Ne Hayat Be..

Ev..
İş..


Sonra


İş..
Ev..


vs vs vs..


Ve tabii uykusuzluk..






Kokarca..

Yastığın kılıfını, yorganı, çarşafı değiştirdikten iki gün sonra yenilerinden kötü kokular yayılmaya başlıyor.. Geceleri yatakta ne yapıyorum; niye bu denli pis kokular oluyor anlamış değilim ama sanırım ablalarımın dediği doğru; ben bir kokarcayım..




Sen Anne Oldun; Ben Mutluluktan Ağladım..

Dün akşam, elektrik kesilmişti.. Geç saate kadar gelmeyeceği söylendi.. Telefonumdan internete girdim.. Ve haberi öyle aldım..

Anne olmuşsun..

Adına eşdeğer bir isim koymuşsun kızına.. Zamanında, benim seninle ilgili ne hâyâlim varsa, bir başkasıyla birer birer yaşıyormuşsun.. Daim olsun.. Mutluluğunuz, huzurunuz, sağlığınız sonsuz olsun..


...Ama biliyor musun; keşke bu haberi, elektrik kesikken almasaydım..



Gitmek İçin Gelmişti..

İşten henüz gelmiştim..
İki dilim ekmek ve yoğurt yedim..
Televizyonu açmış, izlemeye koyulmuşken, dış kapıdan ses geldi :


Tak..
Tak..


Ben, komşunun biridir diye beklerken, kapıyı açtığımda O'nu gördüm..
Şaşırdım..
İçeri geldi..
Kısa bir süre bekledi..
Özür diledi..
Üzerini açmadan, geri gitti..


Aradan kısa bir zaman geçti,
tekrar geldi..
Kısa bir zaman sonra yeniden gitti..


Gitmek istemediği belliydi..
"Gitme" dememi bekledi..
Belki de zaten gitmek için gelmişti..
Neyse işte sonuçta gitti..
Yeri benim yanımken, niye, "gitme" dememi bekledi..?
Yoksa benim yanımda kendine yer mi edinmedi..?


Geldi..
Sevindirdi..
Gitti..
Hayatı bitirdi..


Sonra yine geldi,
daha çok sevindirdi..
Sonra yine ardına bakmadan gitti,
giderken bir şiiri de bitirdi..


Bilmezsiniz belki ama zaten yıllar önce gitmek için gelmişti..




Şartlı Sevgi..

Bizim sevmelerimiz de şartlı lan..
Şartlı seviyoruz bir insanı..
Belki iyi niyetliyiz; sahiden sevdiğimizi sanıyoruz ama esasında sevmiyoruz; şartların uygunluğunu beğeniyor ve şartlar uygun olduğu sürece o insanla hayatımızı devam ettiriyoruz..


Güzellik/Yakışıklılık şartına uyuyorsa seviyoruz..
Fiziksel durumunun uygun olma şartına göre seviyoruz..
Ailemizin izin verme şartına göre seviyoruz..
Güzel sözler kurabilme şartına uygunsa seviyoruz..
Bizden fazla beklentisi olmaması şartına uygunluğuna bakıyor, sabretme şartını yerine getiriyorsa seviyoruz..


Şartlar.. Şartlar.. Bizimkisi şartlı sevgi be..
 
Sonra e oluyor biliyor musunuz; şartlı sevdiğin insanla elele gezerken, oturup kahvaltı yapan iki gençten kız olanı, elele gezen çiftin ellerine öyle bir bakıyor ve durumu öyle garipsiyor ki; şartlı sevdiğin insanın elini bırakıyor ve bir daha tutmaktan imtina ediyorsun.. Şartlı sevginin aslında sevgi olmadığını, şartlara uygun hareket etmediğini, bir genç kızın bakışından anlıyor; haddini biliyorsun..






Fernando Muslera Anısı..

Kısmete bak..!
Türkiye'nin en iyi kalecisi olan Fernando Muslera bana denk geldi..

Ne zaman gol atmak istesem; golü engelledi..
Ama bu maç çok çok çok çok çok çok çok güzeldi..

Tasvirsiz Kadın..

"Tasvir ettiğin güzel kızlara benzemiyorum ama... " dedi, tasvir ettiğim tüm kadınlardan çok daha güzel olan, tasvir edebilecek cümle bulmakta sıkıntı çektiğim kadın..


Üzmek İstemiyorlar(mış)..

Her kim "Seni üzmek istemiyorum", "Seni kırmak istemiyorum" diyorsa; en fazla o kişi üzüp kırıyor insanı..




Çocuğun Ölümünü Anlat Bana..

Geç karşıma, otur şöyle.. Giyin üzerine bir şeyler.. Öncesinde bir çay demle.. Anlat bana anlatılabilecek ne varsa.. Saatlerce gezindir beni mazide..


Tezek kokulu çocukluğuna götür.. Tezek topladığınız, top oynadığınız, misket ve güvercin beslemekle aklınızı bozduğumuz günlere taşı beni.. Ekmeğin arasına yağ ve toz şeker koyup da saatlerce sokaklarda olduğunuz, futbol oynadığınız, çamurdan arabalar yaptığınız zamanlara götür beni.. Sakın boş konuşma n'olur; maziye taşı beynimi ve kalbimi..


Okula başladığınız, "Ağbi bu çocuk yazamıyor, elleri çok ağrıyor, geri kalıyor, sen bu sene bu çocuğu okuldan al" diyen öğretmene, "Hoca bu çocuk okuyacak!" diyen babanın babalığını hatırlat bana.. Sonra ilkokulu, ortaokulu, liseyi, üniversiteyi bitiren gençten bahset sıkılmadan..


Kalk, çok demli olmayan, tomurcuklu bir çay dök bana.. Sonra geç karşıma ve bana maziyi hatırlat yeniden..


Tüm okul hayatı boyunca ellerinin cepte olmasını hatırlat.. Hoşlandığın kızlara bir şey söyleyememe durumundan bahset.. Kendini kitaba, şiire, şarkıya ve tabii türküye verdiğin zamanları yad et.. Bir film izlerken, dokunsan ağlayacağın durumlara gelinen zamanlardan bahset..


Çalışma hayatını anlat bana.. Bir işe yarıyor olmanın mutluluğunu, ilk maaşı, kendini kanıtlamak için fazladan iş yapmanı, sorumluluktan hep kaçınmana rağmen o sorumluluğun gelip hep seni bulmasından bahset.. Trende, vapurda, otobüste seni inceleyen insanları incelediğini anımsat.. İnsanlar senin tek bir yerine bakarken, senin o insanları detaylarıyla tasvir edebilme yeteneğini kazandığından bahset.. Uzun yolculuklar boyunca kendini kitaba verdiğini, hayaller kurmaya başladığını, zihnini toparlamakta zorluk çektiğin için her işi mizaha döktüğünü söyle.. Mizahın arkasına sakladığın hayatını çıkar gün yüzüne..


Sonra bir çay daha dök.. Geç karşıma, kalbime bak, yaşaran gözlerini kurut ve devam et anlatmaya..


Bir davaya gönül verdiğinden bahset.. İnsanlığı sevmenin yolunun kendi milletini sevmekten geçtiğini anlat.. Davaya gönül vermenin kararlılığından, bir kadının sevgisi için vazgeçtiğini anlat.. Seni sevmeyen, asla senin olmayacak bir kadının gözlerinde esir kaldığını hatırlat.. Mor dağlardan inip deryalara daldığın günleri söyle.. Sevdiğin kadının bir başka erkeğin kollarında olmasının acısını hisset kalbinde.. Yıllar sonra "işte bu" dediğin bir kadının varlığı ile gelecek için hayaller kur; o kadının annesi tarafından dünyanın en ağır sözlerini duyarak, bu dünyada sana mutluluk olmadığını anla bir kez daha.. Tam her şey bitti derken; yıllar sonra yanlış zamanda bir kadınla tanıştığından, kadının seni senden aldığından ancak onun da imkansızlığından bahset.. Ve bu arada bir çok kadının hakkına girdiğini hatırlat..


Öyle bakma gözlerime.. Kalk bir çay dök.. Tüm hayatının hayallerden ibaret olduğunu, hep mutlu günleri arzuladığını ama hep sükut-u hayale uğradığını anlat.. Sürekli umut ettiğinden dem vur ve tabii umut etmekten korkmaya başladığından bahset..


Susma, öyle bakma gözlerime; anlat bana.. Tezek kokulu bir hayattan, parfüm kokusuna geçişi anlat.. Tezek kokarken de, parfüm kokarken de hayatında hep bir şeylerin eksik olduğunu, hayatın boyu o eksikliği kapatmak için çırpındığını, her çırpınışta biraz daha eksildiğini söyle.. Kalabalıktaki yalnızlığından, ömrün boyu aradığın eksiğinin ne olduğunu bir türlü bulamadığından, yalnız ölecek olmanın, bir "babba" kelimesine dünyaları verebileceğin gerçeğinin kalbine hançer gibi saplandığından bahset..


Bir çay daha dök bana..
Gerekirse sarıl ve ağla..
Ağla, içinde anlatmayı unutan, ölen bir çocuğun ruhuna sahip olan adama..


 

Kaybetme Korkusunun Başa Gelmesi..

Bugüne kadar kaybetmekten korktuğum ne varsa, ilk önce onu kaybettim..


Duvarlara Yazmışlar..


Duvarlara yazmışlar.. Daha ben ne yazayım ki.. !




Ah Bir Anlatabilsem..

Yalnızım..
İnanın bana, çok yalnızım..
Belki sevdiklerim var, sevenlerim var ama inanın bana çok yalnızım..