Uzaktaki Şehr-i İstanbul'um..

     Eskiye nazaran daha fazla seviyorum Şehr-i İstanbul'u.. Kadıköy, Moda, Bakırköy, Eminönü, Taksim, Sarayburnu, Gülhane, Bayezid; kolay kolay kopamam buralardan.. Sıkışık trafikte çektiğim eziyeti, Karaköy-Kadıköy arası vapurda unutuveriyorum.. İnsanların vurdumduymazlığını, Gülhane Parkı'nın üst tarafında içtiğim bir bardak çay ile boşverebiliyorum.. Her geçen gün, Şehr-i İstanbul ile bütünleşiyorum.. Yine de...
   
     ...yine de nedendir bilinmez, son günlerde Şehr-i İstanbul'dan farklı bir yerde yaşama isteği sardı ruhumu.. Deniz kenarında, her türlü sosyal aktivitenin olduğu küçük bir şehirde yaşamak istiyorum.. Geceleri hayatın donmadığı, çocuk sesleri ile martı seslerini aynı anda duyabileceğim bir şehir olsun istiyorum.. İçine kitaplarımı, yatağımı, bir kaç tane yer yastığını ve bilgisayarımı koyabileceğim, bir odası ve bir salonu olan küçük bir evim olsun.. Balkonunda geceleri kahve eşliğinde kitap okuyabileyim, maziye daldığımda bir türlü mırıldanabileyim istiyorum..

     İlla ki deniz olmalı.. Gece sahilde yürüyebilmeliyim.. Sadece sevişmek için sahili kullananların aksine, âşk tazelemek için de sahilde elele dolaşan insanları görebilmeliyim..

     Pazar kahvaltılarını, balkonda yapabileceğim bir yer olmalı.. Zeytinle, peynirle, reçelle, yumurta ile şakalaşabilmeli, onlarla sohbet edebilmeliyim.. Zeytine, 'zeytin gözlüm' diye iltifatlar edebilmeli, beyaz peynire 'kanın çekilmiş' deyip tebessüm edebilmeliyim.. Reçele, "Sen ne tatlı şeysin öyle" deyip, yumurtaya, "Doğruyu söyle; tavuk mu senden çıkıyor, sen mi tavuktan..?" gibi sorular yöneltebilmeliyim..



   Bu saydıklarımı, belki Şehr-i İstanbul'da da yapabilirim ama nedendir bilmiyorum, Şehr-i İstanbul bana hep yalnızlığımı ve kimsesizliğimi anımsatıyor.. Sanki farklı bir yere gittiğimde, artık yalnız olmayacak, o gittiğim küçük şehirdeki tüm insanları tanıyacak ve onlarla dost olacakmışım gibime geliyor.. Sanki o küçük şehirde, yeniden birine âşık olabilecek, kahvaltıları beraber yapabilecek, sahilde beraber gezebilecek, sinemaya beraber gidebilecek ve mırıldandığım türküleri onun gözlerine bakarak söyleyebilecek gibiyim..

     Sanki yaşayamadığım güzellikleri o küçük şehirde yaşayabilecek gibiyim..




14 Yorum:

bu yazı bana bir yerden tanıdık geliyor ama acaba yanılıyor muyum? malum yaşlandım ya ben uyduruyor da olabilirim:)

şehri istanbuldan bir tane daha yok.her şehirde yaşayabilirim ama istanbuldaki huzur ve mutluluğumu bulabileceğimi sanmıyorum.tıpkı üsküdar ve kadıköyde hissettiklerimi burada bulamadığım gibi.

Hani demiş ya Nazım Hikmet

"Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye
İşte ben onlardan değilim
Ben sensiz de yaşarım
Ama seninle bir başka yaşarım" tam da İstanbul'a karşı hislerim böylesi işte...:)

 

Kelimelerle Dans ;
Yanılmıyorsun.. Tanıdık gelmesi normal ama sadece bunun tanıdık gelmesi anormal.. Hepsi eski çünkü..

 

bunda emin olamadığım için sordum zaten.fark ettiklerimde sesimi çıkarmıyordum.inşallah yep yeni yazılarda görmek kısmet olur :)

 

Kelimelerle Dans ;
Olur olur.. Ki oluyor da çoğu zaman..

 

* belki şehr-i İstanbul'un içindedir o şehir
senin ona ulaşmanı bekliyordur
peki bunun sen farkında mısın?

 

ne guzel olurdu:(

 

Next ;
Bazı şeylerin pek farkında olamıyorum.. Birinin illa gözümün içine sokması lazım..

Adsız ;
Hı hı.. Öyle olurdu..

 

*bazı şeyler için geç olmadan farkına varmazsan tabi çaba da harcamazsan ve oturup birinin gözüne sokmasını beklersen, çok beklersin der next.

 

Next cok dogru swoyler!

 

Next ;
Çok beklemeye devam o halde..

Adsız ;
Maaşallah o halde..

 

*çok bekleme çünkü "çok yok şu zamandan" onun için "alacağını al hayattan" der next ve iyi geceler diler.

 

http://www.youtube.com/watch?v=uNUnUJmZ7SM&feature=kp

 

Kamer_ce ;
"Sen yoksun yanımda, neyleyim İstanbul'u?" falan diyor şarkıda..
Bana hitap etmedi bu sözler doğrusu..
Ben, Şehr-i İstanbul'dan kırk yılda bir kaçmak isterim; o da kendimden kaçmak istediğim zamanlardır.. Kendimle başlıyor, kendimle bitiyor tüm isteklerim..

 

Yorum Gönder