Yıl Gibi Hâyâller de Biter..

 2023 yılının son günü.. Bir yıl daha geçip gitti ömürden.. Neredeyse 42 yaşına girmiş oluyorum böylece.. Ne var elimde..?

Artık kesinlikle biliyorum.. :

+ Şoför olamayacak, arabaya atlayıp kafamın estiği bir yere gidemeyeceğim..

+ Oğlum olursa, oğlumla birlikte halısahada top oynama hâyâlim hiç gerçekleşmeyecek..

Yıllardır kurduğum bu hâyâller de tıpkı 2023 yılı gibi bir daha hiç gelmeyecek şekilde bitmiş oldu böylece.. 




Evcil..

 Ne kadar evcil biri olduğumu tahmin bile edemezsiniz.. Eskiden hiç değilse sokaklarda gezer, bir nebze de olsa stres yükünü boşaltırdım.. Şimdi dışarı çıkasım yok, çıksam bile daha fazla stres yükleniyorum.. Evde bulduğum huzuru hiçbir yerde bulamıyorum.. Bir insanın hâyâli, eve gidip uzanarak televizyon seyretmek olur mu..? Benim hâyâlim tam da bu işte.. Neyse..

Yazacak ve anlatacak hiçbir şeyim yok... Evden işe, işten eve gel git yapıyorum.. Hoş, anlatacak şeylerim olsa bile kime ne anlatacağım ki..? Herkesin derdi dünya kadar.. Kim kimi gerçekten dinliyor, kim kimi gerçekten önemsiyor ki..? Birine güveneceksin de, içini dökeceksin de, seni can kulağıyla dinleyecek de, yargılamayacak da... Ölme eşeğim ölme..

Hayatımdaki en önemli şey televizyon.. Varın gerisini siz anlayın işte..




21 Aralık..

Ne zaman 21 Aralık olsa, baştan aşağı sen kokuyorum.. Yüzüm gülüyor, duygularım coşuyor, var olduğunu bilmenin mutluluğu kaplıyor her yanımı..

Her 21 Aralık'ta, anlam katıyorsun anlamsız hayatıma.. 

Hoş geldin..



Hayattaki Değerim..


 Dört soruya cevap vereceğim bir kişi bile yok.. Teşekkür ederim hayat..


Var mı, Yok mu..? Hâyâl mi, Gerçek mi..?

 İki arada bir derede kalmak benimkisi.. Beyin farklı bir şey, kalp farklı bir şey diyor.. Birisi artık hiç inanmıyor, birisi gözü kapalı teslim oluyor.. Birisi, "ye, iç, gez, gününü gün et" diyor, birisi "sabret bekle" diyor.. İki arada bir deredeyim işte..



Uçuk Kaçık..

Varken kıymeti bilinmez bir şeymiş sağlık.. Kimseye muhtaç olmadan bir yaşam sürmenin kıymetini bir türlü anlamazmışız.. Doğarken bize bahşedilen görme, duyma, yürüme, vb yetilerin ne kadar önemli olduğunu hiç fark edemezmişiz.. Ne zaman ki elden gider, o zaman kıymetini anlarmışız.. 

Sağlık gibi, hayatımızdaki değerli insanların kıymetini de onlar yokken anlayabiliyoruz.. Yani biz insanoğlu, bizde var olan hiçbir şeyin kıymetini bir türlü idrak edemiyoruz..

Ben de birçok insan gibi kıymet bilemeyenlerdenim.. Hayatımda var olan her şeyin/ herkesin değerini, onları elimden kaçırdıktan sonra anlayabilenlerdenim..

Yaklaşık 15 gün önce soğuk algınlığı yaşadım.. Hapşırık, burun akıntısı, halsizlik vs derken, iki-üç gün süründüm.. Son gün aklıma hamama gitmek geldi de sonrasında biraz toparlandım.. 

Sonrasında her sene olan bir şey oldu ve dudağımda uçuk çıktı.. Zaten ne zaman ateşlensem veya vücudumun içinde olağan dışı bir şey olsa, dudağımda uçuk çıkar.. Doğrusu bu ya, hiç de sevmem uçuk çıkmasını.. Uzun dönem görüntü kirliliği oluşturmasının yanında, sonrasında yara halini alması, sürekli kuruyup kan gelmesi, yediklerinin içtiklerinin iyice zarar vermesi, sürekli sızlaması, dudağının bir köşesinde yara olmasının kötü hissi ve dudak kuruluğu... Yani oldum olası uçuk çıkmasını sevmemişimdir ama en ufak bir şeyde de uçuk gelir konar dudağıma.. Acaba neden..? Herkeste olmayan şey, bende neden bu kadar çok oluyor..?

Haaa.. Bana yakışıyor, orası ayrı.. Zaten erkek dediğin, kel, göbekli, küçük pipili, kıllı, çirkin ve uçuklu olur.. Bunlardan birinin eksikliği, erkekliğin o denli değer kaybetmesi demektir..

Diyorum ki, madem bu uçuk denilen şey, beni hiç yalnız bırakmıyor ve her fırsatta gelip çiçek gibi renkli renkli dudağıma konuyor, ona bir isim bulalım da bari bir kişilik kazansın.. Kişiliksiz hiçbir şey benimle olsun istemiyorum.. Hele hele bu şey dudağımda ise, ismini bilmediğim, yabancı bir şeyin dudağım gibi namahrem bir bölgede olmasını istemem.. İsmi olsun da nasıl hitap edip, nasıl davranacağımızı bilelim..

Sevgili bilim insanları, siz de hiç yorulmayın lütfen.. Hastalarda uçuk çıkıyormuş, günlerce sızlıyormuş, dudakları kupkuru imiş, bir türlü geçmiyormuş, ne önemi var..? Bir merhem veriyorsunuz, kırmızımsı uçuk, sarımsı/kahverengimsi bir renge bürünüyor, iyice kuruyor ve her fırsatta kan akıyor, tam iyileşti derken yeniden yara halini alıyor ve bir türlü geçmiyor.. 

Şimdi geçmek üzere ama yarın kan gelip yeniden başa sarmayacağını bilemiyoruz tabii.. Bu uçuk öyle gizemli bir şey.. 

Yalnız şimdi yazarken aklıma geldi.. Acaba öpüşmek işe yarar mı..? Hani bazı hayvanların ağız salgısında antiseptik özellikler var ve yaralara iyi geliyor ya, belki bazı insanların da öyle bir özelliği vardır.. Denemek gerek.. Aha uzattım yamuk dudağımı, sağlık için yumulun hele.. İnsanlık ölmedi ya..


Şimdi Sessizlik..

Şimdi Allah'a, zamanın unutturan şifalı gücüne teslim olma zamanı..

Şimdi sessizlik vakti..




Bedene Tezat Ruh..

Hani insan kaç yaşında olursa olsun, ruhu hep genç kalıyor ya, keşke bedenle birlikte ruh da yaşlansa idi.. Zira şuanki durumda çok tuhaf görüntü oluşuyor.. 


Milletin "amca, dayı vs" dediği koca göbekli, kelli felli bir adamsın ama ruhun hâlâ genç; içten içe saklambaç, misket oynuyor, ip atlıyor, top peşinde koşturuyorsun.. Sürekli görüntüne ve bedenine yakışmayacak şeyler yapıyorsun.. Bedenine uygun olarak 'ağır abi' olman gerekirken, sen hâlâ içinden evcilik oynuyorsun.. Dolayısıyla bedenine ve görüntüne tezat bir hayat yaşıyorsun.. 


...Hatta -sanırım- insanın bu kadar umutvari olmasının bir sebebi de bu ruhun bir türlü yaşlanmıyor oluşudur.. Bedenin yorgun düşmüş, gözlerin kapanıyorken, gecenin bir vakti hâlâ umutvari hâyâller kuruyor olmanın başka bir açıklaması olmasa gerek.. Hayatımızdaki düzensizliğin ve yıkımların sebebi de yine bu yaşlanan bedene inat genç kalan ruhtur.. Kannımca yaşlı bir ruh, bu kadar toy hareketler yapmamıza izin vermezdi.. Yani demem o ki, düzen ve huzur istiyorsan, bedeninin ölümü gibi ruhunun da ölmesinin bir yolunu bul..


Hediyesiz Geliş, Biz'i Ben Ediş..

Selam, hoşgeldin..

Görüyorum ki eli boş gelmişsin.. İçimde bir yerde, bir hediye getirirsin umudu vardı doğrusu ama canın sağolsun senin..

Tekrar tekrar hoşgeldin..



Meteliksiz Alışveriş Bağımlısı..

... Çünkü sadece alışveriş yaparken beni adam yerine koyuyorlar, bana ilgi gösteriyorlar, beni memnun etmek için uğraşıyorlar..

...............................
Aslında biliyordum benden hiç bir .ok olmayacağını.. Kendime dair umutlarım vardı sadece.. Salakça bir umut işte.. Oysa tek gerçek, meteliksiz bir alışveriş bağımlısıyım..




Sensiz..

Kurumuş bir ağaç dalından düşen kuş yumurtası gibiydi ömrüm..

Bir kuş geldi, kondu, yuva yaptı..

Sıcacık tüyleriyle sarıp sarmaladı beni.. 

Sonra şiddetli bir rüzgâr esti.. 

Kurumuş ağaç dallarının birbirine dokunma sesi kulakları dağladı..

Ansızın yuvam dağıldı..

Ben yere düşerken, sıcacık yuvam rüzgârda uçuşuyordu.. 

Şimdi yuvamdan uzaktayım.. 

Kendimi "iyiyim" sanıyordum..

Oysa kırılmıştım, 

hasretin acısını "iyiyim" kelimesinin ardında saklıyormuşum..

Şimdi anladım :

Yurtsuzum..

Yuvasızım.. 

Bir yere ait olma hissinden uzağım..  

Kurkusuz bilirdim kendimi, oysa çok korkağım.. 


Kurumuş bir ağaç dalından düşen kuş yumurtası gibiydi ömrüm..

Bir yuvaya hasret dolu.. 




Bu İnsanlık Mı..?

Dünyada bu kadar vahşet varken, masumlar öldürülüyor, anneler çocuklarını kendi elleriyle gömüyorken, gözyaşları sel olmuş, insanlar yemeği, elektriği, suyu bulamıyorken, benim kendimi bu kadar düşünmem normal mi..?

Üzülüyorum, evet cidden üzülüyorum ama sanki bu üzülme durumu çok yetersizmiş gibi.. Tek önceliğimin, bomba yüzünden evlerinin enkazında kolu, bacağı, kafası kopan çocukların olması gerekiyormuş gibi...

...Oysa ben kendimle meşgûlüm sadece... Varsa yoksa kendi dertlerim.. Ruhumun kimsesizliği, bedenimin her geçen gün biraz daha fazlalaşan istekleri... 

Bu kadar mı bedenimin kölesi oldum da insanlıktan uzaklaştım..? Yoksa insanlık da zaten bu muydu..? 



Karanlık İstanbul..

Ne çok zaman olmuş geç vakitlerde sokaklarda olmayalı..

Eskiden karanlık çöktükten epey sonra eve girerdim.. O zamanlar arkadaşlarım vardı.. İş çıkışı onlarla buluşur, gezer, çay-çorba içer, kakara kikiri yapar öyle eve geçerdim.. Bazen gece yarısını geçmiş olurdu eve varmam.. Şehr-i İstanbul'un bir ucundan, bir başka ucuna gittiğimi bilirim.. 

...Sonra ne olduysa işten eve, evden işe bir hayatım oldu.. Değil gece yarısı, karanlık çökmeden eve girer oldum.. Her geçen gün yalnızlaştım.. Bırakın gezmeyi, sohbet edecek kimsem dahi kalmadı.. Her şeyimi anlatabildiğim o teyze ruhlu kadın bile çıktı gitti hayatımdan.. Ben iyice kabuğuma çekildim, yalnızlaştıkça yalnızlaştım.. En büyük hedefim erkenden eve gidip, televizyon seyretmek oldu.. Karanlık çökünce dışarıda olmak huzursuz etti beni.. Sevdiğim kadın yanımda iken yalnızlığıma merhem oldu ama sonuçta herkesin bir hayatı vardı, öncelikler farklıydı, hayata aynı pencereden bakmak kolay değildi.. Ki zamanı geldi, zaten o da hayatıma güzellikler kattıktan sonra herkes gibi çıktı gitti.. 

Dün dışarıda idim.. Hava kararmıştı.. Önce Bakırköy'e gittim, sonra trene binip Sirkeci'ye gittim.. Orada gezdikten sonra tramvaya binerek Topkapı'ya geldim.. Bir parkta oturdum, türkü dinledim, türkü mırıldandım.. Saat 11'e kadar kaldım orada.. Etrafımda tuhaf insanları görünce, korktum ve metrobüse binerek evin yolunu tuttum.. Eve vardığımda 12'yi geçmişti saat.. 

Eskiden de bu kadar korkaktım ama nedense artık daha çok korkar oldum.. Sanırım imanım azaldıkça korkma seviyem artıyor.. İnsanlardan da, ölümden de daha çok korkar oldum.. Bunun temelinde öldükten sonra hesap veremeyecek olmanın tedirginliği var sanırım..

Dün gece dışarıda olunca, bugün yeniden niyet ettim ve karanlık çökünce yine attım kendimi dışarıya.. Saat 9'u geçiyor.. Florya'da deniz kenarında bir bank'a oturmuş bu cümleleri uyduruyorum.. <Cümle Uydurukçusu>'yum ya, işimi yapıyorum.. 

Hava güzel olduğundan olsa gerek, herkes sokaklarda.. Deniz kenarında çoluk çocuk yürüyor insanlar.. Şehr-i İstanbul'un karanlıkta bile ne kadar doyumsuz bir güzellikte olduğunu düşünüyordur birçoğu.. Ben ise yine yalnızım.. Şehr-i İstanbul'u, havanın güzelliğini, karanlığı, deniz kenarını, türkü tadında olan akşamları anlatacağım kimsem yok.. Eskidendi insanların yanımda olması, Kadıköy gezileri, şarkılar, çaylar, espriler, kahkahalar... Şimdi sadece cümlelerini yazabiliyorum o eski günlerin...

Yalnızım.. Kalbim hep yalnızdı; bedenim de, ruhum da, cümlelerim ve türkülerim de yalnızlaştı artık.. Meğer yalnızken ne kadar  kıskanç, korkak, çaresiz ve özgüvensiz oluyormuş insan.. Huzursuz ve uykusuz günlerin ardından, karanlık günlerin de beni sarıp sarmalamasını izliyorum sadece.. Her gün, bir önceki günden daha fazla dipsiz kuyulara iniyor gibiyim.. İnsanoğlu yalnız kalabilecek bir varlık değilmiş, bunu öğrendim..


Bismillah..

Neyse, olan oldu artık.. Ağlamanın, zırlamanın bir faydası yok.. Allah emanetini alana kadar yeniliğe açık olmak, yeni hâyâller kurabilmek gerek.. 

Kim bilir, belki, şu dağın ardında yemyeşil bir düzlük vardır.. Aşılmaz denilen dağı aşayım yeter ki.. Gerisi gelir elbet.. Hem neler neler geçmedi ki..? Bu da geçer ya hu.. İllaki davulun bile dengi dengine çalacağı günler gelir.. Sonuçta benim bu hayattan alacağım var hâlâ..

Haydi bismillah..



Çok Şey İstemek..

 Sizden, bana, normal insana davranır gibi davranmanızı, normal insana bakar gibi bakmanızı isteyerek çok şey mi istemiş oluyorum sahiden..? Sıradan, normal, herkes gibi olmayı arzulamak, konu benken, insanların başka insanlara bir şeyler söylerken sadece huyumu/suyumu söyleyebilmelerini, beni başkalarından saklamamalarını istemek cidden çok şey mi ya..! Yormayın be.. Aha ölüp gidiyoruz, saçımız-sakalımız ağardı, yormayın artık ya.. Bırakın da sıradan bir insan gibi yaşayıp, sıradan biri gibi geberip gideyim..



Bir Ben Kaldım..

O, başka şehirde nefes almaya başladığından beri yeniden kendimi yalnız hissetmeye başladım.. Sanki onca şey hiç yaşanmamış gibi.. Daha yeni gitmiş olmasına rağmen sık sık beraber anılarımızı düşünüyorum.. Arada da fotoğraflarımıza bakıyorum.. Bir şeyler yapmak istiyorum, yeni hayatında beni hatırlayacağı bir ev hediyesi, hiç olmadı yeni işi için bir tebrik mesajı, çiçek vs ama hiç içimden gelmiyor inanın.. Kızgın gibiyim, küskün gibiyim, yıllar sonra mutlu olmaya başlamışken, sanki boynu bükük bırakılmış gibiyim.. Oysa zaten gideceğini bilerek başladım onunla nefes almaya.. Onun sevmediğim, hoşuma gitmeyen, beni herkesten gizleyip ötekileştiren yanlarını düşünüyorum arada.. Sanki olumsuz şeyleri düşünürsem, gidişine daha kolay alışacakmışım gibi.. 

Kendime de kızıyorum tabii.. Davul bile dengi dengine iken, neden boyumu aşan sularda yüzmeye çalıştım ki...Daha en başından kalbimi dinlememem gerekirdi.. Bana mı kalmıştı zor günlerinde destek olmaya çalısırken esasında köstek olmak..? Bak işte, yalnız kalan ben oldum..

Yıllık izindeyim uzun zamandır.. Önce Marmaris'e gittim.. Orada iken bir sürpriz yaptı, yanıma geldi, beni kötü bir şey yapmaktan alıkoyup aynı gece İstanbul'a getirdi.. 

Sonra dayım vefat etti.. Cenaze, gelen giden insanlar derken, pazar günü yer ayırıp,  yeniden tatil için Alanya'ya geldim.. 

Ucuz ve dandirikten bir otel buldum.. Sezonun sonu geliyor ama hava da deniz de sıcak.. Beş-on yaşlı yabancı turist, üç-beş yerli aile var.. Hee bir de balayında olan genç bir çift..

Hem o balayında olan çift, hem de baba, anne ve kızlarından oluşan ailenin denizde taş sektirip şen kahkahalar atmaları sebebiyle bugün kendimi tam olarak eskisi gibi yalnız ve kimsesiz hissetmeye başladım.. Daha önce de yalnız hissediyordum ama bu başka.. Bu tıpkı ilk yazı yazmaya başladığım günlerde hissettiğim ve milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki insanların bile hissedebileceği bir yalnızlık hissi.. 

..Yani yeniden, bir ben kaldım üç beş günlük mutluluk nefesinin ardından.. Yıllar önce demiştim zaten, bu hayatta benim payıma düşen yalnızlıktır sadece.. Başka bir hisse kapılmam da kendimi kandırmaktır işte..



Çocuk Ruhlu Neşeli İnsanlar..

O zamanlar gençtik.. Ben uzanır televizyon seyrederdim, sen müzik dinler, oynar, eğlenirdin.. Arada sana göz gezdirir, gülümserdim.. Sen bazen oynarken saçlarını yüzüme tutar, bazen alnını öpmem için ters bir şekilde oynamaya devam eder, bazen de tüm ilgim sende olsun diye televizyon karşısına geçip oynardın.. Ben "off poff" ederdim ama esasında bu durum çok hoşuma giderdi..

Diyorum ya, o zamanlar gençtik.. Şimdi anca o güzel günlerin hâyâlini kurabiliyorum.. Benim neşem eskiden beri zaten pek yoktu da yanımda oynayıp gülen, bana enerji veren, çocuk ruhlu neşeli insanlara hasret kaldım..


Başka Şehirde Çiçek Açacakmış..

 O gidiyor..



Biz Senle..

 Ee o zaman gelin, Cem Adrian'ın bu eşsiz şarkısını dinleyelim.. Zaten bizim payımıza hep, bir deniz kenarında yalnız başımıza şarkı dinlemek düşmedi mi..?


"

...

Biz senle…
Aynı toprakta yetişen,
Ayrı dallarda yeşeren,
Aynı rüzgarda devrilen çiçekler gibiyiz.


Biz senle…
Aynı yağmurdan dökülen,
Ayrı dağlardan süzülen,
Aynı denizde can veren nehirler gibiyiz.


Biz senle…
Aynı toprakta yetişen,
Ayrı dallarda yeşeren,
Aynı rüzgarda devrilen çiçekler gibiyiz.

...

"



İyi Ama Ben Öyle Değilim ki..

Ben aslında öyle bir insan değilim.. Herkes beni öyle sandığı için öyle davranıyorum sadece..



Bakırköy'de Ölmüş Hâyâller..

Bugün iş çıkışı Bakırköy'e gittim.. Niye gittim bilmiyorum... Gezinmek istedim.. Ve gezindim biraz..

Ne zaman Bakırköy'e gitsem kendimi alışveriş yaparken buluyorum.. Bu da bana Allah'ın bir cezası sanırım.. "Alışveriş yapmak nasıl bir ceza?" diye soracak olursanız, pek anlatabileceğim bir şey değil aslında.. Param yokken, o kadar yardıma ihtiyacı olan insan varken, benim neredeyse hiçbir yeni şeye ihtiyacım yokken, buna rağmen alışveriş yapıp parayı sokağa atıyorsam, bu olsa olsa bana Allah'ın bir cezasıdır diye tahmin ediyorum.. Dünyayı, ahirete tercih etmenin bir göstergesi yani..

Neyse.. Benim bugünkü konum farklı..

Bakırköy'de gezerken, sağımdan solumdan geçen insanlara bakıyorum da, ben gerçekten bu hayatı kaybetmişim.. Her gördüğüm genç insan, yıllar önce kurduğum tüm hâyâllerin birer birer yıkılışının bir kanıtı gibiydi..

Bundan önce o kadar hâyâlim yıkıldı, bu yaşa geldim, hâlâ yeni hâyâller kurabilecek gücü buluyorum kendimde.. Bence bu hiç iyi bir durum değil.. Zira her hâyâl, devamında hâyâl kırıklığını getiriyor.. Ben bir türlü akıllanamıyorum yani.. 

Cidden ne hâyâllerim vardı ya.. Sahiden yazık oldu bana.. İnşaallah ahirette karşılığını alırım diyeceğim amma ne büyük bir günahkâr olduğumu bildiğim için bu duayı bile edecek yüzü bulamıyorum ki kendimde..



Zam Zam da Zam Zam..

 Canlarım, bi'tanelerim, ağzını burnunu gıtladıklarım, agucuk gugucuk yaparken türkü söylediklerim, sıcak hava yetmezmiş gibi bir de kor ateşlerde sıcak salep ısmarladıklarım...


 Artık yetmez mi..? Bu zamların sonunun gelmesi gerekmez mi..? Her markete gittiğimde zam gelmiş oluyor.. Üç -beş gün önce aldığım bir ürünü aynı fiyattan alamıyorum.. Et öyle, süt öyle, peynir öyle, bal öyle..


Ulan 800 LİRANIN altında doğru dürüst pantolon yok; ne yapayım, beyaz paçalı donumla sokaklara mı atayım kendimi..? Beni böyle görmeye hazır mı bu ülke insanları..?


Yani madem bu işi yapamıyorsunuz, madem elinize yüzünüze bulaştırdınız, sizin hatanızı ve beceriksizliğinizi neden ben çekiyorum.. ? Size oy verenler ve siz, benim zararımı karşılayın arkadaş ya..!

"Kazandık kazandık" diye ortalığı ayağa kaldırıp, biz oy vermeyenleri hor görüp, üstüne bir de bizi "hain" ilan edenler, bi'zahmet gelin de benim market ve giyim ihtiyaçlarımı karşılayın.. Faturalara bir el atın da görelim ülke/millet sevginizi.. 

Hadi bakalım..


Yarım Adam..

Daha önce yazmıştım, yine yazayım..

İstanbul gibi bir yerde, kırk yaşını geçmiş bir adamın arabası yoksa, o adam her yönden yarım bir adamdır..

İşte ben o tarif ettiğim yarım adamım..

 Beni yarım adam olmak zorunda bırakan bu düzenin de, bu sistemin de ...................... !



Lafta Kalır Her Şey..

Bakmayın insanların uzaktan kurduğu beylik cümlelerine, olumlu laflarına, kedi yavrusu tavırlarına, herkese uzattığı zeytin dallarına.. İş ciddiye binince, inat, gurur ve kibir girer devreye..



Sanane..

İlişkilerde söylenmemesi gereken bir kelime vardır : "Sanane?"

Düşünsenize, bir sevgiliniz var, onunla bir yola girmişsiniz, hemen her şeyini bilmek istiyorsunuz.. Onu daha iyi tanımak, onun hakkında bilgi edinmek ve bundan sonraki dönemlerde onun hayatı hakkında farkında olmak için soru soruyorsunuz.. Sorunuza cevap olarak, "sanane?" diyor.. Ne kadar kötü bir durum değil mi..? 

Bu "sanane?" öyle bir şey ki, aranıza aşılmaz duvarlar örer.. İlişkiye resmiyet katar.. Sıcaklığı, samimiyeti öldürür.. "Sanane" diyerek esasında "Haddini bil, sen kimsin ki bunu sorabiliyorsun?" demek ister.. Ve bu da ilişkide büyük bir yara açar..

Hele hele karı kocanın birbirine "sanane" demesini asla anlayamam.. Elbetteki her insan farklıdır.. Elbetteki her bireyin hayatı, düşünce yapısı, estetik anlayışı, istekleri ve hâyâlleri farklıdır.. Ama karı kocanın birbirine "sanane" demesi, büyük, çok büyük sorundur..

Demem o ki, şu kelimeyi sevdiğiniz insanlar için kullanmayın be.. Gerek yok... Cidden hiç hoş bir kelime değil.. Sevdiğiniz insana, bu kadar basit biriymiş gibi hissettirmeyin..



Göründüğü Kadar Basit Değil..

Bu akşam, komşunun oğlunun sünnet düğünü vardı.. Günler öncesinden davetiye göndermişti.. Apartmandaki herkes gitti.. Ben gitmedim.. Gitmeden önce pişman olacağımı bile bile gitmedim.. Ve tabii ki pişman oldum..

Gitmedim çünkü arabam yoktu.. Haa taksiyle gidemez miydim..? Giderdim elbet ama bu defa da bir düğüne yalnız  gitmenin benim ruhumda açtığı yaraları bildiğim için aynı hisleri yaşamaktan korktum..

Aslında ne kadar basit değil mi..? Altı üstü komşunun çocuğunun sünnet düğünü.. Gideceksin, görüneceksin, 10 dakika duracak, takını takacak ve çıkıp geleceksin.. Basit görünüyor.. Gel gör ki, o kadar basit değil her şey.. Maziden kalan yaraların çıkıyor gün yüzüne.. 

Benim arabam yok.. Araba kullanamayacağımı söylüyor doktorlar.. Ve benim bir düğüne katılabilecek kimsem de yok.. Bugüne kadar hep birilerinin yanında sığıntı olarak gittim bu tür organizasyonlara.. Bugün de sığıntı olmaya cesaret edemedim işte..

O kadar basit değil yani.. Yaraları olan sığıntı biri, birden karakteri olan bir birey olup da insan içine çıkamıyor..




Her Yer Gurbet..

Gurbette bir başıma ne yaparım..?



Sıcak Bunalması..

Ya bu nasıl bir sıcak, cidden nasıl bir sıcak bu ya..!

Evin her odasına geçiyorum, üstümde sadece baksır ve atlet var, neredeyse çıplak yatıyorum, yine de sıcacık, her oda yanıyor.. Paraya kıyıp klimayı açıyorum, klima karşısında bile terliyorum.. Cidden çok bunaldım ya.. Terlemekten, ter silmekten, ter kokmaktan bıktım.. Ardahan'dan gelen aklıma tüküreyim.. Deniz kenarında olmama engel olan ne varsa, ona tüküreyim.. 

Bu-nal-dım..!

Yardım et Allah'ım, bu sıcağa dayanamıyorum..



Her Şey Çok Pahalı..

Her şey çok mu pahalı, yoksa bende mi bir bereketsizlik var..?

2 gün önce aldığım maaştan nasıl oldu da elimde sadece 1002 lira kaldı..? Üstelik cidden hiçbir yere ve özel zevke harcama da yapmadım.. Maaşın gelmesine 28 gün var ama benim maaş bitti.. Yıllardır ilk kez başıma geliyor böyle bir şey..

Allah kimseye muhtaç etmesin, kredi kartı ile bir şekilde hallolur da bu kadar pahalılık fazla değil mi ya..?



Göbeğimden Vazgeçmem..


 Memlekette herkese "İstanbul'a bir gideyim, sadece yoğurt yiyeceğim; bu göbeği eriteceğim.." dedim.. 

Geldiğim günden beri ya dışarıdan sipariş ettim ya da dışarıda hamburger yeyip kolaları içtim.. İlk kez yoğurt yiyorum.. Doymayacağımı bildiğim için yarım ekmek de beraberinde yiyeceğim.. Muhtemelen yine doymayacak ve akşam saatlerinde sağlıksız şeyler atıştıracağım.. 

Artık kesinlikle eminim ki, benim zayıflamama ve göbekten kurtulmama imkân yok.. Zaten yakın zamanda geberip gideceğiz, bari yiyip içip keyfime bakayım diyorum..




Sıcak Hava Elbisesi..

Ardahan'dan geldiğim günden beri kim derdi ki oraya hasret olacağım..? Öyle bir sıcak var ki İstanbul'da, memleketin o soğuk havasına hasretlik çekiyorum.. Sıcakta yatılmıyor, sıcakta gezilmiyor, sıcakta durulmuyor ya.. Vücudumda terlemedik yer kalmadı.. Cidden boğuluyormuş gibi hissediyorum.. Her geçen saniye eriyormuşum gibi.. Sürekli off pofff halindeyim..

Hani kadınlar tek elbise giyiyor ya, benim fantezi kurmak için çok sevdiğim askılı elbise, şöyle püfür püfür esen elbise; serinlemek için onu giyinip sokağa çıksam çok mu garipsenir acaba ya..?



Tatil Bitti..

...Ve böylece bir memleket turu daha bitti.. Nasip olursa yarın İstanbul'a dönmüş olacağım.. Ve 2 gün sonra yeniden misafirlerimizle kaldığımız yerden devam edeceğiz..

Burada kaldığım süre boyunca kötü şeyleri değil de iyi şeyleri akılda tutmak istiyorum.. Evin bahçesindeki ağaçların altında oturup çay içmek ve terlemeden geceleri rahat uyuyabilmek en güzel şeyler olarak aklımda kaldı..

Hayatımızda güzellikler çoğalarak artsın inşaallah..


Memlekette Kısa Kollu Giyemeyen Yalnız Adam..

Memleketteyim hâlâ.. İstanbul'a dönüş için anca ayın 11'ine uçak bileti bulabildim..

Sabah 8.30 gibi uyanıyor, kahvaltı yapıyor, evin bahçesindeki ağaçların altında saatlerce oturuyor, tüm gün çay-kahve içiyor, yemek yiyorum.. Mide ağrılarım daha da arttı..

Burada zaman geç geçiyor.. Birkaç kez çarşıya gittim.. Güzel yerler var ama gelişmesi ve zihin değişikliği için daha yıllar lazım..

Çocukluğumdan, okuldan tanıdığım birkaç insanla karşılaştım.. Hiçbir samimiyet kalmamış aramızda.. "Nasılsın, ne yapıyorsun?" sohbetinden başka, tatmin edici ve maziyi hatırlatıcı sohbet gelişmiyor bir türlü.. Herkes kendi hayatıyla meşgûl ve yeni birine açacakları yer yok gibi..

Yeğenim ile oynuyoruz çoğu zaman.. Ona da ilgi gösterince tüm gün yakandan ayrılmıyor.. Haliyle ben de bunalıyorum bu kadar ilgiye.. "Yok" kelimesinden anlamıyor ve istediği olmayınca büyük olaylar çıkarıyor.. Ne yazık ki annesi ve babası ipin ucunu kaçırmış durumdalar..

Önceki senelerde her gün mezarlığa gider, babamı ziyaret eder, Yasin okurdum.. Bu sene, üç-dört günde bir anca gidiyorum..

Hava güzel.. Terletmiyor.. Bunaltmıyor.. Çoğu akşam soba yakıyoruz.. Kuzinesine patates atıyoruz, semaverde çay yapıyoruz.. Akşamları illaki mont giyiliyor.. Güneş çıkınca çok yakıcı oluyor ama kuru hava olunca terletmiyor.. Gece yatakta üzerine yorgan alıyorsun.. Oksijen fazlalığı sebebiyle olsa gerek, az uyku ile bile uykunu alıyor ve dinç uyanıyorsun..

Annem, iki ablam, yeğenim ve eniştem burada ve hatta evin yanında iki amcamın, bir halamın evleri var ve onlarda da insanlar var ama doğrusu ben yalnızlık çekiyorum.. Şuana kadar olumsuz bir şey olmadı ama nasıl desem, aradığını bulamamış olmanın yalnızlığı var.. Sanırım ben burayı erken bırakıp gittiğim için hâlâ insanları o bıraktığım gibi bulmayı umuyorum.. Ee öyle olmayınca da eksiklik ve yalnızlık hissi peşimi bırakmıyor..

Haa bir de dürüst olmak gerekirse, pek gezmedim ama gezdiğim yerlerde de "Acaba burada olsa beğenir miydi..?" diye düşünüp, tanıdığım ve sevdiğim insanların karakterine göre gittiğim yerleri nasıl değerlendireceklerini düşünüyorum.. Misal geçen gün, adına "kımı" dediğimiz şeyden toplamak için tarlalara gittik.. Yemyeşil tarlaların içinde ve bazı ekili olmayan alanlarda rengarenk çiçekler vardı.. Çiçeklere meraklı birinin, o tarlalarda nasıl mutlu olacağını düşündüm.. Bunun gibi Ardahan Kalesi'nin bulunduğu tepedeki kayaların eski tarihli olması, farklı renklere bürünmesi sebebiyle kayalara meraklı birinin ilgisini çekip çekmeyeceğini düşündüm.. Hatta kaşar peyniri yerken bile düşündüğüm insanlar oldu.. Bavuluma koyup getirmek istediğim ve benim yalnızlığıma çare olmasını hâyâl ettiğim insanlar oldu..

Gün uzun sürünce, zaman bol olunca, fazla terleme derdi olmayınca, insan düşüncelere ve hâyâllere dalıyor burada.. Ergenlik döneminden kalma eziklikten olsa gerek, birinin elinden tutup, o kişiyi buraya getirmek ve "Bakın, artık beni bile seven biri var" demek için sokak sokak, ev ev dolaşmanın hâyâllerini kuruyorum.. Bir gün belki nasip olur, kim bilir..

Akrabalar arasındaki dedikodu, çekememezlik gibi konularda ise zerre değişiklik yok.. Herkes herkesin arkasından atıp tutuyor, kimse kimsenin maddi ve manevi olarak iyi olmasını istemiyor.. Herkes, diğer kişinin yalancı olduğunu düşünüyor.. Ee yalan ve dedikodu bu kadar bol olunca, kimse kimseye güvenemiyor..

Son olarak..

Tıpkı buradan ayrıldığım zamanlardaki gibi hiç kısa kollu giysi giyinip de çarşıya çıkamadım.. Sanırım bu durumu, memlekette hiç değiştiremeyeceğim.. Buna cesaret edemiyorum.. Bırakın cesaret etmeyi, aklımın ucuna bile getirince, sanki bir suç işlemişim gibi hemen düşüncelerime ket vuruyorum.. Kısa kollu giysiler, sanki memleketimde yasak bana..

Günler anlattığım gibi akıp gidiyor işte.. Benim ahvâlim böyle..



Memleket Kokusu..

Geçen sene de gidemedim.. Rahmetliyi mezarında çok yalnız bıraktım..

Ben bir memleket turu yapayım o halde.. Yiyecek ekmeğim, içecek suyum, alacak nefesim varsa yeniden Şehr-i İstanbul'a dönerim.. Eğer nasipte yoksa, Rabb'im yâr ve yardımcınız olsun her daim..

Hakkınızı helâl ediniz..


 


Hissizlik..

Şu da bir gerçek ki, acıdığımız, hâline üzüldüğümüz ve sürekli mutsuzluk yayan bir insana cinsel bir çekim hissetmiyoruz..



Doktorsuz..

ŞUUU ÜLKEDEEEE BENİM TERLEME SORUNUMA ÇÖZÜM BULACAK BİR DOKTORRR YOK MUUUUUUU?

 


Uykuya Hasret Beden..

Uyuyamıyorum bu günlerde..

Gece 2-3 arasında anca yatağa giriyorum.. Sabah kalkıp işe gidiyor, tüm gün yarı uykulu geziniyorum..

Yıllarca uykunun kıymetini bilemedik azizim..



Sütyensiz Moda..

 Her geçen sene biraz daha tuhaflaşıyoruz.. Yoğun şekilde geçen sene başladı.. Güzelim kadın cinsimiz giydi siyah taytlarını, üstüne de crop mu nedir, spor sütyenlerini giyinip sokaklarda boy göstermeye başladılar..

Böylece benim gibi tayt tutkunu erkekler bayram eder oldu.. Gerçi siyah değil de farklı renk taytlar daha cazip ama kadın cinsimizin vardır bir bildiği diyerek sustuk..

Bu senenin modası ise bizi daha çok mutlu eden bir moda.. Bu sene taytın üzerinde yine crop var ama crobun altında sütyen yok.. Hatta kaç kişinin beyaz tişört giyinip sütyen giymediğine tanık oldum.. İrili ufaklı memeler ve meme uçları gözümüze gözümüze sokuluyor.. 

İddia ediyorum, Şehr-i İstanbul'da her 7 kadından biri artık sütyen takmıyor.. Sütyenin rahatsız olduğunu yıllardır dile getiriyorlardı ama bugüne kadar eyleme geçen olmamıştı.. Anladığım kadarıyla bu sene "memelere özgürlük" anlayışıyla kadınlar eyleme geçtiler.. Muhtemelen birkaç sene içerisinde sütyen tamamen ortadan kalkacak.. Ben o günleri görür müyüm bilmiyorum ama bugünlerde yeterince göz zinası yaptığım kesin.. Sonu kötü olacak bir özgürlük anlayışı içine girdik, bunu hissedebiliyorum..

...Ama yine de şeytan içimizde işte.. O büyük memeli kadının, açık turuncu renkli askılı tişört giyinip sütyensiz bir şekilde etrafımda gezinmesi ve iri meme uçlarını gözüme sokmasının hâyâlini kuruyorum.. İrem SAK'ın kırmızı askılı tişörtlü meşhur pozunu düşünüp, iri memeli o kadının turuncu renkli askılı tişört ile onun gibi bir poz vermesinin güzelliğini yaşamak istiyorum..

İşte benim edebim ve ahlâkım da bu kadar..



85 Yaşında Bir Şair..


 


Gece Kalan Günler..

Bazı günler vardır,

bir türlü gündüz olmaz,

hep gece kalır..

 


Altına İmza..


 


Aylar Sonra..

 Aradan geçen bunca aydan sonra bu güzel sürprizin sebebi neydi..? Tam da unutmak üzereydim varlığının güzelliğini..



Değersizliğin Kırılma Ânı..

Kendime layık görmüyorum bazı şeyleri..

"Neden baksın, neden iletişim kursun, neden olumlu şeyler düşünsün..?" diye düşüncelere dalıyor ve bir türlü mantıklı sebepler bulamıyorum..

Acaba ilk ne zaman kendime bu denli değersiz gözle bakmaya başladım..? Ne oldu da kendimi hiçbir güzelliğe layık göremez oldum..? İlk o kırılma ânı neydi..?




Senden Sonra..

 Peki beni böyle mutlu etmen doğru mu..?

Yarın çıkıp gideceksin.. Beni böyle mutlu edersen, senden sonra daha çok ızdırap çekmez miyim..? Kötü davransan bana, hata işledikten sonra vicdanlı olmasan ve hatanı kabul edecek kadar özgüven sahibi olmasan, olmaz mı..? Kibirli ol, kötü ol, düşüncesiz ol, bencil ol.. Bu kadar vicdanlı olma işte ya.. Bana yazık, bana.. Anlasana çok üzüleceğim senden sonra..



Günün Şarkıları..

 Güzel günlerin bazı şarkıları vardır..

O şarkılar bazen duygusal olabilir ama güzel günleri hatırlatır..

Misal sabah huzurlu bir uykudan sonra yataktan kalkerken, 

"Duygularımmm darmadağınnn anlayamazsınnn

Bendekiii kalp sende olsa taşıyamazsınnn"

 diye senin için söylenen şarkıları dinlersin; 

akşam olur,

"Gitmeee, aklım sendee kalır, uyuyamamm geceeleri,

Hiç ayyrılmaadık seeninleee, hiç ayrılmadık seninlee, değil bir sene, bir günn bilee gitme.."

diye şarkılar söylersin o kişiye..


Darmadağınık..

Epeyce uzak bir yere gidiyorum.. 

Bir bakkal, market veya küçük bir işletme sahibi ile sohbet ediyorum.. "Kaç doğumlusun sen?" diyor, utana utana "82'liyim.." diyorum..

"Nasıl ya! Kardeş darılma ama çok daha büyük gösteriyorsun." diyor..

"Kaç mesela, 45 görünüyor muyum..?" diyorum, "45 iyi rakam, maalesef daha büyük. Yıllar seni harcamış.." diyor..

Moralimin bozulduğunu hissediyorum..

Sonra birden büyük göğüslü o kadın beliriyor; göğüslerini ağzıma verip "Boşver, al bunları, iyi gelir" diyor..

Göğüsleri ağzıma aldım mı, emdim mi hatırlamıyorum ama hemen saniyesine başka bir yerde, başka kişilerle sohbet ederken buluyorum kendimi..

Sonrası karanlık.. Sonrası meçhûl..

Rüyalarda bile bir yerde kalamıyor, bir konuya odaklanamıyorum.. Düşüncelerimin arasındaki o kaos, rüyalarda da gösteriyor kendini.. Hep darmadağınığım ve beni toplayabilecek kimsenin olmadığını düşünüyorum.. Hoş, herkesin derdi başından aşkınken, kim niye bir başkasını toplamak için uğraşsın ki..? Veya en basitinden, ben kime merhem oldum ki, birinin de beni tedavi etmesini bekliyorum..?

İşte anca böyle darmadağınık bir hâlde  bir umut yaşıyorum..



Coşkun Ruh..

Bahar geldi ya, bedenim de ruhum gibi coşkuya kapıldı.. Uslu duramıyorum..

 


Hadi Anlat..

Ne haberler var sizin köyden..? Hadi anlat, köyünde neler oluyor..? Çeşmelerden su akıyor, dağlarda çiçekler açıyor, minik bebekler tıpış tıpış yürüyüş yapıyor mu..?

 


Yordum Kendimi..

Gözlerime bak.. Her şeyi bırak, her sözü unut, her olayı boşver.. Sadece gözlerime bak.. 

Hâlâ görebiliyor musun o coşkuyu, neşeyi, hevesi..? Hâlâ eskisi gibi mi..? Hâlâ "ilk günkü gibi" mi..?

Kırkbir yıllık yorgunluk, kırkbir yıllık hüzün biriktirdim.. Kırkbir yılın ezikliği ile kendimi kendimde kaybettim..

...Ve en kötüsü, kendimi kendimden kurtaracak tek bir kişiye bile sahip değilim.. Herkes kendisi için var bu hayatta; benim kendim dahil kimsem yok.. 

Gülmek nasıldı, 

huzur nasıldı, 

güvenmek nasıldı, 

Korkmamak nasıldı..?

Her şeyi geçtim; Allah'a inanmak nasıldı,

İbadet etmek nasıldı,

Beni benden koruyan o kutsallara boyun eğmek nasıldı,

İnandığım o değerler için didinmek nasıldı..?

Yani anlayacağınız, benim benimle ilgili sorunlarım var.. Yarenlik etmekten bıktım, yarenlik etmeyen insanlara.. Söz söylemekten bıktım, söylediklerimi duymayanlara.. Umut etmekten bıktım, umudumu kıranlara.. Huzur vermeye çalışmaktan bıktım, huzurumu kaçıranlara.. Yardım etmekten bıktım, yardım etmeyi çok görenlere.. Sahte gülümsemekten bıktım, bir kez olsun gülümsemeyenlere.. Kibar davranmaktan bıktım, kibarlığı eziklik olarak görenlere.. Kendimden bıktım, kendimden... Varlığımı bu kadar anlamsızlaştırmayacak, bu kadar kişiliksiz olmayacaktım..

Ben bedensel değil, meğer ruhsal olarak yarım bir insanmışım.. Anladım.. Bir kez daha çok derinden anladım.. Eyvallah..



İnsanlara N'oldu..?

Biliyorum, herkesin derdi dağlar kadar.. Kimse kendi derdinden fırsat bulup da başkasının derdiyle ilgilenecek durumda değil.. Kimimiz yatağa aç giriyor, kimimiz sevgiye muhtaç yaşıyor, kimimiz de şifa peşinde koşuyor.. Ev bulamayanlar da var, bulduğu evde ağız tadıyla oturamayanlar da.. Ailesinin derdine düşen de var, işsizlikten nefes alamayan da..

...Yani herkesin derdi dağlar kadar.. Huzur kalmadı kimsede.. Hep bir eksiklik, hep bir çaresizlik, hep bir muhtaçlık halindeyiz.. Ne olacak, nereye gidecek bu işin sonu bilmiyorum.. Allah yâr ve yardımcısı olsun tüm iyi insanların..

Bana gelince...

Çevremde mutlu insan görmeye hasret kaldım.. Herkesin o kadar derdi var ki, derdim yokken bile dert yüklenir oldum.. Gülmek yok, huzur yok, eğlence yok, neşe yok.. Her gün biraz daha aşağı çekiliyorum.. Ben bana zaten yetemezdim, şimdi kimse bana yetemez oldu.. N'oldu insanlar, size n'oldu..?


..........................

Doğum günün kutlu olsun baba..!

El-Fatiha..



Ramazan..

 Bir ramazan ayına daha kavuşturan Allah'a, sonsuz hamd-ü senâlar olsun.. Bu öyle bir ramazan olsun ki, insan-ı kâmil mertebesine erip, güzel şeyler için yarış halinde olabilelim inşaallah..



Gurur ve Kibir..

Tanıdığım en gururlu, en kindar ve en kibirli insanım.. Bu sebeple benim bu hayatta yüzümün gülmesine imkân yok..


Deprem..

6 Şubat'ta Kahramanmaraş'ta iki büyük deprem oldu..

Onbinlerce kişi vefat etti.. Biz milyonlar da enkaz altında kaldık.. Sadece biz de değil, gördük ki sistemimiz de enkaz altında kaldı.. Belki de zaten enkaz altındaydı da biz bunu anca bu felaketten sonra görebildik..

Öldük.. Hem bedenen öldük hem ruhen öldük.. Üstelik günlerdir ölmeye devam ediyoruz..

Üzüntümüz, hâyâl kırıklığımız, sinirimiz, göz yaşımız, korkularımız; yer ile gök arasını dolduracak seviyeye geldi..

Enkaz altında çaresizce kurtulmayı bekleyen, donarak ölen, enkazdan kurtulup bir çadır bulamayan, yakınlarının cesedine dahi ulaşamayan canlar varken, aklımızda tek bir soru :

Biz bu kadar aciz miydik..?


Elde Var Sıfır..

Ne varsa gençlikte var.. Bunu bir kez daha anladım.. Sahiden kıymetini bilememişiz.. Ve kendimize yazık etmişiz..

Bundan önce birçok şeyi olduğu gibi bunu idrak etmekte de geç kaldım.. Ve yine pişman oldum.. 

Ben iyiden iyiye yaşlılık psikolojisine girdim.. Bunu fark edince, hiç değilse çevremdeki insanlar genç olsun, cıvıl cıvıl olsun, bana hayat enerjisi versin istiyorum ama çevremde de hiç kimse kalmadı ki.. Var olanlar da benden beter.. Hep birlikte birbirimizi aşağı çekiyoruz.. 

Gülmeye hasret bir ruha hapsoldum.. Bu yüzden kendim dahil, bunda emeği olan herkese kızgınım.. 

Kırkbir yılın sonunda elde var sıfır..




41..

 Vayy bee.. 

Kırkbir yaşını görmek de varmış kaderde.. Şükürler olsun bu nefesi veren Rabb'ime..



Milat İzni..

İzne çıktım..Hem de işlerin en yoğun olduğu bir zamanda..

 Bu benim için bir milat.. Zira işlerin yoğun olduğu bir zaman diliminde daha önce hiç izne çıkmamıştım.. Bu izin sayesinde yavaş yavaş işleri umursamayarak, daha doğrusu önceliği işlere vermeyerek, kendi hayatıma öncelik vermeye başlamış olacağım.. 

Nereye gideceğim, ne yapacağım hiç bilmiyorum.. Belki tüm gün evde yatacağım, belki yeniden işyerine çağıracaklar.. Neler olacağını, Allah nefes verirse yaşayarak göreceğiz.. Ama şurası bir gerçek ki, bir yerlere gitmek istiyorum.. Misal bir kez bile Adalar'a gitmedim.. Niye..? Gidebilirim işte.. Veya yıllar önce gittiğim Bursa'ya bir kez daha gideyim.. Veya Bolu Abant'a.. Yani gideyim, gidebileyim bir yerlere ya..



Oy Yok..

Sırf bu doğalgaz faturası yüzünden bile sana oy yok akepe..






Denge Bozuldu..

 Ehh be hayat alacağın olsun..

Kötü giden onca günden sonra, bu mutlu gün niye..?

Neden dengemi bozuyorsun..? Neden beni şaşırtıyorsun..?

 Mutlu iken nasıl davranılır, hiç bilmiyorum ki ben..

Ne gerek vardı şimdi buna..



Kimseye Anlatamıyorum..

Çocuk..

Araba..

Askerlik..

Bağlama..



Hiç..

 İnsan dediğin nedir ki..?

Hiçlikten gelen, Kâlû Belâda söz veren, verdiği sözü tutmayan, dünyada günaha batan, hep bir arayışta olan, toprak olup giden, hiçliğe yol alan bir varlık değil mi..?

Bir varız, bir yokuz..

Aslında hiç olmamışız..

Hiçliğin içinde, hiç kalmışız..

Güya yaşıyoruz..



Beyaz Atlet..

Yani nasıl anlatayım sana..?

Yeniden beyaz atlet giyinmeye başladım işte.. O kadar umutsuzum o konuda..