Anlatacak Ne Var Ki..?

Anlatacak bir şeyim yok hayata karşı..

Şükür, yaşıyorum işte..





Belediye Otobüsünde Aşk..

En son ne zaman böyle bir şey oldu; hatırlamıyorum.. Şehr-i İstanbul'da, bir kadınla, belediye otobüsünde, sıkışık trafikte, aşk yaşadım..


"Belediye otobüsünde aşk nasıl olur be! " demeyin.. Emin olun, olur, yıllar yıllar evvel çok tecrübe ettim bu olayı.. Gayet güzel oluyor.. 


Hoşunuza giden bir kadını fark ediyorsunuz, inceliyorsunuz, beğeniyorsunuz, onunla ilgili hayaller kurmaya, onu baş tacı etmeye, hayatınızın odağı haline getirmeye başlıyorsunuz.. Bazen sürekli ona bakıyor, bazen ona bakıyor gibi olsanız da hayallere dalıyor, bazen kafanızı başka tarafa çeviriyor ama yine de onu düşünüyorsunuz..


O kadının hiç haberi olmuyor tüm bunlardan.. Oysa siz onu hayallerinizin kahramanı yapmış, sevmiş, evlenmiş, çoluk-çocuğa karışmışsınızdır bile çoğu zaman..


Giyinişine ve davranışlarına bakarak, ne sevdiğini, nasıl bir hayatı olduğunu, çalışıp-çalışmadığını düşünmeye ve bununla ilgili fikirler üretmeye başlıyorsunuz..


Geçen gün, Kadıköy'e giderken, uzun otobüs yolculuğum sırasında, zarif, çıtıpıtı, esmer bir kadın dikkatimi çekti.. Uzun uzun baktım.. Bir ara o da benim ona baktığımı farketti, kısa süre baktı, sonra bazı fiziksel özelliklerimi görüp kafasını çevirdi ve bir daha hiç bakmadı.. Ama belediye otobüslerinde aşk yaşarken, kural, kadının sana bakıp bakmamasının önemsiz olduğudur.. Bakan, hayal eden, seven ve o yolculuk boyunca o kadını hayatının merkezine alan sensindir.. Kadının sana bakıp, hayallerine karşılık vermesi çok ama çok önemsiz bir ayrıntıdır..


Neler hayal ettiğimi, neler düşündüğümü anlatmaya gerek yok.. Önemli olan, çok ama çok uzun zaman sonra belediye otobüsünde yeniden bir kadınla aşk yaşayabilmiş olmamdır.. Bu durum da maziden hoş bir esinti olarak hayatımdaki yerini aldı..










Mutluluk Perisi İle Uyanmak..

Havalar soğudu ya; sabahları kalkması zor olduğu gibi yalnız uyanması daha da zor olmaya başladı..

Ya sabahlar olmasın ya da her sabah mutluluk perisi öpücüklerle uyandırsın beni..




Vişne Suyu..

Aslında yıllardır çok severim ve hiç vazgeçmem ama son zamanlarda vişne suyu evimin vazgeçilmez içeceği oldu..


Ekşi.. Tatlı.. Ferahlatıcı.. Tam da hayatımın özeti ve ihtiyacı..








Minnoş Olma Arzusu..

Arsız, dedi, arsız bu kedi..


Ahiretliği ile oturmuş, kahvaltı sonrası kahve içiyordu Naciye Teyze.. Hiç aksatmazlardı; ya Semra teyze giderdi onun evine ya da o giderdi Semra teyzeye.. Birkaç senedir hiç aksatmadan, illa ki şekersiz kahve içerler, sohbet ederler, günün değerlendirmesini yaparlar,  35 senelik komşuluklarının getirisi olan anılarla sabahı öğlen ederlerdi..


Yine kahve içerlerken, sarı-beyaz tüylü Minnoş, Naciye teyzenin kucağına zıpladı.. Yaşından beklenmeyecek ani bir manevra ile kahvenin dökülmesini son anda engelledi Naciye Teyze.. Birazcık heyecandan sonra gülümseme ile birlikte, kırışık elleriyle Minnoş'u severken, Semra teyzeye bakıp :


-- Arsız bu kedi, arsız.. Sevgi arsızı.. Sürekli seviyorum, yine de sevilmekten vazgeçmiyor.. Gençken, ben de bizim adama böyle sırnaşırdım.. Benden mi öğrendi bilmem ama benden daha çok sevgi arsızı olduğu kesin..


Bir ahiretliğine, bir Minnoş'a bakarken ve buruşuk ince elleriyle Minnoş'un başını okşarken :


-- Arsız mı oldun sen ha, yaramaz.. ! Çok mu sevilmek istiyorsun..? Hiç bıkmıyor musun sen böyle ilgi görmekten..? Arsız mı oldun sen ha, arsız mı..! diye sevecen bir tavırla Minnoş ile sohbet etmeye başladı.. Ara ara ahiretliği de Minnoş'a laf söylüyor ve kahvenin keyfine bakıyorlardı..


....................................................
İşte ben de sevgi arsızı olmak için Naciye teyzeyi bekleyen Minnoş gibiyim.. Dünyalık sevgiden vazgeçtim; iki ahiretliğin ortasında kalarak gerçekten sevilmeyi özledim..








Daldan Dala..

Daldan dala, konudan konuya atlama zamanı gelmiş..


+ Bir haftalık seminer için İskenderun Arsuz'a pazar günü itibariyle gidecek, 08-13/10/2017 tarihleri arasında orada bulunacağım.. Gidebilir miyim, dönebilir miyim, orasını Allah bilir ancak.. Sonuç ne olursa olsun, bir yere giderken helallik almak adettendir.. Helal ediniz efendim..


+ Valiz toplamayı, hiç sevmiyor ve anlamıyorum.. Ne buyursam tepiştiriyorum o da hiç güzel olmuyor..


+  Gidiş-geliş ücretini, orada kalma, yeme-içme ücretini devlet karşılıyor olmasına rağmen sırf biraz daha ucuz olsun diye Kurtköy'deki havaalanından binmek için bilet aldım.. Ne olacak benim bu cimriliğim bilmiyorum.. Neyse ki hiç değilse dönüşü Yeşilköy'e aldım da hiç değilse o kadar cimri olmadığımı düşünüp kendimi teselli ediyorum..


+ İşler çok yoğun.. Müdürlüğe bağlı işyeri sayısı ile birlikte personel sayısı arttı.. Gel gör ki, benim işim azalacağına iyice artış gösterdi.. İşyerinde sinir küpü bir haldeyim artık.. Bu sinirle çok yaşamam zannedersem..


+ Doğru dürüst kucağıma almasam ve sadece beş-on gün görmüş olsam bile dokuzuncu yeğenim Beren'i özlüyorum.. Ablam video gönderdikçe içim gidiyor.. Yine çocuklardan/bebeklerden çabuk sıkılan biriyim ama bu özlememin önüne geçmiyor..


+ Eskiden birkaç ay sakalımı kesmediğim olurdu.. Şimdi 1 hafta kesmeyeyim, hemen çenem kaşınıyor ve yara edecek kadar kaşıyorum.. Kime sorduysam "beyazlıyor,ondandır" dedi.. Sakalın üst tarafları da beyazladı ama hiç kaşınmadı.. Niye çenem bu kadar kaşınıyor anlamıyorum..


+ Cümle kurarken, artık sürekli, "bilmiyorum", "anlamıyorum", "ne olacak belli değil" gibi şeyler yazıyor ve konuşurken de öyle konuşuyorum.. Eskiden keskin cümleler kurarken, yaşlılık belirtisi olsa gerek, her tarafa kıvrılabilecek ince cümleler kurmaya başladım.. Keskinlik epeyce gitti.. "Yapmam, etmem" dediğim bir çok şeyi seve seve yapar/eder oldum..


+ Yıllar içinde bir çok şey deyişse de yalnız ölme korkum, öldükten 3-5 gün sonra anca öldüğümün fark edilebilmesi korkusu bir türlü içimden çıkmıyor..


+ İşyerinde, geçen sene eşi vefat eden bir abi var.. Ne yaptı etti, beni de nihayet açtı; sabah-akşam karı-kız sohbeti yapıyoruz.. O da ben de çok utangaç olduğumuzdan, kadınlara karşı sesimiz çıkmıyor ama arkasından "bu iyiymiş" gibi değerlendirmeler bile yapıyoruz.. "Seni ne yapıp edip milli yapacağım ama önce kendi utangaçlığımı açmalıyım" diyor.. Halime bak.. Adam 60 yaşında ve benimle aynı yapıda.. 60 yaşındaki halimle arkadaş olmuşum.. Üstelik hemen benim evin bir alt sokağında ev aldı; bir de komşum oldu.. Şimdi sürekli takılıyor bana "Yazık sana <Çocuk> ya.. Hele biz neyse de senin o taze ve güçlü spemler, ya peçete ile birlikte çöpe ya da tuvaletin sifonu ile kanalizasyona karışıyor.. Çocuklarını suya atıyorsun gibi bir şey.. Yazık sana yazık.. " diye takılıyor.. "Abi öyle deme yaa, o dediğin nedir bilmem bile ben" dedikçe, "He he bilmezsin, senin yaşında biz de büyüklerimize bilmem derdik ama neler yapardık neler.. Bizim zamanımızda sabunu kullanırdık, ortasını deler, iş görürdük, şimdi siz nasıl yapıyorsunuz bilmem!" diyor.. Adam tam benim gibi sapık ya.. Sabun bugüne kadar hiç aklıma gelmemişti..


+ Uzun zamandır kitap okuyamıyorum.. İlk zamanlar kendimi hep eksik hissediyordum ama artık kitapsızlığa da alıştım ne yazık ki..


+ Alıştığın bir şeyden/bir insandan vazgeçmek o kadar zor ki.. Evin içinde dört dönüyor, deli oluyorsun ama elinden bir şey gelmiyor..


+ Dışarı pek çıkmıyorum, çıkınca da kulaklığı takıp illa türküler eşliğinde kalabalık Şehr-i İstanbul sokaklarına bırakıyorum kendimi..


+ Daha ne olsun, ne varsa anlattım işte.. Fazla duygusal konulara girmedim, girince çıkamamaktan, yanlış cümleler kurmaktan korktum.. Tüü tüü maaşallah bana..






 

Gözyaşı Tükrük Olsa..

"Benim ülkemin dağında, bir kurt, bir koyun kapsa, bunun vebalini benden soracaksın Allah'ım.. " deyip de gözyaşı döken Hz.Ömer'in gözyaşları, tükürük olsa da yağsa keşke yüzüme.. Belki O'nun tükrüğünden bile bir temizlik gelir kararmış yüzüme..




Çantasız Erkekler, Dünyayı Yönetirler..


Kadın cinsinin, erkeklere nazaran, daha zeki, detaycı, ince düşünceli ve psikolojik olarak daha güçlü olmasına rağmen dünya genelinde neden erkek egemenliğinin hüküm sürdüğünü buldum : Erkeklerin doğa üstü güçleri var..


Yaz aylarında hiç çanta taşımadan, cüzdanı, telefonu, anahtarı ve buna benzer bir sürü şeyi, pantolona sığdırıp hiç rahatsızlık duymamak, o kadar şeyi koymasına rağmen ceplerinin bile kabarık olmamasını sağlamak; doğa üstü bir güç değil de nedir Allah âşkına.. ? Böyle bir gücü olan cinsiyetin, dünyayı yönetmesinden daha tâbi bir durum olamaz, bana kalırsa..

Ayağı Büyük Olanlar ve Engelliler Hakkında Bilimsel Gerçekler..

-- Bişey soracağım


-- Efendim..?


-- Siz engellilerinki büyük oluyomuş doğrumu?


-- Ne büyük oluyormuş..?


-- Şeyi!


-- Neyi..?


-- Diyolarki, ayağı büyük olanların ve birde engelli olanların cinsel organı büyük olur doğrumu?


--  :))) Öyle miymiş..? Benim hem ayağım büyük hem de engelliyim ama çoğu zaman benim bile göremediğim mini minnacık bir pipim var.. Ayağı büyük olan ve bir de engelli olan biri, kadınların ilgisini çekmek için böyle bir şehir efsanesi uydurmuştur.. İnanma böyle şeylere..


-- Ya gülme. Cidden öyleymiş!


-- Bu kesin bilimsel bir gerçekse eğer ya ben engelli değilim ya da ayağım büyük değil demek ki..


-- İyi öyle olsun gıcık adam.


-- :)






Çok Sıradan Otuzbeş Yıllık Hâyâller..

Sevdiğini söyleyen,
ömür boyu bekleyeceğini söyleyen,
evlenme teklifi eden,
ama ilk fırsatta bir başkasına yâr olan insanları da gördük

;

zili çaldığında kapıyı açan,
senin için süslenen/hazırlanan,
senin sevdiğin kıyafetleri giyinen,
sarılarak/öperek karşılayan,  
evini temizleyen, evine çekidüzen veren,
senin için yemek yapan,
sana sarıldığında "huzur işte bu" diyen,
uyurken sarılmadı diye "uyurken/bilinçsizken bile sarılmalıydın bana" diye sitem eden insanları da...

Neler görmedik ki bu hayatta...

...........................................
Güvenip yere-göğe sığdıramadığımız, herkesin olumsuz yorum yapmasına ve o insana güvenmemesine rağmen savunduğumuz o insanların öyle şeyler yaptığını gördük ki; Kur'an'da insanların, niye sürekli nankör olarak vurgulandığını anlamış olduk..

Belki, bazı şeyleri, direkt yazamıyorum ve belki bu yazdıklarımı aylar sonra okuduğumda neden yazdığımı bir türlü hatırlamayacağım ama genel olarak söylemek istediğim : Esasında çok şey istemedik biz ya..! Hatta başkalarına göre "çok sıradan" olan şeyler, bizim en büyük hâyâlimiz oldu.. Sevilmek istedik.. İlgi görmek istedik.. Biri senin etrafında pervane olsun istedik.. Seni seven insanın tüm dünyayı umursamadan sevmesini istedik.. Zili çaldığında kapıyı açsın, senin için hazırlansın, sana yemek yapsın, sana sarılarak uyunca huzur bulsun, sabah seni öperek uyandırsın, seni yolcu etmekten zevk alsın istedik...

İstediklerimiz çok şey mi bilmiyorum ama başkaları için "çok sıradan" olan şeyler, bizim otuzbeş yıllık hâyâlimiz olabiliyormuş meğer.. Meğer 'çok sıradan' otuzbeş yıllık hâyâllerimiz varmış bizim..