorlar.. Vicdan muhasebesi yapanlar da var; mışıl mışıl uyuyanlar da..

Sabaha sağ çıkar mıyız..? Çıkarsak ne değişecek hayatımızda..? Her günümüz, bir önceki günle eşitse, hayata ve insanların kalbine dokunacak hiçbir şey yapamıyorsak, bizim için ha akşam olmuş ha sabah; hepsi aynı değil mi..?

Sizi bilmem ama benim her sabahım akşam oluyor..



Dua..

Eyy Rabb'im..!


Hani demişti ya Efendimiz (s.a.v.) mealen, "Günahınız göklere kadar ulaşsa bile bir tövbe edin; Allah tövbeleri kabul eder" diye; Rabb'im, bizim günahlarımız göklere kadar ulaştı.. Tövbe Ya Rabb'i.. Tüm günahlarımızdan, kusurlarımızdan, hatalarımızdan, eksikliklerimizden tövbe..


Allah'ım, Sana ulaşmak için herhangi bir zaman dilimi bildirmiyorsun bize.. Her an uyanık, her an diri, her an tövbelere karşılık vermek için hazırsın.. Gece veya gündüz, soğuk veya sıcak, tatil veya çalışma günü farketmez; günahkâr kulunun, el açmasını, dua etmesini, tövbe etmesini ve Seni anmasını bekliyorsun her an.. Yürüyerek gelene koşarak geleceğini söylüyorsun.. Herşeyi Sen'den istememizi, Sana muhtaç olduğumuzu hissettirmemizi, dua edilmesini sevdiğini söylüyorsun..


Rabb'im, işte huzurundayım.. ! Sen'den istiyorum Allah'ım.. Hakkımda hayırlı olacak ne varsa Sen'den istiyorum.. Beni günahlarımdan kurtaracak, beni kötü yollara düşürmeyecek her ne eylem varsa Sen'den istiyorum.. Razı olduğun şekilde yaşamayı, razı olduğun şekilde huzuruna kabul edilmeyi Sen'den niyaz ediyorum..


Rabb'im, Habibin Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v)'in yüzü suyu hürmetine, Sana layıkıyla kul olabilen ve Sen'in tarafından sevilen kullarının yüzü suyu hürmetine, affet bizleri Ya Rabb'i.. Bizleri öyle bir affedilişle affet ki; bir daha günaha düşmekten alıkoyalım kendimizi.. Nefsimize, Şeytan'a, kötü karakterli insanlara, kötü eylemlere heves ettirme bir daha..


Cennette cemalini görebilmeyi nasip eyle Allah'ım.. Peygamberimiz'in sancağı altında toplanmayı nasip eyle.. Tüm peygamberler ne istedi ise, sahabeler-sevdiğin kulların ne istedilerse, biz de aynılarını istiyoruz Sen'den.. Onlar nelerden uzak kalmak istedilerse, bizleri de o uzak kalınması gereken şeylerden uzak eyle Allah'ım..



Ya Rabb'i kul hakkına girmekten, harama bakmaktan, haram söz söylemekten, haram davranışlardan uzak tut bizleri.. Anama-aileme-akrabalarıma-tüm ümmet-i Muhammed'e hayırlar ver; birlik ver, beraberlik ver, bizi birbirimizden ayırma.. Müslümanlar arasında sevgi oluştur.. Müslümanlar'a düşman olanlara karşı birlikte davranmayı ve böylece razı olacağın işler yapmayı nasip eyle bizlere..

Allah'ım, bu dünyada da hayırlar ver, ahirette de.. Bizleri Kur'an-ı Kerim okumaya muvaffak kıl.. Kur'an'ı okuyan, anlayan, anladığıyla amel edenlerden eyle.. Kur'an-ı Kerim'e karşı ilgimi arttır.. O'nu gözümün nuru, gönlümün şifası, keder ve üzüntümün ilacı yap.. Bedenimi Kur'an-ı Kerim ile kuvvetlendir, yüzümü O'nunla güzelleştir, mizanımı O'nunla ağırlaştır, ruhumu O'nunla diri ve sağlam tut.. Gösterişten, riyadan, hasetten, zinadan, fuhuştan, haram yemekten, yalan söylemekten, dedikodu yapmaktan, faizden, hasetten, sevgisizlikten, düşmanlıktan, kötü sözlerden, kötü davranışlardan, merhametsizlikten, dünya malına tapınmaktan ve dünya malını herşeyden üstün tutmaktan Sana sığınırım; Sen bu pis şeylerden muhafaza eyle Allah'ım..


Sağlık, sıhhat, esenlik, sabır, güç, huzur, mutluluk ver Allah'ım.. Derdi olanlara derman, borcu olanlara borcunu kurtarma fırsatı ver.. Din ve devlet için çalışanlara yardım et; dine ve devlete karşı olanlara mani ol.. Ölmüşlerimize rahmet et.. Ölüp de "Bize de bir dua eden yok mu?" diye dua bekleyen nesli kesilmişlere rahmet et.. Bizler de öldükten sonra arkamızdan dua edenleri eksik etme.. Son nefeste; kalben, inanarak, bedenen ve dil ile kelime-i şahadet getirmeyi nasip et.. Şehitlik, gazilik rütbesi ver.. 


Rabb'im, Müslüman olup da yardım bekleyen, gayrimüslimlerin eziyeti altında inim inim inleyen kardeşlerimize yardım et, güç ver, sabır ver, birlik ver, başarı ver.. Allah'ım tüm insanlığa hidayet eyle; kalplerini imana aç, dosdoğru yoldan gidebilmeyi herkese nasip et.. Müslüman olduğunu söyleyenlere de dosdoğru yoldan gitmeyi, inançlarını doğru bir şekilde yaşamayı ve hurafelerden sıyrılmayı nasip et..

Allah'ım, Sen'in varlığına inanmadığını söyleyenler var.. Ya Rabb'i onlar bilmiyorlar, onlar göremiyorlar, onlar dünya hayatının eğlencesine aldanmışlar.. Sen, onları da affet Allah'ım.. Onların kalbine de Sen'in sevgini, peygamberlerin sevgisini, sizleri sevenlerin sevgisini koy.. Rabb'im sana inanmanın ne büyük bir huzur kaynağı olduğunu, Sana inanmayarak kendine zulmeden kullarına da nasip et..


Ya Rabb'i, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri de affet.. Bizleri, Sen'in yolundan ilerleyen, razı olduğun ameller işleyen, cennette cemalini görebilecek kullardan eyle..


"Bana dua edin, duanızı kabul edeyim." diye buyuran Allah'ım; dualara karşılık veren El Mucib ismi şerifin hürmetine, dualarımızı, ibadetlerimizi, niyazlarımızı kabul eyle.. Bizleri hayr işleyen, infak edebilen, dosdoğru yoldan giden, faydalı işlerle meşgul olan, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği takva sahibi kullarından eyle..

Rabb'im, bu gecenin yüzü suyu hürmetine, tüm ölmüşlerle birlikte babama da rahmet eyle.. Eksikliklerini tamam eyle, günahlarını affeyle.. Kabrini cennet bahçesinden bahçe eyle.. Rahmetinle muamele eyle, bizi cennette kavuştur..

Amin..

Artık Kalp de Kafa da Kaldırmıyor..

Yeni biriyle tanış..
Dinle..
Anla..
Huyunu-suyunu öğren..
Ne yer, ne içer, ne giyinir kavra..
Nelere kızar, nelere güler, nerede gezer bil..
Sonra kendini anlat..
Aileni anlat..
İşini, çevreni anlat..
Derdini, sevincini anlat..
İyi günde, kötü günde yanında ol..
Güvenilir biri olduğunu kanıtlamak için uğraş..
Kavga edince barış..
Trip atınca alttan al..
Ailesiyle tanış..
Ailenle tanıştır..
Geleceğe dair planlar kur..

Offff poffffff..
Çok yorucu artık ya..




Adam Olmayı..

Başaramadım..



Kahvaltı Eşliğinde Televizyon..

Şu hayattan zevk almamı sağlayan nadir şeylerden biri de, bir tatil günü, geniş bir tepsinin üstüne konulmuş kahvaltılıklar eşliğinde, çay yudumlayarak, televizyonda belgesel seyretmek.. Beni nasıl mutlu ediyor, nasıl büyük bir zevk veriyor anlatamam..

Kitap Kavgası Seviyesi..

Beni arayıp "kitaplarımı neden geri vermiyorsun" diye fırça atıyor, kavga çıkarıyor..

Fırça yediğim için üzüleyim mi, yoksa ülkenin kavga seviyesini "eltim saçımı çekti, bacanağım çay ikram etmedi" seviyesinden, "kitap" kavgasına kadar yükselttiğim için sevineyim mi, bilemedim..

Bu kavganın sebebi de ülke literatüründe yer bulsun bence..

Kendini Beğenmiş..

Bugün sabah işe gitmeden önce aynada şöyle bir baktım kendime de yıllar sonra beğendim kendimi..

Kendimi niye beğendim bilmiyorum ama başıma bir iş geleceği kesin..


Kavgalar Son Bulsun, Devletimiz Var Olsun..

Harici tehlikeler varken, dahili kavgalar son bulur..

Sınır dışına operasyon yapmak zorunda kalan Mehmetçiğimize, Rabb'im yardım etsin.. Ayağına taş değdirmesin, her iki cihanda yüzünü ak eylesin..

Yedi düvel bir olup, bu operasyonu inkîtaya uğratmaya çalışsa da devletimizin her şekilde yanındayız..



Sabah Coşkusu..

Bu erkek cinsi, sabahları niye öyle tuhaf oluyor ya.. Hele bir de tatilse, yataktan çıkasın gelmiyor ve fena halde azgın oluyorsun.. 

Bence, sabah saatlerindeki erkeklerin azgınlığına ivedilikle bir çözüm bulunmalı.. Tek başımıza olunca, bize de yazık yani..



Hapsedilmiş Beden, Özgür Ruh..

Karadeniz'de, herhangi bir yaylada, yeşilin büyüleyici manzarası eşliğinde çay içmek varken; evde, televizyon karşısında, sallama çay içmek nasip oldu..



Hicret Zamanı..

Sen, artık mutlu ve huzurlu değilsen, her geçen gün biraz daha kırılıyorsan...

Ayrıca karşındaki insanı kırıyor, mutlu edemiyor, huzur veremiyorsan...

...durma o yerde.. Artık evin ev olmaktan çıkmış, sokaklar evin olmuştur senin.. İşte tam da bu ân, hicret zamanıdır..



İğrenmek..

Ben onu-bunu bilmem.. Dün gece bir kez daha anladım ki; bir erkek veya kadın, sevdiğini söylediği insanın vücudunun herhangi bir yerinden iğreniyorsa, o sevgide bir problem var demektir..

Korkunun Ecele Faydası Yok..

Eskiden ölüm kavramı ne kadar uzak geliyordu bana.. Şimdi çevremdeki insanlar birer ikişer ölmeye başlayınca, tüm benliğimle ölümü hissetmeye başladım..

Ahiret için özel bir çabaya giriyor değilim ne yazık ki.. Ölümü bu denli ensemde hissediyor, yine de herhangi bir hazırlık yapıyor değilim.. Ama korkuyorum.. Veremeyeceğim bir sürü hesabım var.. Helâlleşemediğim bir sürü insan var.. İsyan ettiğim yüzlerce gün var.. Bunların yanı sıra, bu dünyada yaşamak istediğim, hevesimin kursağımda kaldığı onlarca şey var.. Yani var oğlu var..

O kadar var'ın arasında, nasıl bu kadar yok oldum bilmiyorum.. Ama her geçen gün bir tanıdığım ölüm döşeğinde can çekişiyor ve ben her geçen gün biraz daha korkuyorum..





Şiir Yazan Kadınlar

"Şiir yaz" dedi bana..
Öyle de güzel söyledi ki.. Çok isterdim O'nun mutlu olacağı bir şey yapmayı.. Ben şiir yazamam oysa..

Ben, bugün, kucağında bir bebek gördüm kadının.. Öyle güzel bakıyordu ki ekrana.. Şiir tam da o kadındı işte..

Şiir yazıyor çoğu kadın.. Şiir yazdığını bilmeden şiir yazıyorlar.. Hüzün de veriyorlar ama huzur verdiği her an şiir yazıyorlar..

İşin tuhafı, hayatı şiire çeviren kadınlar, hiçbir şeyin farkında olmadan şiir bekliyorlar..

...........................
"... Amin babası..."

Türkü Söyleyen Kadın..

Çok büyük bir istek gibi gelmiyor bana ama olmadığına göre büyük bir istek benimkisi demek ki..

İşten geleyim, yemek yiyelim, ibadetimizi edelim, televizyon karşısında meyve veya kuruyemiş yiyelim.. 

Türkü söylesin bana.. Ve ömrüm boyunca hep istediğim ama yapamayacağım şey olan bağlama çalsın bana.. 

Bacaklarına başınızı koyduğunuz kadının size türkü söylemesi, mırıldanarak ona eşlik etmeniz, o mutfakta iken şarkı seslerinin gelmesi; o evin mutlu olduğunun göstergesi değil de nedir ki..!

Şimdi mutsuz tüm kadınlar.. Bağlama çalmayı bilmiyor, türkü söylemiyor, evde durduk yere göbek atmıyorlar.. Hep ağlıyor, hep ağlatıyorlar.. 

Türkü söyleyen, bağlama çalan, ezbere birkaç şiir bilen kaç kadın kaldı yeryüzünde..? 



Bir Ondan Bahset Bir Bundan..

Beylikdüzü Marmarapark alışveriş merkezindeyim.. Tavuk Dünyası'nda Bi'köri menü yiyorum..

             Biliyor musunuz,  benim ne işim var burada..?

İlk kurulduğunda güzel bir lokantaydı.. Şimdi nedense çok bekletiyorlar ve ilk zamanlar ki lezzeti bir türlü alamıyorum..

           Niye yalnızım sahi, her yere neden yalnız gitmek zorunda kalıyorum..?

Alışveriş merkezi kalabalık.. İnsanlar yürüyor, konuşuyor ve hatta kahkaha atıyor.. 

           Esasında bazen arkadaşlarım oluyor ama bir türlü iletişimi ilerletip de o istediğim zevki alamıyorum..

Alışveriş merkezinin önünde, banklarda oturanlar sigara içiyorlar.. Tiksindirici bir koku var sokakta..

            Yoksa bu yalnızlık alnıma yazılmış bir yazı mı..? Son nefesimi verene kadar benim peşimi hiç bırakmayacak mı..?

İçeride saatçiye giriyorum.. Siyah kordunlu bir saat beğeniyorum.. Ama o kadar pahalı ki..! Bu iki ay içinde, dört maaş dönemi harcama yaptım, bu saate verecek param yok.. Hoş olsa bile bir saate 500 lira vermem.. 

           Ben çok sıkıldım yalnız olmaktan.. Yalnız olmamın tek sebebi olan karakterimden sıkıldım.. En son bir dost meclisinde ne zaman kahkaha attım..? Kahkahayı geçtim, ne zaman gülümsedim..?

Saat alamadım madem, çay içip bir tatlı yiyeyim diyorum.. Offf sus be adam..Sus..! Geberdin yemek içmekten.. Pantolonlara sığamaz, rahatça hareket edemez oldun.. Son 45 lira ile nasıl geçineceksin günlerce.. Zıkkım ye.. Otur oturduğun yerde.. 

             Kimseyi suçlamıyorum asla.. Tüm suç benim inanın.. Bu halde olmamın, uzaktan,elinden tuttuğu erkeğin yanağından öpen kızı görünce kıskanıp daha çok kendimi yalnız hissetmemin sorumlusu tamamen benim..



         

Zamana Uymak..

İnsanoğlu çok bencil.. Asırlar önce bırakıyoruz bazı şeyleri ve bazı kişileri bir yerde; asırlar sonra aynı şeyleri ve aynı kişileri bıraktığımız gibi bulmayı bekliyoruz.. Benciliz ve bencilce şeyler istiyoruz..

Oysa zaman akıyor, hayat değişiyor, bırakılan herkes, yerinden ayrılıyor..

Bencilliği bırakıp zamana uymak, hayatın akışında savrulmak gerekiyor..

Ee o zaman biz de uyalım zamana..



Gizli Özne..

Erkeğin kurduğu her cümlede, gizli özne sadece kadındır..



Hâyâller Türk Filmi, Gerçekler Yarım Kalan Çay Bardağı..

Madem tüm masallar doğruydu, madem mutlu sonla bitiyor her hikâye; bizim yaşadıklarımız ne öyleyse..?

Gözümün içine baka baka, o kadın, o cümleyi nasıl kurdu bana..? Hiç değilse çayımın bitmesini bekleyemez miydi..?



Heves..




Çamaşır..

Oldum ben oldum..
Hayatımda ilk kez çamaşır yıkadım..



Kendimden Harcıyorum..

Çok dengesiz harcamalarım olmaya başladı.. Para yetiştiremez oldum birçok yere..

İnsanlar aç, dünya yoksul, bırakın ekmeği suya bile hasret milyonlar var.. Ben kendi zevkim için harcadıkça harcıyor, kazandığımdan daha fazlasını hebâ ediyorum.. "İnsanlığa bir faydam olur" diye çıktığım bir yolda, kendime bile faydam olmadan yaşıyorum..

Kurtuluşum yok mu artık benim..? <Çocuk> ruhumu özledim..

Mutsuz Olamazsın..

Kahvaltı masasında, biri ekmeğinize yağ sürüp, yağlı ekmeğin üstüne bal veya reçel koyuyor, ısırın diye ağzınıza getiriyorsa; sizin mutsuz olmaya hakkınız yok bence..


Sığıntı Tatili Bitti..

Ve sığıntı tatili bitti..
Şehr-i İstanbul'a dönüş yoluna girildi.. 
Yaklaşık 3 hafta denize girmesi güzel, diğer birçok konuda sıkıntılı bir tatildi.. 
"37 yaşında aile ile beraber tatil" düşüncesi, sahiden çok can sıkıcı..
Neyse.. Şükür Rabb'e..

Sabah Hâyâli..

Şimdi beraber uyanmak vardı.. O güzel yüzüne bakıp da güne başlamak, yüzünü, burnunu, dudağını öpmek vardı.. Yatakta uzun uzun oynaşmak, bedenlerimizi keşfetmek, zevkin doruklarına çıkmak vardı.. Sonra beraber duş almak, kahvaltı yapmak vardı.. Ben banyodan çıkana kadar iki yumurta kırsan bana, tomurcuklu çay, beyaz peynir, zeytin, bal, kaşar masada hazır halde beklesen beni.. Gülümsesen bana.. Ara ara yüzüme, o güzel, narin, ince ellerinle dokunsan; biliyorum yapmazsın ama gülümseyerek sevdiğini söylesen bana...

Çok şey mi istiyorum be kadın, sahiden çok şey mi ya..?



Kız Çocuğu..

Yok yok..
Benim çok çabuk kız çocuğu babası olmam gerekiyor..



Sevilmek Nasıl Bir His Acaba..?



Hasret Giderme Rüyalara Kaldı..

Yine çok özlemişim..
Rüyama girdi..

Onu görünce ağlamaya başladım.. İçimden "Bir daha ölürse, alıştım, bu kadar üzülmem" diye düşünüyorum.. "Sana türkü söyleyeyim" mi diyor, yoksa annem mi  ona "Türkü söyle" diyor hatırlamıyorum.. Ardahan'da evimizden çarşıya giden yolda iki mısralı veya iki kelimeli Kürtçe bir türkü söylüyor.. Yoldayken, içimden, O'nu, annemden daha çok sevdiğimi düşünüyorum.. Sonra uyandım.. Türküyü unutmamak için tekrar ettim..

İlerleyen saatlerde yine uyandım.. O söylediği türküyü unutmamak için yine tekrar ettim.. Sabah uyandığımda, ne yazık ki, o türküyü unutmuşum.. Tüm gün, unuttuğum için kendime sitem ettim.. Neden bir yere yazmadım diye dövündüm.. Tüm gün düşündüm, bir türlü aklıma gelmiyor..

Yav ben babamı cidden çok özledim.. ! Ama cidden çok çok çok özledim..

Rabb'im n'olur, n'olur, n'olur tüm ölmüşlerle birlikte babamın günahlarını affet, eksikliklerini tamam et, kusurlarını bağışla ve bizi cennette kavuştur..



Gömeç Karaağaç'ta Tatil..

Nasıl yoksun yaa, nasıl..?
Şu kahrolası harika manzaralı balkonda, beraber çay içemeyeceksek, içine tüküreyim böyle yaşantının..



Uçuklu Kedicik..

Denizde nasıl bir pislik varsa artık dudağımda yine uçuk çıktı..

Yaklaşık 90 kiloluk öküz gibi görünen bir vücudun altında ne kadar hassas bir kedicik olduğunu bir kez daha görmüş oldum..

Goril görünümlü, hassas, narin, kırılgan kedicik..



Hayat Denilen Şey, Yalnızlıktır Aslında..

Dünyada yapayalnız yaşıyoruz farkında mısınız..? Belki biraz aileniz yanınızda oluyor ama genel olarak yalnız doğuyor, yalnız yaşıyor, yalnız ölüp gidiyoruz..

 Sizinle ilgili kurulan her söz, her eylem, her cümle gelip geçici.. Tek başımıza soluk alıyor, tek başımıza hastalanıyor, tek başımıza deniz kenarında hayatı düşünüyor, tek başımıza ölüp gidiyoruz..

Varlığımız, kimsenin umrunda bile değil aslında.. Koskoca galakside, bir toz tanesi bile değiliz.. Beklentilerimiz, hâyâllerimiz var ama ruhumuz yapayalnız bizim.. Haliyle beklentiler de, hâyâller de yalnızlığın bir oyunu bize.. Yalnızlık, bizi ayakta tutmak için ara ara hâyâller kurduruyor, sonra da şiddetli bir tokatla hakikati hatırlatıyor..

Dikkat edin; en iyi türküler, en iyi filmler, en iyi şiirler, hep yalnızlık üzerine olanlar.. Bize bizi anlatıp, yerimizi ve esasında ne kadar yalnız olduğumuzu hatırlattığı için seviyoruz onları..

Yaptığımız işler, hayatımıza giren tüm insanlar, yalnızlığı unutmak için aslında.. Oysa ne kadar çalısırsan çalış, hayatına kimi alırsan al; unutamıyorsun yalnızlığını..

Yalnız geldin,
yalnız yaşadın,
yalnız ölüyorsun..



Parazit Hayatı..

Kişiliksiz, sığıntı bir hayat yaşıyor gibiyim..

Başkaları tatile gidiyor, onlarla gidiyorum..
Başkaları alışveriş yapıyor, onlarla yapıyorum..
Başkaları sohbet ediyor, gülümsüyor, onlara eşlik ediyorum..

Parazit hayatı dedikleri bu olsa gerek.. Kendime ait bir hayatım yok; başkalarının hayatına ayak uyduruyorum..

Son Nefese Kaç Nefes Kaldı..?

Hayattan çok sıkıldım..



Kürkçü Dükkânı..

Yerim belli, yurdum belli..
Dönüp, dolaşıp, geleceğim yer belli..
Kendime bu eziyeti niye ediyorum ki..!

Tuhaf Hisler..

"Bakmıyorum" dersem, yalan söylemiş olurum; gözüm arıyor vallahi.. 

"Acaba.." deyip, sağa-sola çaktırmadan bakıyorum.. Görmeyince "böylesi en doğrusu" deyip hem seviniyor, hem "hayırlısı" deyip hâyâl kırıklığı yaşıyorum.. 



Anne Rahmindeki Ceninim..

Anne rahmindeki 10 hafta, 4 günlük cenin gibiyim..

Haberin ilk alınması ile herkese mutluluk veren, güzel hâyâller kurmalarına vesile olan biriyim..

Derken 10 hafta 4 gün sonra bir gece yarısı, anne rahminden akan kan pıhtısı ile sıkıntı vermeye başlıyorum..

Alelacele doktora götürülünce, kalp atışlarımın durduğu ve rahimden alınmam gerektiğini öğreniyorum..

Mutluluk ile başlayan serüvenim, 10 hafta 4 gün sonra, anneye zarar vermemek için vücuttan atılması gereken bir hüzün kaynağı olarak son buluyor..

Anne rahmindeki 10 hafta 4 günlük bir ceninim; bir zamanlar etrafıma mutluluk dağıtırken, şimdi herkes için hüzün sebebiyim..


Bayram

Bir ramazan bayramına daha kavuşturan Rabb'e, sonsuz hamd-ü senâlar olsun..

Dilerim bu bayram sebebiyle günahkâr hiç bir kul kalmasın..

Rüyalar Zora Sokuyor..

Millet, ramazanın son günlerinde, güzel ve hayırlı rüyalar görür; ben, nasıl rüyalar görüyorsam, her sabah kalkıp, gusl etmek zorunda kalıyorum.. Hayret ya.. ! Hâlbuki cidden çok da uslu duruyorum, aklıma fena bir şey getirmiyorum, niye böyle oluyor ki..?





Namaz Kılıyor Gibi Görünen Asi..

Derler ki; "Namaza başlayınca Araplar kaşınmaya, Türkler düşünmeye başlar.."

Teravih için camiiye gittiğimizde ;
4 rekât yatsının ilk sünneti,
4 rekât yatsının farzı,
2 rekât yatsının son sünneti,
20 rekât teravih namazı,
3 rekât vitir namazı olmak üzere 33 rekât namaz kılıyoruz.. Bu 33 rekâtı toplam 1 saatte anca kılıyoruz..

"Kılıyoruz" diyorum ama sahiden namaz kılıyor muyuz, Allah bilsin.. Daha "Allah"û Ekber" der demez düşünceler sarıyor bizi.. Normal zamanda hiç akla gelmeyen şeyler, bir anda akla geliveriyor.. Namaz mı kılıyoruz, sadece eğilip kalkıp spor mu yapıyoruz, namaz kılıyor taklidi mi yapıyoruz, Allah bilsin..

Derler ki; münafıkların 3 alâmeti vardır: Yalan söylerler, sözünde durmazlar, emanete hîyanet ederler.. Bu 3 alâmet de bizde olduğundan, üstelik ibadetleri de gösteriş için yaptığımızdan, "Acaba münafık mıyım?" diye şüpheye düşmüyorum değil..

Hani namazda, Araplar kaşınır, Türkler düşünür, dedim ya; bugün daha namaza başlar başlamaz düşünce sardı ruhumu.. "Şu hayatta hiçbir istediğim şey olmadı.." diye düşündükten sonra küçüklükten beri istediğim ama elde edemediğim şeyleri tek tek aklıma getirdim.. Gören namaz kılıyor sanır ama içten içe isteyip de sahip olamadığım şeyler için sitem ediyordum.. Durumum işte bu kadar vahim benim; Allah affetsin..

Ne kadar asi, ne kadar vicdansız olduysam artık, namaz sonunda, "Allah'ım istediğim hiçbir şeyi vermedin, kendim için artık bir şey istemiyorum..." dedikten sonra başkaları için bir şeyler istedim..

Namaz kılarken günaha nasıl girilir, canlı şahidi ve örneğiyim..

Belki çok daha iyileri oluyordur da ben bilmiyorumdur ama istediğim hiçbir şey olmuyor be Rabb'im.. Affet beni..




Beren Geldi..

Tam da ihtiyacım olan bir zamanda geldin..
Ardahan şivesiyle "canın yiyem senin.."

Sıradan Bir Hayata Heves..

Bu hayatta, bir şeylere heves edip, her defasında hevesimin yarım ve kursağımda kalmasından bıktım ya..

Hâle bak; sıradan insanların yaşadığı şeyleri yaşamaya hasret duyarak bir ömür geçiriyorum..

Baban Kadar Bonkör Ol..

Tutumlu olduğumu bilirdi.. Benimle alay etmek için "Neredeee... Allah etmesin ki, sen baban kadar bonkör olasın..." der, gülerdi babam..

Bugün, teravihte iken, "Birilerine iftar yaptırmalıyım" gibi bir düşünce sarınca içimi, aklıma geldi babamın bu sözü.. Bilmem kaçıncı rekatta, herkes rukûya, secdeye varırken, ben tebessüm ediyordum içten içe..

Yine çok haklıydı.. Ben, onun kadar eli açık biri asla olamayacağım..



Bir Ramazan Daha..

Bir ramazan ayına daha kavuşturan Rabb'e sonsuz hamd-ü senâlar olsun..

Sonu bir türlü gelmeyen günahlardan kurtulup, Rabb'in sonsuz af ve mağfiretine mazhar oluruz inşaallah..

Hayırlı ramazanlar.. Dualarda buluşmak dileğiyle inşaallah..


Şirinevler'de Kıskançlık..

Şirinevler'deyim..
Dakikalardır, metrobüse çıkan merdivenlerin oradaki bankta oturmuşum..
"Oturmuşum" diyorum çünkü ne zaman oturduğumu tam olarak bilmiyorum..
Hava güzel..
Yanımdan onlarca insan geçiyor..
Ben, dikkat etmeden, anlamsız gözlerle o insanlara bakıyorum..
Koşturarak yürüyorlar..
Herkes ne kadar da mutlu..
Kahkaha sesleri yankılanıyor meydanda..
Ben açım..
Çok açım hem de..
Canım kokoreç veya kelle paça çorbası veya her ikisini birden çekiyor..
O asık suratlı insanlara ne oldu da herkes bu kadar mutlu..?
Ben çok mutsuzum..
Ben çok yalnızım..
Mutlu insanları kıskanıyorum..


Baş Ağrısı..

Baş ağrısına ne iyi geliyor arkadaş ya..! İki gündür geçmedi de geçmedi.. 



Televizyondan Yaşlanmaya..

Son dönemde, en çok izlediğim televizyon kanalları :

TLC,
LİFETİME,
DMAX,
TRT BELGESEL..

Zamanında +18 filmlerden gözünü alamayan adam, ne hâle geldi be.. Yaşlandım ben, yaşlandım.. 

Zaten 1 haftadır, kendimi iyice çirkin bulmaya başladım.. Saç ve sakalda beyazlıklar arttı, alnımdaki çizgiler kalınlaştı, giyindiğim tüm giysiler, ya büyük ya küçük olmaya başladı.. Biçimsiz vücudum iyice biçimsiz oldu.. Sürekli uyku hâli de cabası.. Geceler boyu oturan ben, en geç akşam 11'de oturduğum yerde uyuklar oldum.. 



Neden..?

Neden sevgiler hep karşılıksız da sevenler hep çile çekmek zorunda kalıyor ki..?



Sene-i Devriye

1 sene oldu.. Tam 1 sene..

1 sene önce, bugün, bu saatlerde, dünyadaki en zavallı ve çaresiz insan bendim..

Hâlâ alışabilmiş değilim.. Hâlâ sanki başka bir yerdeymiş gibi.. Sanki o çok sevdiği memleketteki evimizde bekliyor.. Memlekete gidiyorum; bu defa da sanki İstanbul'daki evdeymiş gibi..

Ara ara düşünüyorum toprağın altında olduğunu da hâlâ hiç konduramıyorum.. Hâlâ videolarına ve fotoğraflarına pek bakamadığımdan, sanki yavaş yavaş sesini unutuyor gibiyim.. Öyle tuhaf, öyle büyük bir boşluk ki.. Hayatımın ve kalbimin o denli büyük bir yerini kaplıyordu ki; ne yaparsam yapayım, eksik bir şeyler varmış gibi..

Sesini, yüzünü, konuşmasını, davranışlarını, mimiklerini unutsam ne olacak bilmiyorum ama içimde her geçen gün büyüyen sonsuz bir özlem hissi var.. Bir türlü tamamlanmayan, eksik bir yanım oldu babam..

.......................
+ El-Fatiha

Havalardan Mıdır..?

Bir durgunluk..
Bir kırgınlık..
Bir herkesten bezmişlik..
Bir mutsuzluk..
Bir karamsarlık..
Bir hüzün..
Bir yalnızlık..

Tuhaf günler işte..
Havalardan mıdır yoksa..?

Başkent..

Kudüs, İsrail'in değil, Miraç'ın başkentidir..



Türkiye'de Müslüman Olmak..

Türkiye'de bir kaç tane Müslüman var; onlara da ya "ateist" diyoruz, ya "deli"..

Öldürmeden Önce Konuşmak..

Yaa bu filmlerde, birini öldürmek üzere iken neden çok konuşuyorlar..? Anlatıyorlar da anlatıyorlar.. Arkadaş bir susun da işinizi yapın ya..



Uyku Hâli..

Televizyon karşısına geçip, battaniyenin altına girmiyor muyum; gözlerimi asla açık tutamıyorum.. Böyle bir pozisyonda uyumak o kadar zevkli ve huzur verici ki..



Furkan Kocaman..

Fırat Yılmaz Çakıroğlu'ndan sonra şimdi bir de Furkan Kocaman..

Birer ikişer toprağa düşse de yiğitler,
yenileri gelir, "vatana can feda" derler..
İzmir'de Fıratlar, Polonya'da Furkanlar bitmezler..

...............................................
El Fatiha

O Sebeple Yapamıyorum..

Kollarım kısa ve bilekten L şeklinde.. Üstelik her iki elimde de başparmaklar yok..

(Başlıktaki cümle için yaptım bu açıklamayı)


Değişen Hiçbir Şey Yok..

... Sonra bir gün, bir düğünde gördüm onu.. Evlenmiş, kendine çok benzeyen bir kız çocuğu olmuş.. Kızı, masanın üzerinde oynuyor, kendisi ve yanındakiler gülümseyerek alkışlıyorlardı..

Biraz kilo almıştı ama gülümseyince, o çekik gözleri yine yüzünde kayboluyor, dişleri yine eskisi gibi etrafını aydınlatıyordu.. Yıllar önce gömülmek istediğim, dudağıyla yanağını birleştiren o çukur, tüm ihtişamı ve güzelliği ile karşımda duruyordu.. Aradan yıllar geçmesine rağmen gülümsemesi yine çok güzel, bana hissettirdikleri yine hâyâl gibiydi.. O'nu görmek ne güzel, hissettirdiklerini anımsamak ne özeldi; yoksa özlemek, hiç unutamamak böyle bir şey miydi..?

...Merak ediyorsanız eğer, evet o da beni gördü.. Tıpkı yıllar önce olduğu gibi yine hiç önemsemedi..



Parasız Pahalılık..

Artık her şey çok mu pahalı, yoksa benim param mı bitti..?



35 Yaşında 7 Çocuk..

Annemle oturmuş, "bir erkeğin 3 kadını "evleneceğiz" deyip dolandırdığı, ikisinden de çocuk yaptığı" konulu Esra Erol'un programını izlerken, bizimki dile geldi.. :

- Çonoo...

- Efendim anacuğumm..

- Bi'şe soracağım sana.

- Hayrolsun inşaallah.. Buyur sor..

- Seni doğurduğumda, ben kaç yaşındaydım?

- O nerden çıktı şimdi..?

- Sen hesapla hele.

- Hmm..Doğum tarihin 1946 olduğuna göre 35-36 yaşında beni doğurmuşsun..

- Sen kaç yaşında oldun şimdi?

- Anne hayırdır, n'oluyor..? Nerden çıktı bu konu..? Ben şimdi 37 yaşındayım..

- Ben, seni doğurduğumda, senden 2 yaş küçük mü oluyorum yani?

- Evet, şimdiki yaşımdan 1,5 - 2 yaş küçük olmuş oluyorsun..

- Heee demek ki, senden 2 yaş küçükken, 7 çocuk doğurmuşum ben.. 35 yaşında 7 çocuk yapmışım, sen hâlâ bekârsın ! Ne zaman evleneceksin, ne zaman çocuk yapacaksın, ne zaman baba olacaksın oğlum sen? Sana da yazık, bize de yazık. Yeter artık, n'olur evlen oğlum ya!

- Yav anne, yemedin içmedin sen bunu mu düşündün, bunun plânını yapıp bana laf sokmak için fırsat mı kolladın..? Helâl valla.. Ben evlenmek istesem n'olacak, kızlar da sıraya girmişti, benimle evlenmek için zaten... Kim ne yapsın beni ya..?

- He he.. Sen birini istedin mi ki? Akşama kadar yanımda oturuyorsun. Git, gez, biriyle tanış da kolundan tut getir. Ölmeden senin de çocuğunu seveyim, bize de yazık...

- Neyse anne, hele dur televizyon seyredelim..

- İşine gelmeyince de böyle kaç sen...



Uyandırılmak..

Hani bazen uyanırsın da rüya mı görüyorsun, yoksa gerçek mi bilemezsin ya; dün tam da öyle bir ân yaşadım.. Gerçek olamayacak kadar güzel bir şekilde uyandım.. Öyle bir uyandırılışım, gözümü açtığımda öyle bir manzara ile karşılaşmışlığım var ki; daha önce hiç bu kadar güzel uyandığımı hatırlamıyorum..

Dünden beri çok mutluyum ya; her ân bir yerden darbe gelecek beklentisi içindeyim.. Bakalım ilk darbeyi ne zaman, nereden ve kim tarafından yiyeceğim..? Şiddetini bilmesem de yiyeceğim darbe muhakkak; buna eminim.. Ancak ne olursa olsun, uyandırılmam ve uyandırıldıktan sonra karşılaştığım manzara, hep mutlu edecek beni..



Kız Kulesi Âşık Olmuş Galata'ya.. Görebiliyor Musun..?

Kız Kulesi'nin, yüzyıllardır süren, Galata Kulesi'ne olan âşkını bilmeden, her gün vapura binip, denizi seyretsen, bir kıtadan diğerine geçsen ne olacak ki..? Sen, o ikisinin âşkını görebiliyor, oradan her geçtikçe ruhunda hissedebiliyor musun, ondan haber ver..

Onlar her gün bakışıyor, günün birinde kavuşmayı hâyâl ediyorlar.. Martılar vasıtasıyla iletişim kuruyor, âşklarını canlı tutuyorlar.. Ben, onları duyuyor, görüyor, Şehr-i İstanbul'u bu sebeple seviyorum..

Otobüste Gözyaşı..

Otobüste iken, hiç tanımadığınız birinin güzelliği kalbinize dokundu da ağlamaya başladığınız oldu mu..?

Benim oldu..



Kova Burcu Erkeği..

Neden aşağılık, karaktersiz bir insan olduğumu nihayet buldum.. Kova burcu erkeğiymişim.. Daha fenası da yükselenim ikizlermiş..

Rabb'im beni bu burçta yarattıysa, esasında benim de pek suçum yok.. 

Bende sevmediğiniz, saçımı-başımı yolmanıza sebep olan tüm özelliklerim, bu kova burcu erkeği olmanın getirisiymiş.. Ancak elimde olmayan bir durum olduğundan, bu halimle bile kabul edin ve sevin lan beni..



Off Pofff..

Anlatılmaz bir durgunluk çöktü üzerime.. Hiçbir şey yapasım yok.. Bilgisayarı uyku moduna aldım, bütün evrakları masanın kenarına dizdim, kafamı masaya koydum, gözlerimi kapatıp, sözlerini bilmediğim bir türkü mırıldanıyorum..

Uyumak bir çözüm aslında, ah bir de uyanmak olmasa..





2500 Liralık Kitap Alan, Çağdaş ve İlericiyiz Biz..

Yılmaz Özdil, muhalif kimliğini kullanıp 2500 liraya kitap satsın; sen hâlâ bana çikolatalı gofret ve çay ısmarlama.. Ayıptır yani...

Çok Özledim Be..

Arkadaşım bağlama çalmış, babası da türkü söylemiş.. 1 dakikalık videoyu, instagramdan izledim de izledim defalarca..

Sonra durduk yere ağlayınca, "Ne oldu, niye ağlıyorsun?" diyorlar.. Ben de bahane üstüne bahane aramak zorunda kalıyorum..

Neyse...

Şimdi duygu dünyamla ilgili onlarca cümle kurardım da, siz anladınız zaten..

Çok özledim be..





Mandalinalı Kek Gibiyim..

Kapı önüne, poşet içinde bırakılmış mandalinalı kek gibiyim..

Tadım güzel diye insanları mutlu ediyorum..

Kapıya kimin tarafından bırakıldığımı bilmiyorum diye tedirgin ediyorum..

Aynı anda mutluluk ve tedirginlik verebiliyorum..





Salacak'tan Üsküdar'a..

Yağmurlu bir İstanbul gününde şahidim,
içli bir türkü söyler gibi bakan gözlerin,
derdini anlatmaya niyetlenmiş ellerin,
sen konuşmaya başlamadan, seni susturan sözlerim...

Biliyorum, bilseydin,
benimle birlikte Salacak sahilinden yürüyerek Üsküdar'a gelmezdin..

Şimdi tıpkı senin gibi benim de içli bir türkü söylüyor gözlerim..

14 Sene Olmuş Paşam..

Eskiden, patik ve atkı örerek beni düşündüğünü, soğuk havalarda ısınmam için aklında olduğumu hissettiren insanlar vardı.. Şimdi utanmasalar; naylon çorabı 20 liradan satacak insanlar doldu etrafıma.. Yaşlandım ya; karizma bitti, patik ve atkı örenler kalmadı.. Hey gidi hey.. 
.........................................
Şimdi yine aklıma geldi; yıllar yıllar evvel, telefonuma "paşam" diye başlayan veya biten mesajlar geliyordu.. Nasıl da seviyordum "paşam" denilmesini.. Ben ne zaman bu kadar yaşlandım, ne zaman o güzellikleri kaçırdım..?
.........................................
2005 yılında e-günlük tutmaya başlamışım.. Rabb, nefes verdi de 2019 yılına girdiğimizi görebildim.. Yani neredeyse 14 senedir yazıyorum; bir türlü bitiremedim, bir türlü kendimi en iyi şekilde ifade edip, söyleyeceklerimi tamamlayamadım.. 14 senedir, zırıldanıp duruyor, bir adım ileriye geçemiyorum.. 14 sene.. Ondört.. ! Hayat, sahiden de göz kırpma mesafesi kadar bir zaman dilimiymiş.. 



Olmadı.. Olmuyor..

Konunun bir önemi yok.. Hayatımdaki hangi konu olursa olsun, "Bu defa oldu galiba.." dediğim ne varsa OLMADI..



Kimim Ben, Kimim..?

Bu ev kimin..?
Bu hayat kimin..?
Bu iş kimin..?
Bu kalp kimin..?
Bu giysiler kimin..?
Bu surat kimin..?
Bu dert kimin..?
Bu mutluluk kimin..?
Bu gözyaşı kimin..?
Bu ruh kimin..?
Bu günah kimin..?
Bu sevap kimin..?

Kimim ben, artık bilmek istiyorum kimim..?

Yeni Yıl..



Geçen sene 2018 yılına girdik; ocak, şubat, mart, nisan...derken aralık geldi : "Ohh be bu aylardan da kurtulduk" derken; hoopp yeniden ocak'a dönüş yaptık.. 12 ileri,12 geri; bu hayat böyle geçmez ki.. Bari hayat döngüsü hep aynı olmasın diye; her senedeki ayların adını değiştirsinler.. 2019 yılındaki ayların isimleri farklı olsun, 2020 yılındakinin farklı.. Hayata biraz yenilik ve renk getirin ya hu..