İtiraf Ediyorum : Pintiyim..

     Ben, kendimi, temiz zannederdim ama annem gelince ne kadar pinti olduğumu öğrenmiş oldum..
 
     Dışarıdan gelen biri, yüzeysel baktığından, benim evi temiz zanneder.. Hatta bir de içinden "Maaşallah <Çocuk>'a.. Hem çalışıyor hem de evi pırıl pırıl.. Allah herkese böyle hamarat evlat nasip etsin.. " diye dua ederler.. Lakin durum göründüğü gibi değil; vahim, çok çok vahim bir boyutta..
 
     Annemin gelmesi ile evin belirli köşelerinden öyle pislikler çıktı ki; ben işten gelir-gelmez, annem, "Bana bilet al.. Tekrar memlekete gideceğim.." diye dile geldi.. Canım anacım, bugün o kadar çok çalışmış ve yorulmuş ki, yorgunluğa dayanamadı ve akşam saat dokuz buçukta yatağa gitti.. Yemin etti; tam onyedi tane gömleğimi ütülemiş.. Tabii ev bu kadar pinti olunca ve bir de gömlekler ütülenmeyince, ablalarıma verdim-veriştirdim.. Hatta bir ara o kadar ileriye gittim ki, anneme bile suç buldum..
 
-- Suç senin.. Kızlarını hamarat yetiştirseydin de böyle sıkıntı çekmeseydin..

-- Ermeni oğlu Ermeni.. Sen hangi sözümü dinledin ki ablaların da dinlesin!

-- Eeee ben erkeğim.. Söz dinlemem, söz dinletirim..  :)

-- Gülme..gülme.. Başkalarının oğullarına bak, annelerine yardım ediyorlar hep..

 
     Sustum.. Eğer bir anne, örnek olarak başkalarının oğullarını vermişse, kesinlikle susman gerekir, yoksa bu örnekler saatler sürer.. İşin ilginç yanı verilen örnekler hep kendi çıkarlarına uygun örneklerdir.. Ben, benim gibi tembel birkaç örnek versem; "Sen onlara bakma.. Onlar zaten hayırsız" diye etiketi yapıştırır..
 
     Sevindiğim nokta ise annemin, benim salondan bozma odayı temizlemiş olması ama bilgisayar masası tarafına dokunmaması oldu.. Bilgisayara birşey olur diye korkuyor ve temizliğine bilgisayar masasını dahil edemiyor.. Eğer bilgisayarı silmeye kalksa idi ve klavyeyi görse idi, sanırım beni evlatlıktan reddederdi..
 
     Hayatım bilgisayarın karşısında geçtiğinden, insani ihtiyaçlarımı da bilgisayar karşısında gideriyorum.. (Hemen aklına fena şeyler gelmesin : Tuvalet hariç..   ) Klavyenin arasında ne yok ki ; cips kırıntıları, kola döküntüleri, toz, pizza parçacıkları ve buna benzer ıvır-zıvır.. Durum o kadar vahim ki; geçen gün klavye tuşlarının arasında, geçen sene kaybettiğim, 1 TL'ye aldığım çorabımın tekini buldum.. İşin kötü yanı, kaybolan çoraptan umudumu kestiğimden, çorabın eşini atmıştım.. Bu yeni bulduğum çorabı atmıyorum şimdi, olur da o attığım çorabım yine evin içinden bir yerden çıkarsa, yine tek çorapla kalmayayım.. Kırk sene saklarım artık bu eşi olmayan çorabı..
 
     Abarttığımı sanıyorsunuz değil mi ? Kesinlikle değil.. Durum o kadar vahim bir boyut aldı ki ; define avcıları, benim klavyede kazı yapmak için benden izin istediler.. Buldukları definenin yüzde yirmibeşini bana vereceklermiş.. Tuşlarının arasından çorap çıkan bir klavyeden, Karun'un kayıp hazinelerinin de çıkacağına inanıyorlar..
 
     Durum bu kadar vahimken bir de annem gelip temizlik yapmaya kalksa idi, halim nice olurdu benim.. ? Kim bilir, kimin çocuklarını örnek gösterirdi bana : 
 
-- Hasan'ın oğlu Ahmet'in bilgisayarından hiç çorap çıkmadı.. Çünkü temiz çocuk..

-- Ondan değil anne.. Hasan'ın oğlu Ahmet'in bilgisayarı yok.. O yüzden çıkmamıştır..

-- Sus.. Ermeni oğlu Ermeni.. Hem pinti hem de annesi ile dalga geçiyor..
 
 



2 Yorum:

:)) Çok güldüm ama pinti sözcüğünü yazıyla ilişkilendiremedim. Benim hatam sanırım affola

 

Fikriye ;
Gülümsemen daim olsun inşallah.. Her daim gülümseyebilmen dileğiyle..
"pinti" kelimesine sen böyle şüpheci bakınca, ben de şüphe ettim nedense.. Türk Dil Kurumu'na girersen, cimri"nin yanında diğer anlamının "kirli, pis" anlamında olduğunu göreceksin.. Ki zaten benim memleketimde "pinti" kelimesi, kirli, pis anlamında kullanılır.. Bu sebeple kullandım..

Ayrıca böyle dikkatli olup uyarman da ayrıca hoşuma gitti..

 

Yorum Gönder