Enerji..



Son yaşadığım birkaç olay yüzünden, enerjimin tükendiğini hissediyordum.. Meğer tüm ülkede şuan için sebebi belli olmayan bir nedenle elektrikler kesilmiş.. Benim enerjim yerli yerinde imiş meğerse..




Sülale..



Gerçek bir sülale istiyorum.. Ama gerçek bir sülale.. !!!

Aile olabilen.. Destek olabilen.. Yardım edebilen.. Kavga etmeyen.. Küsmeyen.. Fitne ve koğuculuk yapmayan.. Dünya sevgisini ikinci plana atabilen.. Yardımseverliği ön plana çıkaran.. Birbirini seven bir sülale istiyorum..



...................................
...Ama ne yazık ki; yıllardır sadece istemekle kalıyorum..


Durmayan Zaman..



Ben, "Zamanı durdurun.. Saatleri durdurun..!" dedikçe, yetkililer, sırf ben gıcık olayım diye saatleri ileri alıyorlar..


Saatler ileri alındığında, dengemin değişmesini bir kenarı bırakıyorum; daha vahimi, 10 senedir zaten zaman çok hızlı akıp giderken, bu saatlerin ileri alınması olayı ile daha hızlı yaşlandığımı hissediyorum..Misal dün, gencecik erkek çocuğuydum; bugün yaşlı bir herifçioğlu oldum..








Dünyanın En Güzel Kadınları..



Dünyanın en güzel kadınlarını arıyorsanız; esmere, sarışına, kızıla bakmayın.. Boyunu, suyunu, huyunu boşverin.. Giyindiklerini, davranışlarını, sözlerini önemsemeyin..


Dünyanın en güzel kadınları; hamile kadınlardır..






Heyecanlanmak Erken Ölmeyi Engelleyebilir..



...Zaten böyle düşünceler, benim yaşımdaki biri için uygun değildi.. Otuzüç yaşındaki adamın, heyecan sebebiyle kalbinin hızlı hızlı atması komik bir durum.. 


Ben, sabahın erken saatinde işe giden, akşam erken işten dönen, eline çekirdek alarak çıtlayan, çay eşliğinde Esra Erol'un evlendirme programını seyreden adamım.. "Bu kız bu adama 'evet' diyecek mi, bu adam, bu kızı çay içmeye götürecek mi?" başlığı altında gayet güzel yaşlanıyor, gayet düz yaşıyorum.. Ot hayatı yaşayarak yaşlanmak varken; heyecanlanmak, kalbin esiri olmak benim neyime.. ! Allah korusun, sonra heyecanlanacağım, umutvari olacağım derken hayatı seveceğim; tüm bu hisler erken ölmeye engel olabilir.. Hayat sınavını fazla uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum..








Rest Çeken İnatçı..


Zaman içinde bir çok huyumdan vazgeçtim de ne yazık ki çoğu kötü huyumu bir türlü bırakamadım.. İnat ve getirisinde restleşme huyu..

Bir şey istediğim zaman karşımdaki kişi yapmayınca, üstelik bir de rest çeker gibi "Hadi bana eyvallah" deyince, ben de kendisine istemesem bile içimden gelen bir standart tavırla "Hadi eyvallah.." diyorum..



Hayat Vermedi Ki..



Sonda söyleyeceğim şeyi, en başta söylemek istiyorum.. Böylece konuyu fazla uzatmadan, kısaca fikrimi dile getirmiş olurum..

"Küçük şeylerden mutlu olmak... " deyimine katılmıyorum.. Bir şey mutluluk veriyorsa, bunun küçüğü-büyüğü olmaz.. Mutlu eden her şey; büyüktür, güzeldir, değerlidir..


...Lâkin kendi hayatımla ilgili farklı bir durum var.. Başkaları için "Yok artık.. Ee bunun nesine mutlu oldun ki! " tepkilerini aldığım bir çok konuda, ben mutlu olmuşumdur.. Mutluluk verici şeyler özneldir elbet ama benim mutlu olduğum bir çok şeyin insanlar için "basit" şeyler olduğunu çok fark etmişimdir..

Saatlerce yol gidip, gözleri güzel olan bir kadını, sadece onbeş dakika görmek, beni ziyadesiyle mutlu eder.. Başkaları için ise bu durum "salaklık"tır.. Bu minik bir örnek sadece.. Daha o kadar çok buna benzer örnek var ki..

Son zamanlarda sürekli bu durumu düşünmeye başladım.. Beni mutlu eden şey; başkaları için basit, sıradan, normal şeyler.. Haliyle toplumdan farklı bir noktadayım.. Şimdi anlıyorum ki; benim, geniş olduğunu düşündüğüm hâyâllerim, aslında çok dar ve küçük ve basit ve değersiz.. Hayat öyle bir noktaya getirmiş ki beni; başkaları için basit olaylar, beni dünya mutlusu yapıyor..

Hayatın, bir insana attığı kazığın en önemli örneği bu sanırım : Hâyâlleri bile sınırlı bir insanın, basit olaylarda mutlu olabiliyor olması.. Çünkü hayat en fazla bu kadarını verdi bana.. "Senin hakkın bu kadar; haddini bil ve otur yerinde!" diye emir geldi hayattan.. Ben de gelen emir gereği haddimi bilerek oturuyorum oturduğum yerde..

Ben, küçük şeylerden mutlu olan adamım.. Hâyâllerimin eriştiği son nokta; sizin basit gördüğünüz şeylerse, varın benim hayatımın ne durumda olduğuna siz karar verin..



Ben Yalanım.. Hâyâllerim Yalan..


Günaha çok meyleder oldum.. Hem de çok.. Akıllara gelen/gelebilecek olan tüm günahları işliyorum.. Eskiden vicdan azabı çekerdim; şimdi vicdan azabı bile duymaz oldum.. Tüm pislikleri yapıyor ama sanki bunlar normalmiş gibi hayatıma devam ediyorum..

Zina, fuhuş, eşcinsellik, yalan, hırsızlık, faiz, adam öldürme, eziyet etme, işkence çektirme, yasadışı şeylerin satışı, yasadışı eylemler ve daha neler neler.. ! Hepsini yapıyor, hepsi normalmiş gibi yaşantıma devam ediyorum.. Kalbimde sevgiye yer kalmamış; kalbim baştan sona günahlar içinde.. Tüm güzel hâyâllerimi, âşkı, sevgiyi, güzel bir yuvayı, Ali Turan'ı; günahlara terk ettim birer-ikişer.. Yalnızım.. Hiç kimse yalnızlığıma çare olamıyor.. Bir kadını seviyorum sanıyorum; onun yanında iken bile kendimi yalnız hissediyorum.. Ki eminim; ben, kendimden başka kimseyi sevmiyorum..

Doktor... Doktor, bana teselli olur, onunla iken günahlara meyletmiyorum; diye düşünerek doktorun yanına gittim; neşter ile kolumu ve ayağımı ilk doktor kesti..

"Arkadaştır" dedim.. "Beni bırakmaz" dedim.. Kolsuz ve ayaksız olarak arkadaşın yanına gittim.. Yeni bir hayata girdiğini dile getirerek, ilk arkadaş dediğim tekmeledi beni hayatından..

Birçok kişiye.. Birçok şeye sığındım.. Hepsinden darbe yedim..

Aileme sarıldım.. Kolsuz, ayaksız ve tekmelenmiş bir halde, aileme sarıldım.. Gördüm ki; aile bireylerinin beni sarmaya güçleri yok; hepsi ihtiyaç içinde, birilerinin kendilerine sarılmasını bekliyorlar.. 

Allah'a sığınayım dedim.. Tüm sıkıntıların çaresi O'nda.. Her türlü günahı O örter.. Her türlü pislikten O kurtarır.. Her türlü yalnızlığa O çare olur, dedim.. Kendimi şeytana teslim ettiğim için bir adım dahi atamadım..


Nereden nereye geldim.. Güzel hâyâlleri bıraktım; günahı, güzel hâyâller olarak görerek, günahlara sarılır oldum..

Ben yalanım.. Söylediklerim yalan.. Davranışlarım yalan.. Bakışlarım yalan.. Hâyâllerim yalan.. Otuzüç senelik hayatımdan; günahlardır geriye kalan..



Bende Aradıkların Bende Hiç Varolmadı..

 
 
"Elimi tutsana! " dedi kadın, tuttum..
"Sıkı sıkı tutsana ya " dedi; yapamadım..
 
     Ne tuhaf; yıllarca o eli tutmayı hâyâl etmişken ve yıllar sonra tutabilmeyi başarmışken, o eli, sıkı sıkı tutamıyor, kavrayamıyor, avucumun içinde saklayamıyorum.. O da daha farkında değil; bende aradıklarının aslında bende olmadığının..
 
     Sahi, bir kadın ne arardı bir erkekte..? Güven mi..? Bende yok.. Huzur mu..? Bende yok.. Yakışıklılık, mal, mülk, sosyallik, özgüven, yumuşaklık, titizlik, duygusallık ve buna benzer basit şeyler mi..? Yok.. İnan yok.. Vallahi yok.. Billahi yok.. Şu son zamanlarda, bende var olan şeyler; haramdan kaçınmayan nefs, kendine hakim olamayan irade, sadece kendini düşünen benlik..
 
     En basitinden, düşünsene, eli elime değmiş birinin, elini tutup da sıkamıyorum.. Elini avucumun içine alamıyorum.. Kendimden çıkıp da onunla bir olamıyorum.. "Dert etme" diyor bir kadın, "Allah öyle yarattı, ne yapalım. Allah'a teslim et kendini." İnanın, ben artık yaratılmışlığımı kabullendim, dert etmiyorum.. Benim derdim, bana "Dert etme" diyen insanların, benim bu halimi dert ediyor olması..




Koku..



Tarihe not düşülsün :


Dudaklarım mandalina kokuyor.. Kalbim şarkılar-türküler söylüyor..


 

Daldan Dala Uçmadan Yere Çakılan Değersiz..


Daldan dala atlayarak, kısa kısa kendimden bahsedeyim..


..."Bahsedeyim" dedim de aklıma geldi.. Anlatıyorum ama merak ediyor musunuz Allah âşkına..? Tamam, ben yazarak orgazm oluyor ve rahatlıyorum ama sonuçta şahsıma ait bir bilgisayarda da sadece kendim için yazıyor olabilirdim.. Burada yazdığıma göre okunmak istiyorum demektir.. Okunma isteği ile yazıyorum ve kendimden bahsediyorum ama umrunuzda mı Allah âşkına..? Yedi milyarlık dünya insanlığının, milyarlarca canlı varlığının içinde, bir <Çocuk> ha var ha yok; kim ne kadar umursayabilir veya bu duruma değer verebilir ki.. Koskoca dünyada sadece bir nokta bile olmayı başaramamışken, kendimi anlatsam ne çıkar..!

..................

hiç sebep yokken; kendi kendimin canını sıktım ya bana da helal olsun.. Bir kelimeden yola çıkarak, ne kadar değersiz olduğumu hatırlatmış oldum kendime.. Bunu da ancak benim gibi her zaman bardağın boş tarafını görenler yapabilirler.. Aferin bana..

Vazgeçtim daldan dala konarak cümleler uydurmaya.. Böyle oturayım yerli yerinde.. Sinirim bozuldu kendime..


İç Döküntüsü..


Spor giyinen, zayıf, uzun boylu, kapalı bir kadın.. Yürürken sürekli yere bakıyor.. Elinden tuttuğu erkek ise takım elbiseli.. Uzun boylu ve zayıf.. Kirli sakalları var.. Saçları gür.. Gayet yakışıklı.. Elele bir şekilde yanımdan geçerek camiiye giriyorlar.. İbadetlerini yaptıktan 10 veya 15 dakika sonra yine elele yanımdan geçip gözden kayboluyorlar..

Daha önce de görmüştüm buna benzer bir tablo.. Dün bir kez daha gördüm.. Daha önce de 'dibim düşerek' izlemiştim bu tabloyu; dün bir kez daha hayranlıkla izledim.. Böyle tabloları gördükçe hâyâllerime 'dört parmakla' sarılmaya başlıyorum.. Gerçeklerden, mantıktan tamamen kopuyor ve düş ülkesinin sonsuzluğuna bırakıyorum kendimi..

Biliyorum, bu durum, sizler için sıradan bir durum ama benim için o denli güzel ve o denli ulaşılmaz ki.. Bu durumun bende yarattığı ruh halini anlatacak kadar cümle uydurukçusu değilim.. Sadece anlatabileceğim şey; ne zaman böyle bir durum görsem, büyülenmiş gibi kendimden geçiyor ve günlerce etkisinden kurtulamıyorum..


Bilen bilir; kapalı kızlara hayranım.. Kapalı olup da üstüne bir de edepli olanlara ise hayranlığım kat be kat artmakta.. Aile yapım gereği, insanları, "kapalı-açık" diye sınıflandırmadım hiç bir zaman.. Ancak kara-kuru, esmer, kısa saçlı burnu hızmalı kadınlar ne kadar ilgimi çekiyorsa, kapalı kadınlar da o kadar hayran bırakıyorlar beni.. İnsanın güzelliğini saklaması gerçekten irade işi ve kadınlar kapanarak ne kadar iradeli olduklarını gösteriyorlar.. Bu durum bile başlı başına onlara hayran olmamı sağlamaya yetiyor..

...Ancak tüm bu güzelliklerin yanı sıra hicvetmem gereken durum da var.. Sadece kapalı kadınlar için değil, tüm kadınlar için tuhaf bir şekilde artık maddiyat çok ön plana çıktı.. İnsanların rahat ve huzurlu yaşama isteklerini anlıyorum ama nerede ise evlenmeden önce pazarlık yapılır oldu.. Eskiden kapalı kadınlar da bu durum azdı ve "bir lokma bir hırka" düsturu fazla idi ama artık kapalı kadınlar da fazlasıyla "mobilyacı" oldular.. "Allah rızası için hayırlı bir eş" isteği birinci sırada iken artık bu istek yerini "zengin erkek" isteğine bıraktı.. Haliyle evlilikler de paranın gölgesi altında huzursuzluğun ve mutsuzluğun kaynağı oldu..

Sağımda-solumda evlenenleri görüyorum da cidden moralim bozuluyor ve geleceğimden korkuyorum.. İstenen eşyalar, eşlerin karşılıklı pazarlık masasına oturur gibi oturmaları, "biz bunu yaparız siz de şunu yapın" anlaşmaları, "şu işi yapmalı, şu kadar maaş almalısın" emirleri, "benim aileme böyle davranırsan, senin ailene şöyle davranırım" tehditleri, "evlenince anneni-babanı istemem" istekleri ve daha sayamayacağım bir sürü şey.. İnsanlar birbirine güvenemez oldu artık; Allah rızası için seven kalmadı.. Haliyle maddiyat ve insanların kendini güvene alma çabaları ön plana çıktı.. Veya benim çevremdeki durum böyle de diğer tüm insanlar mesut bir şekilde hayatlarını devam ettiriyorlar; orasını da bilemiyorum..

Allah, bana birini nasip etti mi bilmiyorum ama eğer hayırlı bir eş nasip etmişse; bu hayırlı eşin kapalı olmasını çok isterim doğrusu.. Ancak bu eşin de "Allah rızasını" ilk plana almasını isterim.. Beni, İslam'a yönlendirmesini, güzel olana teşvik etmesini isterim..  Fazla parayı değil de huzur getirecek kadar paraya kâni olmasını tercih ederim.. Bir misafir gelecek olduğunda surat asmayacak, güleryüz gösterecek, elinde olan parasını mobilyaya-takıya değil de bir ihtiyaç sahibine verebilecek bir yüreğe sahip eş isterim.. Ben, eve gelirken, sokakta bir fakir gördüğümde, o fakiri yemeğe davet ettiğim zaman, bana evde surat yapacak kadını değil, böyle bir şey yaptım diye beni tebrik edecek kadını istiyorum..

İstiyorum.. Çok şey istiyorum da sonra düşünüyorum; ben ne yaptım ki böyle güzellikleri isteyebiliyorum..? Ben pislik içinde yüzerken, yanımdaki insanın güzellikler içinde yüzmesini nasıl beklerim ki.. !

...Aman neyse işte.. Daha fazla uzatmaya gerek yok.. Biraz içimi dökeyim dedim; döktüm.


Sosyal Yalnız..



Çok mu sosyal bir herifçioğlu oldum nedir..?

Yoksa sosyal biri değilim de sadece biletler ucuz diye mi aldım..?

Sosyallik tek başına etkinliklere katılmak mıdır, yoksa yanında birilerinin olması ve etkinliklere o kişilerle beraber katılmak mıdır..?

Acaba ben sosyal biri değilim de böyle etkinliklere tek kişilik bilet alarak sosyal biri gibi görünmeye mi çalışıyorum..?

Sebep neyse ne.. ! Sonuçta --Rabb nasip ederse-- Cengiz Özkan konserine gidecek, sonraki haftalarda da iki ayrı tiyatro izleme fırsatı bulacağım..


Kimsin..?


"Kimsin? " diye sordular..

"Ezan okunurken bir kez bile gözyaşı dökemeyen bir hiç'im.. " dedim..

Hadi gelin itiraf edin; müezzin "Allah-ü Ekber" derken insanın içinin ürpermesi, kalbinin coşması gerekirken; bir müzik melodisi dinler gibi dinliyor veya hiç ezan okunmuyormuş gibi hayatımıza devam ediyoruz.. Ezan okunurken televizyonun sesinin kısılması, uzanan insanın doğrulması, konuşan insanların susması; mazide kaldı.. Ezan ha okunuyor ha okunmuyor; artık bir farkı yok bizim için.. Dünya hayatı, ahiretin varlığını çoktan unutturdu bize.. Dünyanın nefsi istekleri, ahiretin güzelliklerinin önüne geçti.. "Amann dünyaya bir daha gelmeyeceğim ya!" diyerek, dünyaya secde etmeye başlayalı asırlar oldu..

Hep diyorum ya hani; Allah'ı kaybettiğimiz gün, mutluluğu ve huzuru da kayıplar listesine yazdık.. Allah'ı bulduğumuz gün, mutluluğu da huzuru da bulacağımızı biliyoruz ama mutsuz ve huzursuz olmak daha yeğ olsa gerek; Allah'ı aramak için en ufak bir girişimde bulunmuyoruz.. İtiraf etmeliyiz; Şeytan işini çok iyi yaptı; bizler de Şeytan'ın gönüllü personelleri olduk..

Ne anlatsam boş.. Hakikati bilip, hakikatı yok sayan bir insanım ben.. Hayatı boyunca, ezan okunurken gözyaşı dökmeyen bir insandan ne bekliyorsanız; ben o'yum işte..




Vicdanlı..


--   ...Çünkü sen çok iyisin.. Çok vicdanlısın..

-- Öyle miyim..? Peki mükâfatı..? Bana 5 senedir her gün darbe atıyor olman mı benim mükâfatım..? 5 senedir her gün hayallerimi yel ile yeksan etmen mi benim mükâfatım..? Herkese karşı sessiz ve pısırık bir karakterde iken, beni her defasında hercümerc edişin mi benim mükâfatım..? Madem senin dediğin gibi iyiyim, madem senin dediğin gibi vicdanlıyım; senin bana üzüntü ve hüzün vermekten başka verdiğin mükâfat ne..? Benim mükâfatım ne Allah âşkına,..! Mükâfatım ne..!!!



Mandalina Kokulum..

  
Rüzgarla beraber sağanak yağmur.. Ve denizin dalgalanması.. Sonrasında sakinlik, huzur..
 
 ...şimdi uysal bir kedi gibiyim.. Mırrr mırr yaparak sobanın etrafında dolanıyor; mayışıp, ara ara uyuyorum..
 
 
Ben sinirliyim.. Anında asar-keserim.. Dalgalanır, yanıbaşımda kim varsa, hercümerc ederim..  
 
Ben asiyim.. Çevremde düzenli biri olarak tanınır, içimden isyan bayraktarlığı yapar, yakar-yıkarım..
 
Ben pislik biriyim.. Herkes temiz bir hayat için cümleler uydurur; ben elime kalem alır, hayatın güzel taraflarını silerim..
 
Ben tüm pis kokuları kendimde topladım.. Bazen çöplük gibi kokuyorum, bazen kablo yanığı gibi.. Çoğu zaman ter kokuyor, çevremde kim varsa kaçırıyorum.. Lâkin...
 
...Lâkin sen öyle güzel mandalina kolonyası kokuyorsun ki; bana her sarıldığında, tüm pis kokularım kayboluyor ve senin gibi kokmaya başlıyorum..
 
Ben ki bu kadar pislik biriyim; benim bu pis kokumu sarılarak ancak sen gideriyorsun.. Soruyorsun ya "Niye ben?" diye; tanıdığım insanlar içerisinde bir tek sen mandalina kokuyorsun..
 
 
 
 
 
 
 

Son Ütücü Aranıyor..



 
     Şu gömleğimin ve pantolonumun haline bak ya..
 
     Sabah, uykumun en güzel yerinde, tam da yastık ve çarşaf ile haşır-neşir olmuşken, işe gitmek üzere gözlerimi açtım.. Ben gözlerimi açıp da dünyaya selam verdiğim sırada, henüz güneş yüzünü göstermemişti insanoğluna.. Ayaklanıp, elimi-yüzümü yıkadıktan sonra dolabımı açtım.. Kumaş pantolon ve gömlek giyinmek istiyordum ama dolabımda kumaş pantolon yoktu.. Varolan gömlekler ise gömlekten çok çarşafa benziyorlardı.. Otobüsü kaçırmayı göze alarak, çamaşır sepetinden temiz bir gömlek ve pantolon aldım.. Ütünün kablosunu prize taktım ve daha önce pek yapmadığım şeyi yaparak ütüleme eylemine giriştim..
 
     Otobüsü kaçırmama, işe geç kalmama sebep olan bu ütüleme eylemi sonundaki görüntü, tam anlamıyla içler acısı.. Daha önce kumaş pantolonda iki adet ütü izi vardı, ben ütüledikten sonra o iz üçe çıktı.. Ütülemeden önce kırışık olan gömleğim, ben ütüledikten sonra karma karışık oldu.. Gömleğin kolu, yakası yer değiştirdi dersem yeridir.. Neyse ki insanlar benim paspal görüntüme alışık ve neyse ki zaten çok çirkinim de insanlar bu görüntümü fazla yadırgamadılar..
 
     Bu ütüleme eyleminden sonra karar verdim; ara sıra binaların üzerinde dev pankart şeklinde gördüğüm, "Overlokçu, makineci, son ütücü aranıyor" mealindeki yazılardan bir tane benim evin önüne asacağım.. Bana kesinlikle işini iyi yapan bir son ütücü lazım.. Gerekirse dolgun maaş ve yol parasını verir, hatta SSK taksitlerini bile öderim.. Eğer hızımı alamazsam 25 yıl sonra emekli bile edebilirim son ütücüyü.. Ayrıca hemen son ütücülere zam yapılmasını teklif edeceğim; adamlar meğer sanatkâr insanlarmış..
 
     Gerçi bu perişan halim de fena değil ha.. Çirkinim ve paspal bir görüntüm var ama düzensizliğin düzenine ulaştım diyebilirim.. Farklı bir havam var.. Hem böyle dağınık bir görüntü içinde olunca, fakir edebiyatı yapıp insanlara yemek ısmarlamaktan kurtuluyorum hem de derbeder görüntü çizip, âşk acısı çekiyorum, mealinde cümleler kurabiliyorum..
 
     Aranızda, ilk, orta ve son ütücü varsa veya hiç ütücülük eğitimi almamış ama bu işi zevkle yapabilecek biri varsa, beri gelsin.. Onu, başımın tacı edeceğim.. Evimin ve elbiselerimin ütücüsü yapacağım..
 
 

Kıtalararası Yolculuk Günü..


     Bugün, kıtalararası yolculuk yaptım..

     Birçok insan, arkamdan, "tembel, evden çıkmaz, uyur gezer, asosyal" gibi sıfatlarla beni kötülese de ben aslında gezmeyi seven, kültürel faaliyetlere katılan biriyimdir.. Güzel hatunların olduğu her yere gider, kızlar ve o yer hakkında bilgi edinirim.. İnsanlarla iletişimim çok iyidir.. Sürekli insanlarla içimden konuşurum.. Beni duymazlar ama gözgöze geldiğimizde ne söylediğimi anlarlar.. Misal geçen sene, Kadıköy Bahariye Caddesi'nde, gördüğüm baştan çıkarıcı hatun ile ilgili fantezi kuruyordum ki, kadın bakışlarımdan anladı ve "Balkon fantezisi güzeldi!" deyiverdi.. İletişim yeteneğim o kadar gelişmiş ki; bir bakış ile ne düşündüğümü karşı tarafa aktarabiliyorum..

     Arkamdan, "evde kalmış" diyenlerin aksine, bugün, erkenden uyandım, patates kızartması kahvaltısından sonra kendimi sokağa attım.. Her zamanki gibi paspal giyinerek, prensibimden ödün vermedim.. Hava güneşli olduğundan, fotoğraf makinesini yanıma aldım..

     Evden çıkarken, Piyer Loti'ye gitmeyi düşünüyordum ama oradaki mezarlıklar bana korku verdiğinden, bir vapur yolculuğu yaparak, Üsküdar'a gitme fikrini uygun buldum.. Doğrusu bu ya Kız Kulesi'nin orada bulunması sebebiyle, Üsküdar'a karşı içimde bir sıcaklık yok.. Tanıdığım herkesin orayı sevmesine rağmen ben, bir türlü sevemedim o ilçemizi..

     Yaklaşık 1 saatlik belediye otobüsü yolculuğundan sonra Eminönü'ne vardım.. Eminönü, her zamanki gibi göz kamaştırıyordu.. İDO'nun Üsküdar vapuruna bindim.. Vapurda başıma öyle bir olay geldi ki; ben, yanımdaki çift, üst kattaki iki kız ve olayı gören diğer herkes hep beraber kahkaha attık.. Aklıma geldikçe gülümsemeye devam ediyorum.. 


     Üsküdar, her zamanki gibi kalabalıktı.. Trafik yoğunluğu ve insan kalabalığı sebebiyle Üsküdar ilçesi, tarihi ve tabiat güzelliğini ortaya koyamıyordu.. Trafik, sahil şeridinden kaldırılsa, kalabalık bir insan potansiyeli orada olmasa, Üsküdar, Şehr-i İstanbul'un en güzel ilçesi olabilecek durumda.. Tabii Kız Kulesi'nin de yıkılması gerekir bu güzelliğin ortaya çıkması için..

     Sahilden, sol tarafa doğru, daha önce iki kere gittiğim Fethi Paşa Korusu'na doğru yol aldım.. Fotoğraf makinesi elimde olduğundan, sık sık fotoğraf çekme molası verdim.. Sahildeki büfelerden birinde ekmek arası döner yedim, ötekisinde çay yudumladım.. Uzun zamandır, mısır yiyemiyordum.. Seyyar tezgahta, tanesi 2 TL olan mısıra gözümü kırpmadan para verdim ve sıcaklığı sebebiyle tutmakta zorluk çektiğim mısırı hızlı hızlı yedim..

     Yürüyerek, 10 dakikada gidilebilecek yolu, 40 dakikada anca katettim ve nihayetinde Fethi Paşa Yalısı'nın önüne geldim.. Daha önce yürüdüğüm yoldan, ağır adımlarla ve fotoğraf çeke yürüdüm.. Daha önce çıktığım merdivenleri birer ikişer atlayarak çıktım.. İkinci katta boş bir yer bularak oturdum.. Rüzgârlı bir gündü.. Sevgililer elele tutuşmuş, kimisi sohbet ediyor, kimisi eşsiz manzaranın tadını çıkarıyordu.. Rüzgâr sebebiyle kızların saçları uçuşuyordu.. Saçları uçuşan kızların görüntüsü her zaman çekici gelmiştir bana.. Kimseye çaktırmadan, uçuşan saçları seyrettim.. Yalnızlığımı örtbas etmek için sürekli fotoğraf çekiyordum.. Bir kaç fotoğraf çektikten sonra çay yudumluyor, sonra tekrar fotoğraf çekiyordum.. Orada bulunduğum süre içerisinde, hep aynı yerlerin fotoğrafını çektim durdum.. Ara sıra alt kattaki insanların fotoğraflarını çektim.. "Saçları Uçuşan Kadın" adını verdiğim çok güzel bir fotoğraf çektim.. Bazen de gizlice, yanımdaki çiftlerin âşk fotoğraflarını çektim..

     'Sıcak bir günde, buraya kahvaltıya gelmek gerek..' düşüncesi ile yaklaşık 1 saatlik Fethi Paşa ikâmetime son verdim.. Yine ağır adımlarla Üsküdar'ın merkezine doğru yürüdüm.. Hızımı alamamış olacağım ki, Üsküdar'dan geçerek, Salacak'a doğru yürümeye başladım.. Kız Kulesi'ne en yakın büfede, kayalıkların üzerine koydukları minderde oturarak, gözlerim Kız Kulesi'nde iken çay içtim.. Herkesin hayranlıkla baktığı, bu tarihi eski taş binaya, ben kin ile baktım.. Evet, sahiden eşsiz bir güzelliğe sahipti.. Ama görüntüsünün güzelliği, benim hâyâllerimi yıkmış olmasının çirkinliğini unutturamıyordu.. Kız Kulesi'ne kin ile bakarken, "ya istediğim gibi olsa idi..?" düşüncesine daldım.. Zamanında, Kız Kulesi ile ilgili düşündeklerim olsa idi, Kız Kulesi, şuan benim için en kutsal mabedlerden biri idi..

     İki bardak çay içip, sevdalıların öpüşüp-koklaşmalarını kıskanarak izledikten sonra, duygusallığın da tüm gezme hevesini öldürmesi ile ayaklandım.. İki bardak çay için on bardak çay parası verdim.. Sırf manzarası sebebiyle bu kadar param gittiği için Kız Kulesi'ne bir kez daha kin güttüm..

     Yürürken, üç gündür sürekli mırıldandığım, sözlerini tam olarak bilmediğim Mustafa Ceceli'nin Karanfil şarkısını mırıldandım.. Bazen de Şebnem Ferah'ın Sil Baştan isimli şarkısını söyledim.. Biri yanımdan geçerken, sesimi kesiyor, yanımda kimse olmayınca yüksek sesle şarkıya kaldığım yerden devam ediyordum.. Aynı şarkıları, beş veya altı kez tekrar tekrar söyleyerek, Harem'e kadar geldim.. Arabalı vapura bindim.. Tost eşliğinde bir çayı da orada mideme yolcu ettikten sonra Eminönü'ne geldim..

     ...otobüse atlayıp eve geldim.. Daha eve girmeden, apartman merdivenlerini çıkarken, ben huzura erdim.. Bir evin, insana huzur vermesi, ne güzel bir şey..



İki Kere Hacca Gitmiş Adamı Bıçakladım..


İki kere hacca gitmiş bir adam, şefkat duygusuyla yüzüme baktı.. Gülümsedi.. Onun gülümsemesi, bana yumruk olarak geldi, tekme olarak geldi, küfür olarak geldi.. O bana şefkat gösterdikçe, ben, onun şefkatinin altında ezildim..

Ey aşağılık karakterim.. ! Ey kendini bilmez nefsim..! Ey bir türlü durmasını bilmeyen iradem..!
Yetmez mi, artık yetmez mi..?

İki kere hacca gitmiş o adamın şefkatle başımı okşaması bu kadar güzelken, ne düşündüm de o adamın arkasından iş çevirdim, bıçağı alıp mübarek toprakların kokusu sinmiş bedenine kan bulaştırdım..?


Köfte Gibi Sev Beni..

Otogar'da..
Karanlıkta..
Soğuk bir havada..
Bir dükkândan aldığım, içinde ne olduğunu bilmediğim, sağlıklı ve hijyenik olduğundan kuşku duyduğum, yediğim zaman beni hasta edebilme ihtimali olan ama yedikten sonra çok sevdiğim köfte gibi sevilmek istiyorum..
 
...Tıpkı riske girdiğim, bana zararı olabilme ihtimali varken ağzımda enfes bir tat bırakan köfteyi aldığım gibi riske gir ve al beni.. Tıpkı riske girip aldığım ve sevdiğim köfte gibi sev beni.. Belki, senden önceki herkese olduğu gibi, sana da büyük zararım olacaktır.. Belki, senden önceki herkese olduğu gibi, senin de ağız tadını bozacağım.. Ama belki, dünyanın en güzel şeyini tadar gibi tadacaksın beni..
 
Otogar'da..
Karanlıkta..
Soğuk bir havada yediğim köfte gibi..
Ne çıkacağımı düşünmeden,
sev beni..