35..

Her otuzbir ocakta bir yaş daha yaşlanan bedenime artık ruhum da eşlik etmeye başladı..
Nice yıllara yaşlı bedenim..Yaşlı ruhum..




Kitap Okumaca Oynadığımız Yerler Bomboş..

                                        


                                         En son bıraktığın yerde değilsem, seni bıraktığım yerde olmadığın içindir..


                                                                                     ..........................................


Kadıköy Moda'da beraber kitap okuduğumuz yeri hatırlıyor musun..? Eşsiz bir manzaraya sahip çay bahçesinde çay içiyor, yeşilin ve mavinin şehrimizi ve kalbimizi güzelleştirdiği bir mekanda, aynı kitabın sayfalarına bakıyorduk.. Kitabın üç sayfasını ben okuyor, sonra bir çay içiyor, sonra üç sayfa sen okuyordun.. Benim, kelimeleri ve cümleleri hissederek okuyamadığımı, haliyle kitabın içine giremediğini söylüyor ve bana sitem ediyordun.. Kendin okumaya başladığında ise, kikirdeyerek okuyor, benim çok şapşal bir suratla dinlediğimi söylüyor, sürekli okumaya gülümseme molası veriyordun.. Haliyle doğru dürüst kitap okuyamıyorduk.. Kitap okumaktan çok, kitabı elimize alarak beraber olmanın zevkine varıyor, bazı cümlelerin veya kelimelerin altını çiziyor, bazılarını beğenmeyerek çarpı işareti koyuyorduk.. Ara ara yazarın çok basit cümleler kurduğunu dile getirerek, yazar hakkında atıp tutuyorduk.. Bazen de böyle bir cümle kuran yazarın ruh halinden yola çıkarak fiziksel görüntüsü hakkında fikirlerimizi beyan ediyorduk.. Ah o yazarlar.. O yazarlar neler çekti bizden..


İşte o "kitap okumaca" oynadığımız Moda'da sen yoktun bugün.. Sadece sen değil, o çay bahçesinde hiç kimse yoktu.. Deniz yerindeydi ama mavi değildi.. Ağaçlar yerindeydi ama yeşil değildi.. Çay yoktu.. Kitap yoktu.. Sen yoktun..


Hani bir gün oraya, bana haber vermeden gitmiştin, beni bulamayınca "Geldim ama sen yoksun..." diye mesaj atmıştın, devamında " ... Keşke insanlar bıraktığımız yerde bizi bekleyebilselerdi.. " demiştin ya; bugün ben de gittim oraya ve sen de bıraktığım yerde değildin.. En son bıraktığın yerde değilsem, seni son olarak bıraktığım yerde bulamadığım içindir kırmızı saç bantlı kız..








Toprak Kokusu..

Sen, ne zaman hayatıma girsen, yağmurdan sonraki toprak kokusu gibi harika kokuyor ruhum..




Neden Be Çocuk.. Neden..

Yanımda koşarak geçip gittikten sonra az ileriden geri dönüp, hemen arkamdaki adama doğru koşmaya başlayan ve sonrasında "babbaaa" diyerek o adama sarılan çocuk...


Neden "babbaaa" dedin be çocuk.. Neden be çocuk..! Niye bırakmadın, hiç değilse bir güncük mutlu kalayım..Niye.. !




Güzel İnsanlar..

Mahalleden iki genç, Kadıköy'de, şemsiye/şapka satan yürüme engelli birine "Ağbi, çok kar yağıyor.. Trafik çok kötü.. Sen, evde yan gelip yatıyorsun iki veya üç gün boyunca.. Tezgahı biz açacağız; gırgır şamata yaparak senin yerine satış yapacağız.. Haa ama sen de akşam çayımızı hazır edeceksin ha.. " diyorsa...

Bir başkası, "Teyze çok kar yağıyor.. Sen bakkala falan gitme, ne lazımsa bana söyle; ben getiririm.. " diyerek komşu teyzenin kapısını çalıyorsa;

insanlıktan umudunu kesme azizim.. Belki, sana sürekli kötü insanlar rastlıyordur ama emin ol ki; sokakta "çok güzel insanlar var.."





Kar Yağıyor; Felaket Değil..

Haber bültenlerinin, kar yağışını, "felaket" olarak ekranlara taşımasına bakmayın siz; o kar yağışı sebebiyle su sıkıntısı çekmiyoruz..


Felaket olan kar yağışı değil; yerel yetkililerin kar yağışına uygun bir kent meydana getirememiş olmaları..


Felaket olan, insanların soğukta sokakta yatıyor olma ihtimalleri..


Felaket olan, kimsesiz insan ve hayvanların, sığınacak bir yere muhtaç olmaları..


Bu felaketlerin sebebi de kar yağışı değil, sosyal hayatımızı yeterince iyi organize edememiş olmamızdır.. Kendi suçumuzu, pislikleri temizlediğine inandığım kar yağışına atmak, olsa olsa bu güzel doğal olayına iftiradır..
...................................


+ Kar yağarken kendimi sokağa atmak, hiç değilse evin bahçesinde bol bol fotoğraf çekmek isterdim ama o kadar tembelim ki; çekyattan kalkıp da su içmeye gitmek bile işkence gibi gelmeye başladı.. Haliyle her hevesim gibi, bu hevesimi de kendi ellerimle kaçırmış oldum..








Yeni Bir Kadın Giyiniş Tarzı..

Diğer şehirlerde durum nedir bilmiyorum ama Şehr-i İstanbul'da kadın cinsinin yeni bir giyiniş tarzı oluştu.. Önce büyük yerlerde görüyorken, artık sokak aralarında bile görmeye başladım bu yeni giyiniş şeklini..

Dar bir kot pantolon.. Beli anca kapatan dar ve yarım bir mont.. Dizin üstüne kadar gelen çizme.. Sadece kalçaya dikkat çekme amacına yönelik giyim tarzı..

İyi ama sebep..?

Sadece bir bölgeye dikkat çekerek; erkeklerin veya başka kadınların sizi beğeneceğinizi mi sanıyorsunuz..? "Kadınlara sadece cinsel obje gözüyle bakılıyor" diye yeri göğü inleten siz değil miydiniz..? Sadece kaba etiyle ilgi görmeye çalışan bir insan, sizce insanlığa ne kadar faydalı olabilir ki..? Böyle giyinerek güzel olduğunuzu düşünüyorsanız; emin olun ben ve tanıdığım birçok kişi sizinle alay etmekte, "offf şunu yatağa bir atsam, saatlerce çatır-çutur ... " gibi cümleler kurmakta, zerre kadar kişiliğinize değer vermemekteyiz..







Yeni Yılın Yeni Gözyaşı..


Demek ki yılbaşında kırmızı don giyinmenin de pek faydası olmuyormuş.. Namussuzlar, yılın ilk saatlerine damga vurarak; ölüm, kan, gözyaşına sebep oluyorlarmış..