Öküz Yiyen Futbolcu Ayı..


De ki, "Yaşın gelmiş neredeyse otuzüçe.. Göbeğin çıkmış, saçın dökülmüş.. Sakalların yer yer beyazlaşmış.. Bu yaştan sonra futbol oynamak senin neyine..! "

Ahhh anammm.. Offf anammm.. Her tarafım tutulmuş, hareket edemiyorum.. Çok ama çok uzun zaman sonra, futbol oynama sevdasına düştüm.. Ahh benim salak kafam, futbol oynamak benim neyime.. ! Neymiş efendim, zayıflayacakmışım.. Bir oturuşta bir öküzü derisiyle birlikte yiyen bir ayı olarak, ben nasıl zayıflamayı düşünüyorum ki..!

Offf anammmm.. Ahhh anammm.. Her bir kemiğim ayrı ayrı ağrıyor.. "Öpim de geçsin" diyen bir Allah'ın kulu da yok.. Evde de kimse yok ki masaj yaptırayım.. Durumum öyle vahim ki; işten çıkıp eve gitsem, yatağımda esmer, kısa saçlı, kara-kuru bir hatun görsem, bu hatun çıplak bir şekilde yatağımda uzanıyor olsa, bu ağrılarım yüzünden, "Bacım, kenarı kay da ben de uyuyayım.." der, yıllardır içimde birikmiş olan tüm sapıklık hislerini bir kenarı bırakır, mışıl mışıl uyurum..

Off anammm.. Ahhh anammmmmm..




Uyku Tutmadı.. Sen Tuttun..


Saat 3.25 ..
Heyecanlıyım..
 
Hâyâlinle döndüm yatakta sağa ve sola..
Uyku tutmadı..
Sen tuttun..
 
Bilmiyorsun belki ama
uyutmuyorsun..
 
 

Sabır, Yerini Asabiyete Bırakırsa..


İnsan bir beklenti içinde olmayagörsün; hâyâl kuruyor, kurduğu hâyâller yüzünden sabırsız biri oluyor.. Sabredip beklediğim hâyâller, benim beklediğim zamanda somut bir adıma dönüşmüyorsa, ne sabır kalıyor ne hâyâl ne de benim 'anlayışlı' ruh halim..

Sabırsızlığımın asabiyete dünüştüğü zaman, korkuyorum kendimden.. İstemediğim öyle cümleler kuruyor, karşımdakini öyle hırpalıyorum ki; içimden kendime binlerce kez küfrediyor ama karşımdaki insanı hırpalamaya ve alttan almamaya devam ediyorum..


İnternet Haberciliği..


Bu internet haberciliğinin hali ne olacak Allah âşkına..? En önemli konuları bile magazine çeviriyor, her konunun altına bir şekilde, çıplak kadın veya erkek fotoğrafı koyuyorlar.. Benim gibi sapık ruhlu, 7/24 aklını pipisiyle bozmuş adam bile bu durumdan şikâyetçi ise, bu işe bir el atmak, bu durumu ıslah etmek gerek, diye düşünüyorum..

...Bunu sadece ben mi düşünüyorum, onu da bilmiyorum.. Arkadaş ben zaten niye düşünüyorum ki yahu..! Düşünme, rahat et..! Cahilliğin mutluluğunu savunan bir herifçioğluyum, hâlâ düşünerek, normal insan olma yolunu seçiyorum...

Bakın, 'demedi' demeyin, mutsuz ve huzursuz olduğunuzda, ağlamak için gelip benim omzumu seçmeyin.. Okuyucusunu bilgilendiren bir e-günlük sahibi olarak, binlerce kez uyardığım gibi tekrar uyarıyorum : Cahil olun, mutlu olun..


Dünden Bugüne <Çocuk>..


04 Ağustos 2005 Tarihinde başladım e-günlük yazmaya.. Bazen yazdım, bazen yazmadım.. Bazen ara verdim, bazen bir günde birkaç yazı kaleme aldım.. Belirli dönemlerde, yaşanılan olaylar sebebiyle çeşitli ruh hallerine büründüm.. Bunca yıldır, neyi aradığımı bilmeden, aradım.. Hâlâ yazıyor, cümleler uyduruyor, arıyorum.. Hâlâ neyi aradığımı bilmiyorum.. Ancak şurası kesin ki; yazdıkça rahatlıyor, orgazm oluyorum..

Ara ara mazideki yazılara bakarım.. Geçen gün, maziye bakarken, "Beni çok eskiden tanıyan insanlar, eski yazılarımla şimdiki yazılarımı, eski ruh halimle, şimdiki ruh halimi karşılaştırsa ve bunu açık bir dille bana dile getirse, nasıl olur acaba..? " diye düşündüm.. Yakın olduğum, samimi iletişim içinde bulunduğum, çok insan vardı ancak birçoğu artık e-günlük sayfamı takip etmediğinden, eski zamandan beri beni tanıyan ve hâlâ e-günlük sayfasını ara ara takip eden iki güzel insana sordum bu soruyu ve eski halimle, yeni halimi kısa kısa anlatmalarını rica ettim..

" Dünden Bugüne <Çocuk> " başlığı, Kelimelerle Dans bloğunun sahibesine aittir ve ilk söz hakkı onundur..

Demiş ki Kelimelerle Dans ... :


"

Dünden Bugüne <Çocuk>

 

8 sene önceki Çocuk; dediğim dedik, aşırı inatçı, kuralcı bir adamdı. Şimdi yine inat var ama daha yumuşak, daha ılımlı, kurallarını esnetebiliyor.

8 yıl önceki Çocuk; zıpırdı, şimdi daha ağır ve olgun.

8 yıl önceki Çocuk; kendinden taviz vermezdi. Şimdi öyle değil, dinliyor ve haklısın diyebiliyor(pek nadiren de olsa).yine de her zaman onun haklı olduğu bilinsin ister. Sözüm ona Çocuk 8 yıl öncede haklıydı, hâlâ her konuda haklıdır(!) J

8 yıl önceki Çocuk; kadın olmayı biraz hafife alır, erkek olmanın “üstünlüğünü “kullanırdı. Şimdi karşısındaki kadınlara daha çok değer verdiğini hissettiriyor.

8 yıl önceki Çocuk; sayfasında çok sakin, anlayışlı, alttan alan bir profil çizmezdi. Fakat özel hayatta çok daha fazla merhametli ve anlayışlı idi. Bazen de tam tersi olabiliyordu. Şimdi sayfasında daha gerçekçi, daha olduğu gibi.

8 yıl önceki Çocuk; eskiden günlük tarzı yazıları vardı ama hikaye ve kısa romanlar ya da hayal gücünü kullandığı kompozisyonlar sıklıkla sayfasında yer alırdı. Son yıllarda kalemini fazla hafife alır halde yazmakta.

8 yıl önceki Çocuk; kendinden çok başkasını düşünürdü. Onun için hayatındaki insanlar çok önemliydi. Kimin ihtiyacı olsa kendi sıkıntısını bırakır onun yanında olurdu. Ondan bu konuda öğrenilecek çok şey vardı. Fakat bir o kadar da gözü kara idi. Sinirli anında herkesi her şeyi silebilirdi. Kendi içinde, bazen çevresini zora sokan bir dengeydi bu. Şimdi gözü karalık daha minumum seviyede…

8 yıl önceki Çocuk; ihtiyaç sahiplerine el uzatmadan içi rahat etmezdi. Çevresini de bunun için organize etmeyi kendine bir borç bilirdi. Şimdilerde yardıma uzak, en azından bunu böyle aksettirmeyi tercih ediyor.

8 yıl önceki Çocuk; çocuktu şimdi büyüdü… İyi taraflarını koruyarak ama ters taraflarını törpüleyerek büyüdü. Onu öyle benimseyip kabul edenler şimdi bu halden daha memnunlardır eminim. Başkalarına pozitif enerji vermeyi çok iyi bilirken, kendini biraz daha negatiflikten uzak tutmayı umarım öğrenecek yaşlanmadan…

8 yıl önceki Çocuk; yani kısaca herkesin hayatına bir <Çocuk> değmeli. İyisiyle kötüsüyle size çok şey öğretir onun karakteri.

"
 
 
...........................................................................

Demiş ki bir hâyâl kur... :
 

"
 
Daha hayat doluydu umudu vardi. Simdi umudum her ne kadar yok dese de kendi de biliyor ki aslında bir parcacik umut hep var icinde...yok diye diretmesi inadinin bir eseridir.
8 yil önce karanliklarda gezinmiyordu ruhu düşünceleri. Simdi karaya çalar oldu...
Daha cesaretli idi önceleri. Simdi nedense korkar oldu her seyden... Oysa ki artik daha da cesaretli olmasi dik durmasi gereken zaman diliminin icinde.
8 yil önce de inatciydi hala inatci. Öyle ki inadi bir tuttu mu nuh der peygamber demez sizi sinir kuplerine bindirir... Olayların başka taraflarini düşünmez ikna edemezsiniz. Gicik olursunuz:)

8 yil önceki gibi hala esmer kisa sacli burnu hizmali kizlari seviyor:)
yillar önce ilk tanidigimda da vardi kalbinde iyilik tohumlari ve hala devam etmekte... Eğer dostuysaniz sizi sevmisse gönülden, bilin ki elinden gelen her yardimi gücünün yettiği yere kadar yapacaktır... Öncesiyle simdisiyle iyi bir sirdastir...
Eskiden olumsuzluklara bakilacak bir pozitif taraf bulabilirdi oysa simdi odaklandigi tek nokta olumsuzluklar...
8 yil öncesine gore inancini yasama noktasında daha bilinçli her ne kadar eksik olduğunu söyleyip dursa da oncesine gore çok daha ileride...
Eskiden de aska boyaliydi gonlu simdi de öyle...
8 yil önce de dusunurdu sevdiği insanların her durumunu ince ince simdi de öyle ama artik biraz da kendini düşünmeli....bazi konularda olan takintilari ise hala devam etmekte... Adi üstünde takinti iste:)
8 yil önce dost canlisi hoş muhabbet biriydi simdi de ayni...
8 yil önce de kendi hakkında hep olumsuz şeyler söyler atip tutardi ( pek sever kendini kotuleyip kafasini gommeyi hüzün bulutlarina) simdi de aynisini yapmaya devam ediyor ama bilin ki kendini kotuledigi kadar iyidir özünde... Ne derse desin kizsa da laf etse de hatta uzak kalsa da, eğer değer verdiklerindenseniz bilin ki yeriniz hala aynidir gönlünde kirginligiyla birlikte ve hala o guvenilir dostunuzdur aslinda... 8 yil önce de boyleydi kalbi sevdiklerine, simdi de öyle iste ve biraz daha ilimli anlayisli....
 
"
 
 
 

Sabır..





Şimdi kaçak binmek vardı, Kadıköy-Eminönü arası bir vapura..




Yarından biraz eksik, dünden biraz fazla
sabırsızım sana..




Hayatın Pişmanlığı..


     Özgüveni eksik olan insanların belirli bir özelliği vardır.. Hemen hepsi bir işe başlamadan önce kararsızdırlar.. Neyi, ne şekilde yapacaklarına tam olarak karar vermeden eyleme geçerler.. Sonuçta yaptıkları işlerin veya aldıkları kararların birçoğundan pişman olurlar..



     Ben, memleketimi bırakarak Şehr-i İstanbul'a 15 sene evvel geldim.. Daha doğrusu bu memlekete şartlar beni zorla getirdi.. Memleketimde mutlu idim ve Şehr-i İstanbul'a gelmem kesinleşince günlerce yas tutmuş, saatlerce gözyaşı dökmüştüm.. Memleketimden ayrılmak; çocukluğumdan kopmak, güzel günlere veda etmek demekti benim için.. Hiç ama hiç istemedim Şehr-i İstanbul'a ayak basmayı..



     Liseyi okurken, ailem İstanbul'a taşındı.. Yeni bir hayata başlamanın zor olacağını düşündüğümden ve engelli olmanın da çekinceleri sebebiyle alıştığım ortamdan kopmak istemedim.. Ailemin ısrarlarına rağmen memleketimde kalmaya karar verdim.. Tam iki sene amcamlarda yaşadım.. Ve yalan yok, hayatımın çok güzel günlerini o iki seneye sığdırdım..



     Memleketimde, ailemden uzakta yaşarken mutluydum.. Çocukluğumdan beri tanıdığım insanların arasında rahatça yaşıyor ve kendimi sıkıntıya sokmuyordum.. İstanbul'a taşınmayı hiç düşünmüyordum.. İstanbul'a taşınmak demek, herşeye yeniden başlamak, yeni insanlarla tanışmak, yeni bir hayat kurmak demekti ve ben müteşebbis bir ruha sahip olmadığımdan dolayı yeni bir hayata başlayamayacağımı düşünüyordum.. Ailemin tüm ısrarlarına rağmen memleketimde yaşamamın sebebi de yeni bir hayata başlamaya olan korkumdu..



     Memleketimde, doğduğum yerde, doğduğum günden beri tanıdığım insanların arasında yaşamaktan mutluydum.. Lise hayatım bittiği zaman, ailemin ısrarları ve başka çaremin kalmaması sebebiyle Şehr-i İstanbul'a gözü yaşlı bir şekilde ayak bastım.. Korktuğum şey başıma gelmişti.. Dışarı çıkamıyor, kimseyle tanışamıyordum.. Sürekli evin içerisindeydim ve zamanla psikolojim bozulmuştu.. Aile bireyleriyle gerginlikler yaşıyor ve bu gerginlikler ve restleşmeler bazen şiddetli ve fiziksel kavgaya dönüşüyordu..



     İnsanoğlu herşeye alışırmış.. Memlekette iken sabahın en erken saatinde evden çıkıp, gece vakti eve gelen ben; Şehr-i İstanbul'da yalnızlığa alıştım.. 120 metrekarelik bir evde bir hayat sürmeyi öğrendim.. Lisede iken "Şiir gibi konuşuyorsun" diye övgüler alırken, Şehr-i İstanbul'da konuşamamaya başladım.. Kendimi rahat ifade edemiyor, içimden sadece kendimle konuşuyordum..



     Şehr-i İstanbul'a taşınmamın 15. senesindeyim.. Hâlâ yalnızım, hâlâ en çok kendimle konuşuyorum.. İş harici zamanımın çoğunu evde geçiriyorum.. Basit bir üniversite bitirdim, sıradan bir işe girdim ama hâlâ hayatın tadını alabilmiş değilim..



     Ben, yalnızlığın ne olduğunu İstanbul'da öğrendim.. Ve yalnız ve uykusuz ve çaresiz gecelerde anladım ki; herşeyi göze almalı, cesaret etmeli ve liseyi İstanbul'da okumalıymışım.. Artık kesin olarak eminim ki, liseyi Şehr-i İstanbul'da okusa idim, şuan çok farklı bir ruh halinde ve farklı bir karakterde olacaktım.. En azından yalnızlığın vermiş olduğu sıkıntı sebebiyle Keloğlan ile Cankız filmini izlerken ağlamayacaktım..

Kalbin Hızlı Çarpmasına Bulunan Çözüm..



Kalbimin hızlı atmasına ve içimde ne varsa acemi biri gibi dışarı aktarıyor olmama bir çözüm buldum : Bir bahane ile tartışma... sonrasında restleşmeler... Ve hüzünlü vedalar..


Kalbim yine yerli yerine oturdu.. Yalnızlık güzel şey; heyecanlanmanı gerektirecek bir şey olmuyor yalnızken.. Gereksiz hayaller de kurmuyorsun.. Evden işe gidiyorsun, işten eve geliyorsun.. Rahat rahat, huzurlu bir şekilde yaşlanıp gidiyorsun..








İlişki Acemisi..



Ben ne kadar gerizekâlı bir herifçioğluyum ya hu.. ! Yaşım binbeşyüz'e geldi, hâlâ ergenliğe yeni girmiş veletler gibi acemiyim; ne yaptığımı bilmez haldeyim.. Her defasında, kendi kendime, ağır abi olmam konusunda tembihlerde bulunuyorum.. Her defasında duygularımı açıkça ifade etmektense, dolaylı cümleler kurmam gerektiğini dile getiriyorum.. Sonra bir şey oluyor ve hemen içimdekileri dile getirme öküzlüğünü gösteriyorum.. Tabii sonra da pişman oluyorum ve bundan sonra atmam gereken adımları atamıyor, yanlış yola sapıyor, haliyle elleri boş bir şekilde kalakalıyorum..

Saçım-sakalım ağardı, ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyorum ama bildiklerimi bir türlü uygulayamıyor, içimde olan ne varsa, kalbimin de etkisi ile dışarı çıkarıyorum.. Kalbimi kesip atsam olacak ama ileride lazım olur diye saklama gereği duyuyorum.. Sakladığım kalbim de heyecanlandığı andan itibaren, içimde olan-biten ne varsa, dışarı salıveriyor.. Sonra ben ilişki acemisi unvanı ile ortada kalakalıyorum..


Terkediliş..

Güzel bir gün olabilirdi, sabah aynaya bakmasaydım eğer..
Birkaç gündür rahattım oysa, ayna bana uzaktı, ben aynaya..
 
Aynada farkettim;
sevdiğim tüm insanlar gibi saçlarımın da beni terk ettiğini..
Birer-ikişer terk ediyorlardı, şimdi toptan firar eder olmuşlar..
Hepsinin başımın üzerinde yeri vardı oysa;
şimdi hepsi yerlerinden toz-duman olmuşlar..
Oysa ben, beni terk eden saçlarımı seviyordum,
beni terk eden tüm insanları sevdiğim gibi..
 
Gariptir; neyi(kimi) sevsem, terk ediyor beni..
En çok kendimi severdim;
ilk ben terk ettim kendimi..

Kalbe Giden Sokağa Çıkma Yasağı..


Kalbine doğru yola çıkmıştım.. Anarşistler yakıp-yıkıyormuş her yeri.. Devlet, sokağa çıkma yasağı ilan etmiş.. Polisler sokak başlarını tutmuş, kuş uçurmaz olmuşlar.. Affet n'olur; yarı yolda kaldım, kalbine varamadım..



Turuncu Kalpli, Sevimli, Camdan Umut..



Affet n'olur; adını koyduğun, sevimli mi sevimli, mini minnacık köpecik olan  "UMUT" kırılıverdi..


Nasıl oldu, bilmiyorum.. Neden elimdeydi, elime alıp da ne yapmak istemiştim, onu da bilmiyorum.. Bilgisayar masasının hemen yan tarafında idi; türkü dinlerken elime alıverdim.. Elimde tutarken, kaydı, düştü.. Normalde kırılmaması lazımdı ama kırılıverdi..














Savaş Çığlıkları..




Savaştan, kaostan, nifaktan, sokaklara inmekten, yakıp-yıkmaktan anladığım tek şey; bir grubun öteki gruba üstünlüğü değil; ağlayan çocuklar, yurtlarını terk eden insanlar, hercümerc olan hayatlar, yer ile yeksan olan umutlardır.. Gerisi, insanın kendi nefsini ve şeytanın varlığını yüceltmesidir..

Allah, masum insanların yar ve yardımcısı olsun..

Farkındalık..


Otuziki yıllık hayatımda, neden bu halde olduğumun sebebini buldum :

"Kendi gerçeklerinin farkında olamamak"



Ağlamaz Oldum..


Ne oldu be kalbim..? Niçin bu denli katılaştın..? Neden gözlerime, yaş döksün diye hiç baskı yapmaz oldun..? Ağla ki, içindeki pislikler temizlensin.. Ağla ki, insani yönlerin aklına gelsin..  


..........................................
* ( T ı k )