Devlet İtibarı..

"Devlet itibarı sebebiyle..."

"Devlet itibarı gereği.."

"Devlet itibarı.." 

"Devlet itibarı.."

Şu 'devlet itibarı' dediğiniz şey nedir Allah âşkına..? Ne olunca artıyor, ne yaparsak azalıyor bu itibar..?

Her kötü olayda, milletten para toplamak için İban dağıtınca sarsılmıyor mu bu itibar..?

Milli paranız her geçen gün değer kaybedince, bu itibara bir şey olmuyor mu..?

Ülke cayır cayır yanarken, yangın söndürme uçağınız yok diye, başka devletler yardım gönderince, o itibar hissiniz hiç utanmıyor mu..?

Vergi yükü ile insanlar ezilirken, işsizlik almış başını giderken, "fiyat düzenlemesi" adı altında zam yağmurları yağarken, ülkenin sınırları yol geçen hânına dönmüşken, bu itibar sınırlarını koruyabiliyor mu..?

Mesela bir şehirde anjiyo yapılamıyorsa, endoskopi cihazı dahi bulunmuyorsa, hastalar böyle basit şeyler için o şehrin devlet hastanesinden başka şehrin devlet hastanelerine sevk ediliyorsa, o devletin itibarı şehirlerarası yolculuğa çıkmış olmuyor mu..?

Bir yangın neticesinde, güçsüz ve çaresiz kaldığımız için, yardım amacıyla çalışanlara su dağıtırken ölen 25 yaşındaki genç son nefesini verirken, devlet itibarımız da can çekişmiş olmuyor mu..?

Devletin itibarı adalettir.. Peki bu ülkede insanların da, devletin de adaletine güven duyan kalmış mıdır..?




Doyumsuz Tüketici..

Ne kadar doyumsuz varlıklarız farkında mısınız..? Hiçbir şeyden tatmin olmuyor, sokak sokak, cadde cadde arıyoruz.. Aradığımız şey neyse bazen buluyor, o bulduğumuzdan sıkılıyor, yeni arayışlara giriyoruz.. Doymuyoruz arkadaşlar, bir türlü doymuyoruz..  

Bu doyumsuzlukla, insan insana hiçbir zaman yetemeyecek.. Ne birinin sevgisi yetecek bize ne de yaptığı sonsuz iyilikler.. Bu sebeple hiçbir zaman sevildiğimize emin olamayacak, hiçbir zaman sevdiğimizi düşündüğümüz kişiyle yetinemeyeceğiz.. Hep arayışta olacağız..

Biz bu hayata, her şeyi tüketmek için gelmişiz.. İşte o sebeple ne sen bana yeteceksin, ne ben sana yetebileceğim..



Yol..

"Sen yürü yeter ki; yürüdüğün her yol bana çıkar" demiştin..

Yürümek için yol kalmadı; nerdesin..?



Evlenirsen Terlemezsin..

 Çok terliyorum.. Öyle-böyle değil, ciddi anlamda çok terliyorum.. O kadar terliyorum ki, geceleri yastığın ıslaklığı sebebiyle uyanıyorum.. Özellikle yüzüm ve kafam.. Bu terleme işi, sosyal hayatımı da olumsuz etkiliyor.. Sürekli yüzümden şıp şıp diye ter damlaları dökülüyor; haliyle bu durum beni olumsuz etkiliyor.. 

Daha önceki yıllarda, bu sorunu çözebilmek için dahiliyeye gittim; kan ve hormon testi yaptırdım : Bir sonuç çıkmadı.. Cildiyeye gittim : Çözüm elde edemedim.. Botoks tavsiye ettiler; onun da her 6 ayda bir yenilenmesi gerektiği ve zaten en fazla yüzde 40 oranında düzelme sağlayabileceği ifade edildi.. 

Yıllardır çaresiz bir şekilde terlemeye devam ederken; belki değişiklikler olmuştur diye, geçen hafta yeniden hastane kapılarını aşındırdım.. Sonuç yine olumsuz.. "Psikolojiktir; stres kaynaklı olabilir" diyorlar.. 

Ne kadar çok terlediğimi bilen çevremdeki insanlar da yardımcı olmak için çözüm önerileri sundular.. Çeşitli otlar da kullandım, reiki seansı da yaptım, başka önerileri de değerlendirdim.. Sonuç yine değişmedi : Terliyorum..

Son olarak yıllardır birçok arkadaşımın gülümseyerek "vücut içinde birikmiş sıvıları atmanın gerektiğini" söylemeleri, geçen hafta da işyerindeki yemek dağıtan ablanın "eğer evlenirsem terleme olayının biteceğini" söylemesi üzerine evlenmeye karar verdim.. 

Kimisi sevdiği için, kimisi çocuk yapmak için, kimisi inancı gereği, kimisi sosyal statü için, kimisi cinsellik için, kimisi de çevre baskısı yüzünden evleniyor.. Bu listeye beni de "terlemekten kurtulmak için evlendi" diye eklesinler lütfen.. Buradan Brezilyalı ve Japon kadınlara sesleniyorum : Dünyamı kurtarıp süper kahraman olmak sizin elinizde.. Gelin ve kurtarın beni bu dertten.. 


Kandaki Yaşlılık Kanıtları..

Yemek kültürümü değerlendirirsek, şeker ve kolesterol konusundaki durumumu bir nebze anlıyorum da sosyal hayatımın durumunu gözler önüne seren D vitamini eksikliği benim için içler acısı bir durum ya.. Vücut bile güneşe hasret kalmış..




Ne İşim Var..?

 Ne işim var lan benim burada, ne işim..? Kendi ayağıma yine kurşun sıktım.. Her yerde mutsuz, her daim huzursuzum..



Ya Sabır..

Ya sabır..

"Buna?" 

Buna da sabır..

"Şuna?"

Şuna da sabır..

"Ona?"

Ona da sabır..


Hayatta ne istediysek, hep "ya sabır"..  

Peki o halde, biz sadece hâyâl edelim, istediklerimiz hiç gerçekleşmesin ve biz hep sabredelim..



Güya Yaşayan Yalnız Yaratık Halay Çekiyor..

Güya bir adım, soyadım var..

Güya TC kimlik numaram, adresim, işim, evim var..

Güya varım ve dünyada bir yer kaplıyorum.. 

Güya ben yaşıyorum..


Ben gerçekten yaşıyor muyum..? Sahiden var mıyım..? Niye geldim hayata, neden nefes alıyorum..? Tek varlık sebebim, başkaları beni görünce kendi hâline şükretsin diye mi..? Başkaları için şükür sebebi miyim sadece..? Neyim, kimim, neden böyleyim..?

Bu kadar kafayı duvarlara vuracak durumdayken, misafirlere mutlu görünmek zorunda mıyım..? "Yaratık" oluşumun etkisi hâlâ üzerimde iken, bir de yalnızlığı iliklerime kadar hissettiğim bir düğünde, sırf insanlar üzülmesin diye oynamak, halay çekmek, gülümsemek zorunda mıyım..?

Uykusuz gecelerden birinde,  saat sıfır iki kırk altı...

Ben hüzünlü, yalnız, mutsuz bir yaratığım... Güya varım ve güya yaşıyorum..