Mecnun ile Ferhat Karşıma Geçtiler..

 
     Uyumadan hemen önce idi..
 
     Yatağımın yanı başındaki sandalyenin üzerinde, yıllardır benden ayrılmayan çalar saatin ayarını yapıyordum.. Ertesi gün, işbaşı yapmam gerektiğinden, uyanmak üzere sabah saat 06.17'ye kurdum saati.. Tekrar yerine bırakacaktım ki, üzerinde toz birikintisini gördüm.. Çevremde toz bezi olmadığından, elimin içi ile tozunu sildim.. Ne olduysa o zaman oldu..
 
     "Alaattin'in cini" hikâyesindeki gibi bir cin çıktı saatten.. Eskiden lambadan çıkardı, gelişen teknoloji ile birlikte saatten çıkar olmuş.. Çok korktum, konuşamadım, besmele çektim, dua okudum, Azrail'in canımı almaya geldiğini düşündüm, salavat getirdim.. "Dur, hiç değilse bir abdest alayım.." dedim.. Gülümsedi.. Çok şeye benzeyip, hiç bir şeye benzemiyordu.. Neye benzeteceğime karar veremedim.. Duman gibiydi..
 
     "Dile benden ne dilersen.." dedi.. "Canımı alma yeter.." dedim.. Meğer ölmekten ne kadar çok korkuyormuşum.. "Kimsenin canını alma yetkim yok.. Korkma.." dedi.. Sonra çevremi sardı, sanki bana sıkı sıkı sarılıyordu.. Yeniden karşıma geçtiğinde, ne korkum kalmıştı, ne çekincem.. Yıllardır tanıdığım bir dostumla karşılaşmışcasına rahattım.. "Kaç dilek hakkım var.. ?" diye sordum.. "Sadece 1.." dedi.. "İyi ama eskiden 3'tü.." diye hatırlatma yaptım.. "Ekonomik gelişmeler bizi de etkiledi, tasarrufa başladık.." deyip kahkaha attı..
 
     Düşündüm.. Ne isteyeceğimi çok düşündüm.. Para isteyecektim, 'haksız kazanç'tan korktum.. Şöhret olmak isteyecektim, bedel ödemekten korktum.. Sevdiğimi bu gece yanıma getirmesini isteyecektim, rahatsız etmekten korktum.. Atatürk ile konuşmak isteyecektim, Ata'nın yüzüme tükürmesinden korktum..

     Saatlerce düşündüm; isteyeceğim herşeyde, bir olumsuzluk gördüm, istemeye çekindim.. Sonra yüzyılın âşığı olduğum geldi aklıma.. Yüzyılın âşığı olan ben iken, şöhreti benden daha çok olan Mecnun ile Ferhat'ı düşündüm.. Benim şöhretimi aldıkları için, yüzlerine bakıp da "ireziller, utanmazlar" diyesim geldi.. Mecnun'u, Ferhat'ı istedim..
 
     "İyi ama onlar hâyâli.. Öyle insanlar yok ki.." diye düzeltme yaptı cin.. "Yazarların her hâyâli, bir gerçeğin karşılığıdır.. Yazarların esinlendiği birileri illa ki vardır.. Bul onları.." diye buyruk verdim cine.. Gitti, sordu, araştırdı.. Birkaç saat sonra karşıma iki kişi getirdi..
 
     Görünüşlerine, giysilerine baktım.. Onlarda doğa üstü özellikler aradım.. Hey hat.. Hiç bir fazlalıkları yoktu, ben gibi bir garip insandılar.. Yüzyılın âşığı benken, benden daha meşhur olmaları geldi tekrar aklıma.. Kıskandım.. Kıskanmakla kalmadım, kızdım.. Hakkımı aldıkları için ateş püskürdüm onlara.. "Bre densizler.." dedim.. Karşımda el-pençe duruyorlardı.. Suçlarını bilen ve cezasına razı olan suçlu gibiydiler..
 
-- Bre densizler.. Her âşık sizi örnek alıyor.. Siz çok meşhurmuşsunuz, âşık olduğunuz kadın için herşeyi yapmışsınız.. Ben, yüzyılın âşığı iken; adım-sanım anılmaz iken, herkes benimle alay ederken, siz meşhur olmuşsunuz.. Söyleyin bana.. Söyleyin hemen.. Ne yaptınız da bu kadar dillerde dolaşır oldunuz..
 
     Sert sözler söylediğimden olsa gerek, korkmaya başladılar.. Birşeyler söylemek istiyorlardı ama söyleyemiyorlardı.. Korktuklarını anlayınca, emir verir gibi "Sen hemen konuş.." deyip Mecnun'u gösterdim..
 
-- Ben.. ben..
 
     Kekeliyordu.. Konuşamıyordu.. Benden korkuyordu.. "ee sen.. ?" deyip devam etmesini istedim..
 
-- Ben, Leyla'ya âşık oldum.. Âşkımdan çöllere düştüm.. Çöllere düşünce meşhur oldum..
 
-- Tamam anladım, sus sen.. 

     Sonra Ferhat'a baktım..
 
-- Sen nasıl meşhur oldun.. ? Ne yaptın da dilden dile aktarılır oldun.. ?
 
-- Ben, Şirin'ime kavuşmak için koşulan şartları yerine getirdim.. Dağları deldim..
 
-- Tamam, anladım.. Sen de sus.. Şimdi cevap verin bana, sen çöllere düşünce, sen dağları delince; sevdikleriniz de seviyor muydu sizi.. ?
 
Mecnun : Evet, Leyla'm beni severdi.. Ailesi istemezdi..
 
Ferhat : Evet, Şirin'im beni severdi.. Ailesi istemezdi..
 
-- Bre densizler.. Bre haksız şöhret sahipleri.. Sen Leyla'yı sevmişsin, Leyla seni.. Sen Şirin'i sevmişsin, Şirin seni.. Sevdiklerinize kavuşmak için ölümü göze alacak işler yapmışsınız.. Bunu herkes yapar, nedir bu kadar büyütülmesinin sebebi.. ? Siz nasıl olur da dilden dile bu kadar aktarılır olmuşsunuz.. ? Siz nasıl olur da benden çok konuşulur olmuşsunuz.. ?
 
     Baktım her ikisine de.. Cevap yok.. Karşımdalar, lâl olmuşlar..
 
-- Her ikiniz de sevdiğinizden karşılık görmüşsünüz.. Ben hem çöllere düştüm, hem dağları deldim.. Gerektiğinde sustum, gerektiğinde kükredim.. Zamanı geldi dünyayı yer ile yeksan ettim.. Bekledim sabrettim, sabrettim bekledim.. Bir gülümsemesi için son nefesimi verdim.. Bir güzel söz söylesin diye kalbimi emrine verdim.. Tüm bunları yaparken, hiç ama hiç karşılık görmedim.. Ben sevdim.. Karşılıksız sevdim.. Karşılıksız bekledim.. Karşılıksız ağladım.. Karşılıksız hâyâl ettim.. Sen çöllere düştün de acı mı çektin sanırsın.. ? Sen dağları deldin de iş mi yaptım sanırsın.. ? Ben, sevdiğimi, O bir başkasını severken bile bekledim.. Ben, sevdiğimi, O bir başkasına âşıkken bile bekledim.. Ben sevdim, karşılıksız sevdim, karşılıksız bekledim.. Kim daha çok acı çekmiş..? Kim daha çok haketmiş.. ? Söyleyin, hemen söyleyin.. ?
 
     Yüzüme bile bakamıyordular.. Gözleri aşağıda, suçlu birer çocuk gibi gözlerini kaçırdılar benden..
 
-- "Yıkılın karşımdan.." dedim.. "Yıkılın.. Gidin sahte şöhretinizle yaşayın.. Bekleyen benim.. Seven benim.. Karşılık görmeyen benim.. Sahte şöhreti siz yaşayın, defolun gidin.. "
 
     Kayboldu hepsi teker teker.. Ne Mecnun vardı karşımda, ne Ferhat.. Bir cin kalmıştı yanıbaşımda.. Biraz bekledi.. Gözümden akan yaşı elleriyle sildi.. Gözyaşım ile ıslanmış ellerini yüzüne sürdü..
 
-- Bir sevdalının gözyaşı, onbin yıllık hayattır bana.. Bu gözyaşları ile onbinyıl boyunca yaşayabileceğim.. Senin sevdan, bana onbin yıllık hayat verdi..
 
     dedi ve gitti..
 
     Sevgi bu idi; kimine hayat, kimine acı verirdi..
 


0 Yorum:

Yorum Gönder