Devler Liginde Kendinden Şüphe Edenlere İlahi Yardım Gerek..

Oniki kardeşin olduğu devler ligine zorunlu olarak transfer oldum.. Gördüm ki bu lig, benim boyumu ziyadesiyle aşıyor.. Her türlü taktik biliniyor, her türlü çalımlar atılıyor.. 

Bu ligde, insan öyle bir duruma geliyor ki; haklı olduğun, inandığın ne kadar değer varsa, o değerlerden şüphe etmeye başlıyorsun.. Bir duruma itiraz ediyor ancak öyle bir baskıya maruz kalıyorsun ki, kendini yalancı ilan ediyorsun..

Oniki kişinin, onbiri sonuna kadar haklı, ben haksızım.. Onlar doğru, ben yanlışım.. Onlar dürüst, ben yalancıyım.. Onlar ara bulucu, ben ara bozucuyum.. Onlar ak kaşık, ben kara kaşığım..  Onlar cennetten gelmiş mübarek insanlar, ben cehennemden kaçmış zebaniyim..

Öyle büyük bir baskı ile öyle bir noktaya getirdiler ki beni; artık kendi söylediklerimden şüphe ediyor, çıban başı olduğumu düşünüyor, büyük bir sülalenin arasını bozan kişi olduğumu düşünüyorum.. Aynaya baktığımda, yalancı, inatçı, ara bozucu ve riyakâr bir yüz görüyorum..

Sana sığınıyorum Rabb'im.. İlahi yardımına ihtiyacım var.. Başkalarını inandırmaktan, yol göstermekten, hata ettiklerini ve ileride çok pişman olacaklarını dile getirmekten vazgeçtim; öyle bir ilahi yardım gönder ki bana, haklı iken haksız duruma düşmenin ve kendime olan saygımı ve güvenimini kaybetmenin telafisi olsun.. Ben artık yapamıyorum.. 





Kral Çıplak Mı Yoksa..?

Tek tip yaşam tarzı..
Tek tip giyim..
Tek tip saç traşı..
Tek tip düşünce sistemi..

Farklı bir şey düşünüyor, farklı giyiniyor, farklı görünüyor, farklı bir bakış açısı getiriyor, herkesten farklı bir şey söyleyip, çoğunluğa uymuyorsan ; iktidar sahipleri seni vatan haini ilan ediyor, diğerleri nizip çıkardığını iddia ediyor.. Hayata ister sol taraftan, ister sağ taraftan bak; her yerde durum aynı..

Kralın üzerinde çok güzel giysiler olduğunu düşünen milyonlarca insan olsa bile, küçük bir <Çocuk> illa ki çıkacak ve "Kral çıplak" diye bağıracak..

Hakedilmiş Hayat..

... Sonra dedim ki; bunların hepsini fazlasıyla hak ettin <Çocuk> efendi.. Kalbine binlerce günah tohumu ektin, bu hâle gelmek için didindin, şimdi otur ve ağla hâline.. Sen, meğer herşeyi fazlasıyla haketmişsin.. Yıllarca çektiğin çile değil de günahlarının bedeliymiş.. Her çocuk melek, her çocuk masum doğarken, bu dünyaya bir tek sen günahkâr gelmişsin.. Kâlû belâda bir tek sen söz vermemiş, bir tek sen iman etmemiş, bir tek sen secdeye kapanmamışsın.. Hakikâti görmeyen göze, doğruya ulaşmayan adıma, güzel söz söylemeyen dile sahip olma kaynağın kâlû belâya dayanmışken ve mazini bu denli karanlık kaplamışken, âtiye bakmak senin neyine..?

Dedim ki, sen hakettin.. Ziyadesiyle hakettin..

Yalancısın Ey İnsanoğlu..

Yalancısın ey insanoğlu..!

Hangi yaşta, hangi cinsiyette, hangi statüde, hangi inançta olursan ol; yalancısın ey insanoğlu..!

Güzel olan ne varsa yapmayan, dedikodudan vazgeçmeyen, başkalarının kötü olmasından zevk alan, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışan, paranın emrine âmâde olup, en yakınındaki insanları dahi kandıracak kadar zalim, sevgisiz, merhametsiz, haset, vicdansız ve yalancısın ey insanoğlu..!

İçses..

Ne zaman, bir adım atmaya niyetlensem, içimden, "Haddini bil.. Sen kimsin ki... " diye başlayan cümleler kuran biri var..

İçses mi diyorlar buna..?



Beni O Kadına Götüren His..

Akşamın bir vakti, beni evden çıkarıp, çok uzaktaki kadının kollarına götüren sebep neydi..?

Âşk mı..?

 Hayır, kesinlikle âşk yok içimde..

Cinsellik mi..?

O kadar uzak yolu, en fazla 30 saniye süren bir nefsani istekle asla açıklayamam..

Peki sevgi..?

Sevgi.. Evet sevgi.. ! Ama sevgiliyi sever gibi, kadını sever gibi bir sevgi değil..

Hani birine çok güvenirsin.. Hani yanında huzur bulursun.. Hani yanında hiçbir şeyi gizlemez, içinden geldiği gibi davranır, tüm sırlarını anlatacak kadar inanır ve ondan bir zarar gelmeyeceğini bilirsin ya; işte bu onun sevgisi..

Beni akşamın geç bir saatinde, tüm tembelliğimden vazgeçirip, çok  uzaktaki bir kadının kollarına götüren his; birine kayıtsız şartsız güvenip, o kişiden zarar görmeyeceğini biliyor olmanın huzuru, ne yaparsan yap, ne söylersen söyle, seni yargılamayacağını bilmenin rahatlığı ve birinin beni şartsız-sebepsiz sahiplenmesi isteğinin karşılık bulmasıdır..



Perdeler Hep Kapalı..

Beni görünce, pencereyi ve hatta perdeyi kapatması da çok ilginç.. Sanki ilk kez biri, yüzüme perdeyi kapıyor gibi davranıyor.. Oysa o kadar alıştığım ve artık o denli kabullendiğim bir durum ki.. Gülümseyerek, "havan kime..? " diyesim geliyor..



Bir Zamanlar..

Bir zamanlar, sen, benim mutluluk kaynağımsın sanıyordum.. Şimdi anladım ki; mutsuz olmama sebep sensin..

Bir zamanlar, benim mükâfatımsın sanıyordum.. Meğer cezam senmişsin..

Kime ne kötülük yaptıysam, sayende hepsini birer birer katlayarak ödedim..

Bitti mi..? Daha bitmedi.. !
Cezam katlanarak devam ediyor.. Biliyorum, Rabb'im artık beni sevmiyor..

Kendime Sığmıyorum..

Öyle bir bunalmışlık, bıkkınlık ve bezmişlik içindeyimi ki; iş bahanesi ile gezmek için gittiğim Kadıköy'den tiksindim, bunaldım, kaçmak istedim, işimi bitirip hemen eve kaçtım..

Sığmıyorum bir türlü kendime.. Yerimde duramıyorum.. Bana yalnızlığımı daha çok hissettiren evde duramayıp kendimi sokağa atıyor, sokakta hemen bunalıp yeniden eve gitmek için zaman kovalıyorum..

Sığmıyorum kendime, çok tuhaf bir his ama inanın bir türlü huzur bulamıyor, her anımda ve her yerde eksiklik hissediyor, kendime sığamıyorum..





Mutluluk Dileği..

İşte gidiyorsun.. İlk kez bir gerçeklik için bu denli umutlandığım günler, fazladan kurduğum hâyâller, âti için oluşturduğum plânlar, ailenin beni darmadağın ettiği günler, geldiğin saatler, vedalaşmalar, Ayça'nın ölmesi, uzun uzadıya sessiz kalınan günler gidiyor.. 

İşte gidiyorsun.. Ve böylece, bir masalın ve umudun daha sonuna geldim..Bugün sana gelinlikler içinde veda ettim.. Mutluluklar dilerim..