Natamam..

     Seyyar satıcılar geçmiyor sokaklardan artık.. Ne "eskici" diye bağıran var, ne de "demirci".. Oysa evimizde bir sürü eski eşya birikti.. Onları vereceğiz.. Bardak alacağız.. Tabak alacağız.. Mandal alacağız..

     Beyaz güvercinlerin beyaz kanatlarının sesi duyulmuyor artık.. Ne kanat çırpan var, ne uçan.. Oysa bir sürü güvercin uçardı eskiden.. Kimisi gelir balkonda yuva yapardı.. Apartman sakinleri ile komşuluk ilişkileri kuramazdım ama güvercinler benim ayrılmaz komşularımdı.. Anne güvercin doğurmayagörsün, kardeşim olmuşçasına sevinirdim.. O zamanlar, ne kadar büyük mutluluktu, anne güvercinin yavrularını doyurduğunu izlemek..

     Yağmur yağmıyor artık.. Ne şemsiyeli insanlar var sokakta, ne de yağmurdan kaçanlar.. Toprak kokmuyor artık.. Sevdalısı yağmura hasret kalarak kapadı gözlerini.. Oysa sağanak şekilde yağmur yağardı eskiden.. Yağmur için, berekettir, derlerdi.. Biz de bereketlenelim diye ıslanırdık donumuza kadar.. Çamurda oynaması ayrı bir zevkti, çamurdan ev, araba, oyuncak yapmak ayrı bir zevk.. Su birikintilerinin içinden geçmesi bile güzeldi.. Yırtık ayakkabılarımızdan su geçerdi ayaklarımıza ve annemiz hasta olacağız diye kızardı ama ne yağmurun eğlencesinden uzak dururduk ne de çamurda oynamaktan..



     Âşıklar elele gezmiyor artık.. Ne mektup yazan var, ne sevdiğinin gözlerine bakıp da okumak için şiir ezberleyen.. Oysa en büyük zevkimizdi âşık bir çiftin birbirine nasıl davrandığını izlemek.. Basit şeylerle tartışmaları, birbirlerini affetmeleri, kaçamak öpüşmeleri, elele gezmeleri; onların ileride evleneceğini düşünmek, ne büyük zevkti bizim için.. Okula başlamadan âşık olmuştum bakkalın kızı Nilüfer'e.. Utanma hissinin ne olduğunu o zaman öğrendim.. Gidemiyordum yanına, konuşamıyordum.. Ancak uzaktan bakıyordum.. Benden bir yaş büyüktü ve ben her sabah onu görebilmek için ekmek almaya bakkala gidiyordum.. Yanıma arkadaşlarım geldiğinde, az daha cesaretlenir, bulabildiğim tüm çiçekleri bir zarfa koyar, onların kapısından veya penceresinden içeriye atardım.. Hiç unutmam, bakkal Fevzi Amca'nın sözlerini.. "Ola, sen benim kızıma mı sevdalandın..? " demesini.. Nasıl da korkmuştum.. Fevzi Amca gülerken, ben nasıl da yeminler edip böyle bir şey olmadığını söylemiştim..

     Anneler doğurmuyor artık.. Ne bebek sesi var ortalarda ne de bebek elbiseleri.. Oysa en büyük zevklerimizden biri idi bebek sevmek.. Bizim evde bebek yokmuş, ne çıkar, komşuların birinde mutlaka sevilecek bir bebek vardır.. Giderdik, bebek sevmek için izin isterdik.. Öperdik, agucuk yapardık, gugucuk yapardık.. Gülümsemesi için bildiğimiz tüm şaklabanlıkları yapar, bebek gülümsediğinde "bana güldü" diye herkese hava atardık..



    Türküler söylenmiyor artık.. Ne yanık sesli adamlar var, ne uzun hava çığıran kadınlar.. Oysa türkü söylerdi sanatçılar, biz ezberlerdik söylediklerini ve bir grup kurar, söylerdik biz de mahalle içinde.. Kimimiz elimize taş alır, tenekelere vurarak uygun sesleri çıkarmaya çalışırdık.. Sesi güzel olanlara ayrı bir itibar eder, bulduğumuz her fırsatta onlara türkü söyletirdik.. O meşhur söğüdün altında, az mı türkü söyledik Erkan'la.. ? "Sevdiğim aman.. of aman.. "

     Allah'a yalvarmak için kalkan eller yok artık.. Ne dua eden var ne de şükreden.. Oysa doğar doğmaz Allah'ı bilsin diye kulağına ezan okunurdu çocukların.. Yatmadan önce dua etmemiz gerektiğini, abdest almasını, Kur'an-ı Kerim'in olduğu bir şey gördüğümüzde öpüp alnımıza koymamız gerektiğini, ezan okununca sesimizi çıkarmamamızı, namaz kılmasını ve Allah'ın büyük kelâmını öğretirdi bize büyüklerimiz.. Ezan okunurken, uzanıyorsak bile üşenmeden doğrulur, ezana eşlik etmeye çalışırdık.. Kandil gecelerinde şerbetler hazırlanır, "okunmuş" diye içilirdi çocuklara.. Ramazan ayı mübarekti, bereketti, eğlenceli idi.. Toprak damlı evimizin damında ezanı beklerken, sabrın ne olduğunu öğrenirdik.. Ezan okunması ile sabretmemizin karşılığını alır, en güzel yemekleri mideye indirirdik.. Tatlılar, meyveler, çerezler de cabası..


     Çevremdeki herkes hasta artık.. Herkes ölüyor teker teker.. Kötü insanların öldüğü yetmiyormuş gibi iyi insanlar da ölüyor.. Ve ölürken tüm güzelliklerini de yanlarında götürüyorlar..



     Şehit olmadan bir ay önce, üniversite binasının bulunduğu adrese gönderdiği mektupta, " <Çocuk>, sayfanın arkasındaki şiiri tamamlayamadım.. Sen tamamla.. Tamamlanmış halini bana geri gönder.. " demişti Mert..

     Mert toprağa düştü.. Toprağı şereflendirdi kanı.. Ey Hâk, o şiir hâlâ tamamlanamadı..
















0 Yorum:

Yorum Gönder